ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE-BABANIN TEPKİLERİ...(Eğitim yazıları)

Çocuklar bizim tepkilerimize göre, neye ne kadar önem verdiğimizi tesbit ederler.

Mesela çocuğu, dersten düşük not aldığında telaşlanan ve çareler arayan ebeveynler, Onun ahlaksız bir davranışı karşısında bu kadar telaşlanmıyor, zamanı gelince düzelir diye düşünüyorsa; çocuk iyi not almanın güzel ahlaktan daha önemli olduğunu düşünür ve benimserler.

Çocukları parasını kaybettiğinde buna üzülen ve sıkı sıkı tembihleyen ebeveynler, onların ahlaksız sayılan davranışları karşısında bu kadar üzülmüyor ve telaşlanmıyorsa, çocuklar, paranın ahlaki ilkelerden daha önemli olduğunu düşünür ve bu görüşü benimserler.
Örnekleri çoğaltabiliriz fakat bu kadarı meramımızı anlatmaya kafidir.
16/09/2019- TAVŞANLI

KIRGINLIKLAR DÜŞMANLIĞA DÖNÜŞMEDEN...

Dostlar arasındaki kırgınlıklar tamir edilmezse,
zamanla düşmanlığa dönüşebilir.

Özellikle incinen taraftaki yara git gide büyüyüp  tüm bedeni etkisi altına alabilir.

"Müminler ancak kardeştirler öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltiniz..."  Ayet-i Kerimesini iyi idrak etmek lazım. 

Bu Ayet-i Kerime, kimlere ne gibi sorumluluklar yüklüyor acaba?

CAMİLERDEKİ ÇOCUK GÜRÜLTÜLERİ.

Camilerimize, masum, günahsız çocuklarımızın gelmeleri oralara ayrı bir güzellik katıyor.
Bizim çocukluğumuzda camiye gelen çocukların kıkırdaşmalarına bazı büyükler aşırı tepki gösterip çocukların camiden soğumalarına sebep olabilirlerdi. Hatta cami avlusunda oynayan çocukları da kovarlardı.
Bu gün böyle aşırı tepkiler yok hamdolsun. Diyanetin ve imamlarımızın da bunda katkısı var. Fakat bir problem var onu da halletmek gerekiyor.
Özellikle yatsı namazlarında (farz kılınırken) üç dört yaşlarındaki küçük çocukların safların boşluğunda bir o başa bir bu başa koşuşturduklarına defalarca şahit oldum. Tabii bu durum namaz kılanların dikkatini dağıtıyor.
Bazen de, safların arkasında bağrışarak koşturmalar oluyor ki, bu da ister istemez namazın huşu'unu engelliyor.
Çocukları camiye alıştıralım derken büyükleri camiden uzaklaştıracağız diye endişe ediyorum.
Çocuklar camiye gelmeli, oranın manevi havasını teneffüs etmelidir. Lakin çocuğa camiyi bir oyun alanı gibi göstermemeliyiz. Oranın bazı kuralları olduğunu öğretmeliyiz. Çocukları mümkünse yanımızdan ayırmamalı, koşmalarına ve bağrışmalarına müsaade etmemeliyiz. Buna rağmen elbette çocuklar bir araya geldiğinde gülüşürler, kıkırdaşırlar. Bunlara da aşırı tepki göstermeden münasip bir lisanla uyarmalıyız.
Çocuklarını namaza getiren bazı babalar/dedeler görüyorum. Önceden öğretilmiş ki ,çocuk babasının veya dedesinin yanından ayrılmıyor. Sessizce sağa sola bakarak anlamaya çalışıyor. Babasının yaptığı hareketleri yapıyor. İşte, çocukların camiye alıştırılması böyle olmalıdır.
Ankara'da ikamet eden bir dostum, Ramazanda çocuk gürültüsünden yatsı ve teravih namazlarını zor kıldığından şikayet etmişti. Muhtemelen bu durumdan muzdarip epey kişi vardır. Onların da hassasiyetlerine saygı duymalıyız.
Bu konuda başta ebeveynler olmak üzere gerekli merciler uyarılarını uygun bir lisanla yaparlarsa durumun düzeleceğine inanıyorum.

15-09-2019.  Ali USLU/ TAVŞANLI

"ALİ OSMAN" İSMİ ÜZERİNE

.
“ALİ OSMAN” İSMİ ÜZERİNE
Ali Osman ismi hep dikkatimi çekmiştir.
Halkı Müslüman olan diğer ülkelerde böyle bir isim var mıdır bilmiyorum.
Fakat, Anadolu'da bir çok Ali Osman ismi vardır. Bu ismi çocuklarına veren Anadolu Müslümanları adeta şu mesajı vermişlerdir:
"Bizler Hem ehl-i beyti çok severiz hem de diğer sahabileri çok severiz."
Ne güzel bir barış kültürü. Allah Teala bu güzellikleri bize yaşatan atalarımıza rahmet eylesin. Peygamber Efendimize, ehl-i beytine ve tüm sahabilerine selam olsun.

EĞİTİMLE İLGİLİ GÜZEL BİR YAZI (İKTİBAS)

   Geçenlerde bir sohbet esnasında “Kel Mahmut gibi hafızam var” dedi bir öğretmen arkadaşım. “30 yıl önceki öğrencilerimi bile numaralarıyla hatırlıyorum…”
Sonra saymaya başladı. Doktorlar, öğretmenler, mimarlar, mühendisler, eczacılar, diş hekimleri, başarılı işadamları…
Bunlardan bazılarının üzerinde ne kadar çok emeği olduğundan bahsetti. Haylaz, yaramaz pek çok öğrencisinin şimdi başarılı birer insan olduğunu anlattı.
“Kazandığın öğrencileri iyi hatırlıyorsun” dedim.
“Evet” dedi… “Dedim ya, güçlüdür hafızam…”
“Ben de hatırlıyorum” dedim… “Kaç öğrenciyi kazandığımı, kaç öğrencimin adam olduğunu, kaç öğrencimin elinden tuttuğumu, kaç öğrencimi uçurumun kenarından çekip aldığımı, kaç öğrencimin başarılı olduğunu, kaç öğrencimin beni gururlandırdığını çok iyi hatırlıyorum…”
“Ama” dedim. “Ama ben bir şeyi daha hatırlıyorum…”
“Neyi?” dedi…
“Kaç öğrencimi kaybettiğimi de hatırlıyorum. Kaç öğrencimden vazgeçtiğimi, düşerken elinden tutamadığımı, kaç öğrencimi dinlemediğimi, anlamadığımı, anlayamadığımı, kaç öğrencimin imdat dilenen bakışlarını okuyamadığımı çok iyi hatırlıyorum… Düşerken yetişemediklerimi, düştüklerini anlayamadıklarımı, anlamadıklarımı, yanlış anladıklarımı da hatırlıyorum…”
Sustu… Ben devam ettim…
“Kazandıklarımızla övünmek hadi hakkımız olsun, ancak kaybettiklerimizle dövünmek de görevimiz değil mi?”
Gözlerim buğulandı…
“Ben kaç öğrenciyi kazandığımın değil, kaç öğrenciyi kaybettiğimin hesabını yapıyorum…”
“Kaç öğrenciyi kaybettin?” dedi.
“Sıfır’dan çok” dedim… “Bu yüzden gerçekten çok üzgünüm…”
Westbrook Lisesi'ni Kurtarmak” filmini izlediniz mi? İzlemediyseniz mutlaka izlemelisiniz. Filmde zenci drama öğretmeniyle, okulu kapatmak için görevlendirilen okul müdürü arasındaki konuşma çok etkileyici. Aslında yazıma ilham veren şey de bu konuşma oldu. Zenci drama öğretmeni okul müdürüne şöyle diyor filmde:
Öğrencilerden birinin okulu bıraktığını biliyor musunuz? 16 yaşında ve eğitimini bitiriyor. Tehlikeli bir yola giriyor, ben bunu hissedebiliyorum. Onu kurtarmak için her şeyi yapıyorum ama kaybedilmiş bir savaşın içindeyim… Nasıl hissettirdiğini biliyor musunuz? Ben kaç öğrenci kurtarmış olsam da kaybettiklerimi hatırlıyorum…
Kazandığımız pek çok öğrenci oldu. Bundan sonra da pek çok öğrenciyi kazanacağız… Gayretimizle, fedakârlıklarımızla pek çok öğrenciyi kurtaracağız.
Kurtardığımız öğrencileri hatırlamak hakkımız…
Kurtardığımız öğrencileri hatırlayarak mutlu olmak da…
Ancak…
Asıl kaybettiklerimizi hatırlamalıyız…
Hatırlamalıyız ki, bundan sonra kaybettiğimiz, kaybedeceğimiz bir tek öğrenci olmasın…
Bu yüzden…
Sorunlu öğrenciyi “umutsuz vaka” olarak görmek ve onu eğitim sisteminin dışına itmeye çalışmak yanlış ve asıl sorunlu olan vaka bu düşünce sistemi…
Yapmamız gereken şey, öğrenciyi sınıfımızdan, okulumuzdan atmak ya da ilgi alanımızın dışına itmek değil…
Asıl yapmamız gereken, bizi sorunlu öğrencilerden vazgeçmeye yönelten düşüncelerden kurtulmak için mücadele etmektir.
Bunu yaparsak…
Yani hiçbir öğrencimizden vazgeçmezsek…
Kazandıklarımızla övünmekten çok, kaybettiklerimiz için dövünürsek…
Ve kaç öğrenciyi kaybettiğimizi hatırlarsak…
Hem iyi bir insan, hem iyi bir öğretmen oluruz…
Ali ÇAM Eğitimci Yazar

MESLEĞİNDE ÖRNEK KİŞİLER-2 (HADEME YAŞAR ABİ)

   Meşru iş olmak kaydıyla hangi iş olursa olsun ,işinin hakkını veren kimselere hep saygı duymuşumdur.
Hele bu kimseler toplum hizmeti veriyorlarsa saygım daha da artar. Çünkü devlet dairesine girdikten sonra işini hakkıyla yapanla işini savsaklayan kimseler aynı maaşı alırlar. Ve onların iş akitlerini feshetmek pek kolay değildir.

 İşinin hakkını veren bir hizmetli görevini savsaklayan veya beceriksiz bir öğretmen ve müdürden daha değerlidir benim gözümde.

Bu gün anlatacağım kişi de, görevini layıkıyla yapanlardan hizmetli Yaşar abimizdir.
1994 yılında İHL ye tayinim çıktığında dikkatimi çeken şeylerden birisi de Yaşar (Eser) abinin çalışması ve gayreti olmuştu..
O yıllarda dört hizmetli vardı okulumuzda. Her kat bir hizmetlinin uhdesine verilir, o katın temizliğinden malzemelerinden vs. onlar sorumlu olurdu.
O dönemlerde İlçenin yollarının çoğu asfalt olmadığından öğrencilerin çoğunun ayakkabılarında az  da olsa çamur olur, çamurlar kuruyunca dökülür, sınıfları koridorları ve merdivenleri kirletirdi. İyi süpürülmediğinde çocuklar geçtikçe toz kalkardı.
Yaşar abinin olduğu kat hemen fark edilirdi. Koridor ve sınıflarında pek toz göremezdik.
Çünkü, öğrenciler derse girince koridorları  paspasla temizler merdivenleri süpürür WC leri temizlerdi.
Öğrenciler gittiklerinde sınıfları emek çekerek süpürür, orta yerleri paspas yaparak ince tozları da alır, sonra da masa ve sıraları nemli bezle temizlerdi.
O katta derse giren öğretmenler sınıfların temizliğini hemen fark ederler, daha rahat ve huzurlu ders işlerlerdi.
Diğer katlardan birinin temizliği de nispeten güzel olurken, diğer ikisinin temizliği bazen üstün körü yapılır, İnce tozlar alınmadığından öğrencilerin giriş ve çıkışlarında tozlar kalkar dersin ilk dakikaları pencere açtırmakla geçerdi. (O dönemler hem orta okul hem de lise kısmımız aynı binadaydı. Özellikle orta okul sınıflarında giriş-çıkışlarda hemen toz kalkardı.)
Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde O dönem idarecilik yapan büyüklerime Yaşar abiyi sorduğumda, benim bilmediğim yönlerini de anlattılar.
Mesela; Okul için alınan ve artan malzemeleri  bir kaç yıl sonra bile "şu malzemeler var mıydı" diye sorulduğunda  varsa, hemen çatıdan bulup getirirdi." dediler.
 Bu da gösteriyor ki Yaşar abi okulun işini ve malzemelerini kendi işi ve malzemeleri gibi görmüş. onların bir emanet olduğunun bilincinde olmuştur.
Allah Teala Ondan ve onun gibilerden razı olsun.

Yaşar abi uzun zaman önce emekli oldu ve  köyünde  (Örenköy'de) yaşıyor.
Rabbimiz, kendisine hayırlı ve huzurlu ömürler nasip eylesin.

Benzer diğer yazımız (Marangoz Kara Mehmet) için lütfen tıklayınız.
http://www.aliuslu.net/2018/05/mesleginde-ornek-kisiler-1-marangoz.html

  

ÖĞÜT VERMEDEN EĞİTEBİLMEK.

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLER-2 (ANADOLU İRFANI)
TEMA Vakfı başkanı, Sayın Hayrettin Karaca'yı yıllar önce bir TV programında dinlemiştim.
O küçükken, annesi yemek yaptığında, bazen komşularına, özellikle yoksul veya yaşlılara yemek gönderirmiş. Gönderirken çok kısık bir sesle dermiş ki:
"Hayrettin! Bunu al falan teyzeye ver gel."
Hayrettin bey diyor ki:
Ben annemin konuşma tarzından bu işin çok gizli tutulması gerektiğini anlardım ve öyle yapardım.
Oysa annem o konuşmayı kısık sesle yaparken evde zaten üç kişi bulunuyorduk. Annem, babam ve ben. Dolayısıyla konuşmayı hepimiz duyuyorduk. Fakat O, kısık sesle konuşarak yapılan iyiliğin gizli yapılması gerektiğini bana öğretmiş oluyordu.

İrfan sahibi bu Anadolu kadını, hem iyilik yapıyor hem de  bu davranışıyla çocuğuna şunları öğretiyordu.
1-İyilik yapmayı, infak etmeyi, zayıflara karşı duyarlı olmayı öğretiyor.
2-İyiliğin nasıl yapılması gerektiğini öğretiyor.
3- Komşuluk hak ve sorumluluklarını öğretiyor.
 

MANŞET!

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE-BABANIN TEPKİLERİ...(Eğitim yazıları)

Çocuklar bizim tepkilerimize göre, neye ne kadar önem verdiğimizi tesbit ederler. Mesela çocuğu, dersten düşük not aldığında telaşlana...