OLAYLARI ŞARTLARA GÖRE DEĞERLENDİRMEK

İnsanlar hayat yolculuklarında bazen bir kaç seçenek arasında kalırlar. Bu seçenekleri araştırır, değerlendirir ve kendince en uygun olanı tercih ederler. Aradan zaman geçer bazen yapılan seçeneğin doğru olduğu ortaya çıkarken bazen de hatalı olduğu ortaya çıkar. Fakat tercihinin hatalı olduğunu anlamak için bu kadar senenin geçmesi gerekir.

Tercih yapılırken iyi niyet ve doğruya ulaşma gayesi olduğu müddetçe geçmişle ilgili suçlamaları insafsızca bulurum. Çünkü bu eleştiriler aradan yıllar geçip seçeneklerden hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğu ortaya çıktıktan sonra yapılmaktadır.

Bazen de bir çok seçenek olmasına rağmen şartlar gereği önünde fazla bir seçenek olmaz ve mecburen onu tercih eder. Örnek verecek olursak sabit gelirli bir kişinin 100 000 lira parası var. Araba almak istiyor. Bu kişinin alabileceği arabalar bellidir. Çok iyi arabalar olmasına rağmen kişi onları tercih edemeyecektir.

Yine aradan yıllar geçip şartlar değiştikten sonra bu(mecburi) tercihin eleştirilmesini de pek insaflı bulmam. Olayları değerlendirirken o zamanın maddi-manevi-siyasi şartlarını göz önünde bulundurmak gerekir.

Gerek kişilerin gerekse devleti yönetenlerin geçmişteki kararlarını ve yaptıklarını değerlendirirken içinde bulundukları şartları göz önünde bulundurmak gerektiğini düşünürüm.

Bir de şöyle bir problem var. Önemli bir kişinin geçmişte yaptıklarını veya aldığı kararları en doğru kabul edip bu gün de aynı doğrultuda gitmemiz gerektiğini iddia etmek de bizi yanıltabilir. Çünkü belki o kararları (daha iyi seçenekler olmasına rağmen) şartlar gereği kabul etmek durumunda kalmış olabilir.Veya o gün bulunmayan bu gün çok daha iyi şartlar ve seçenekler oluşmuş olabilir.

 

 


KURAN-I KERİM'DEN DAHA FAZLA İSTİFADE ETMEK İÇİN:

Kur'an okurken veya dinlerken "Ey iman edenler! :Ya eyyühellezine amenu..." hitabının yanına parantez içinde kendi ismimiz yazılmış olarak düşünürsek daha çok istifade ederiz inşaallah.

GÖBEĞE HALKA TAKMAK CAİZ MİDİR (!)

 2003 yılıydı. Bir ilköğretim okulunda 8. sınıf öğrencilerimden bir kız derste bana çok garip gelen bir soru sormuştu.

-Hocam! Göbeğe halka takmak caiz midir"

Sordum; "Bu halkayı nerede takacaksın? Özel odanda mı yoksa başkalarının yanında mı?”

-Çarşılarda falan hocam.

Dedim ki: “Evladım bir bayanın göbeği onun mahrem yerlerinden olduğundan namahrem kimselere göstermek caiz değildir. Evinde takacaksan veya giysilerinin altında takacaksan bir şey diyemem. Ama başkalarına göstermek tabi ki caiz değildir.”

O zamanlar çarşılarda göbeğini açan bayan görmediğim için bu soruya çok şaşırmıştım. "İnsan göbeğini çarşıda niye açsın ki" diye.

Şimdi bakıyorum da bu işler burnumuzun dibine kadar gelmiş.

Rabbim neslimizi muhafaza eylesin. Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların maskarası/ oyuncağı durumuna düşürmesin.

 


BÜYÜK KIRGINLIKLAR...

   "Telafisi daha zor olan dargınlık mıdır yoksa kırgınlık mı?" diye düşündüm. Kendimce bulduğum cevaba göre "Bu durum kırgınlığın boyutuna göre değişir." oldu.

Bu soruyu sormama sebep olan şey, internette izlediğim bir programda huzur evlerindeki yaşlılarla yapılan röportajlar oldu.

Bir çoğunun ortak görüşü huzur evi şartlarının fiziksel olarak çok iyi oluşu fakat bunu yetmediği. Çoluk çocuklarını özledikleri yönünde.

Bir çoğunda gözlemlediğim durum ise büyük kırgınlıkları var çocuklarına karşı. Çocukları küçükken onlara yaptıklarını anlatıyorlar. Sonra gözleri doluyor...

Kimisi "evlat yetişterememişiz" diyerek suçu kendisine alır gibi yaparken bile çocuklarına olan kırgınlığını ifade ediyor.

Tabii herkes olaya kendi penceresinden bakıyordur. Karşı tarafı dinlesek ne gibi şeyler anlatacaklar o da ayrı konu. 

Benim aklıma ise şunlar geldi.

Anne-babalar, bir gün yaşlanacaklarını düşünerek yaşamalı, çoluk-çocuklarına karşı onları incitecek şeylerden uzak durmalıdırlar. Onların yanında sevgi ve saygılarını yitirmemelidirler. "Ben atayım benim dediğim olur" düşünceleri varsa bu düşüncelerini henüz yaşlanmadan gözden geçirmelidirler.

 Çocuklar ise bir gün kendilerinin de yaşlanıp bakıma muhtaç hale gelebileceklerini unutmamalı, anne-babalarının da insan olduğunu  onların da hata yapabileceklerini düşünmeli, olumsuz bir iki cümle ve davranışa takılmamalıdırlar. Her şeyden önce Anne babaya, yaşlılıklarında hizmet etmenin, onların sıkıntılarına katlanmanın dünya ve ahirette büyük mükafatları olduğunu unutmamalıdırlar.

Bir de "ben bakacağım ama eşimden dolayı bakamıyorum" deniliyorsa; kendi evine getirmeden onların yanında onlara yardımcı olmaya çalışılabilir veya iyi niyetli olduktan sonra başka çareler düşünülebilir.

Ankara’da bürokrat olup ta sırf yaşlı anne-babasına bakmak için erken emekli olup anne-babasına hizmet edenler biliyor ve duyuyorum. (Sadece Ankara'da bürokrat olanlardan değil, başka şehirlerden de normal memur veya iş yeri sahibi olan kimseler de var) "Niçin anne-babasını yanına getirmemiş" diyebilirsiniz

Ya yaşlılar gelmek istemiyor. (Doğdukları yerden ayrılmak istemiyorlardır) veya bürokratın eşi eve gelmelerini istemiyordur. Adam zorlasa kendi aile huzuru bozulacak. Zaten “gönülsüz aş ya karın ağrıtır ya baş" misali zorla bakım olmayacak, olsa da yaşlılar huzursuz olacaklardır.

Bu tür olaylarda hem dinlediklerim hem de gözlemlerim şudur:

Anne-babalarına yaşlandıklarında yardım için işini terkedenlere Allah Teala daha fazlasını bir şekilde ikram ediyor ve bundan sonraki hayatları hem maddi hem manevi yönden daha kaliteli oluyor.

BANA NASİHAT EDER MİSİNİZ...

 

-Hocam! Bana nasihat eder misiniz?

*-Ölüm var kardeşim. Hem de hiç kimseyi ıskalamayan, yüzde yüz herkesin karşılaşacağı ölüm var... Sonra da hesap var.

-Biliyorum hocam...

*-Gerçekten biliyor musun?

-Evet hocam, biliyorum.

*-Gerçekten bir gün öleceğini ve sonra da hesap vereceğini biliyor musun? Bunun idrakinde misin? Bunun bilincinde misin?

"Bunun idrâkinde olanların ayrı bir nasihate ihtiyacı olmaz" diye düşünmüştüm.

 

İPİ KOPARMADAN...


 Elinizde bulunan ve sizin için önemli olan ipi, bir cisme bağladınız ve çekiyorsunuz veya cisim sizi çekiyor.

Baktınız bir yerde ip çok gerildi, her an kopma ihtimali var. Ne yaparsınız?

İpi biraz gevşetip başka çareler ararsınız değil mi? Biliriz ki, ip koptuktan sonra kesinlikle eski halini almayacaktır. Ya işe yaramaz hale gelecek ya da ekli bir durum oluşacaktır.

Çevremizdeki kişilerle olan irtibatımızı da aramızdaki ipe benzetebiliriz. Eşimizle, çocuklarımızla, anne-babamızla, arkadaşlarımızla v.b. Onlarla ilişkilerimizde İpin gerginliğini ve gevşekliğini iyi ayarlamak gerekir.

İrtibatımız olan kişilerle aramızdaki bağ ipi herkesle aynı değildir. Bazılarıyla daha sağlam bazılarıyla daha nazik olabilir. Fakat gerginlik anlarında daha fazla asılmak en sağlam ipleri bile kopartabilir.

 Bazı gerginlikler ise ipi kopartmasa bile ipin bazı liflerini koparıyor. Bu da ipin zayıf düşmesine neden oluyor ki kopması daha kolay hale geliyor.

Koptuktan sonra çare aramak yerine, ipi koparmadan tedbir almak hem daha kolaydır. Hem de daha akıllıcadır.

 


DİYALOG

*- Hocam' bundan adam olmaz.

- Nereden biliyorsun ileride adam olamayacağını?

*-Bilirim ben. Hem ne demişler . Yedisinde neyse yetmişinde de odur.

-Demek ki geleceği biliyorsun. Bu çok büyük bir iddia.

*-Yok canım geleceği bildiğim de nereden çıktı. Tecrübelerimden yola çıkarak söylüyorum.

- Pekii gençliğinde serseri olup da sonradan düzelen kişiler  yok mu? tanıdıklarının arasında.

*-Var ama çok az. 

-Az da olsa var yani. Peki bunlar niçin değişmiş olabilirler?

*-Kendisinin veya sevdiklerinin başına gelen olumsuz bir durum değiştirebiliyor bazen kişileri. Bir de çevresi iyi yönde değişenler etkilenip değişebiliyorlar. Benim gördüklerim bunlar.

-Bu gencin ileride değişmeyeceğini nasıl iddia edebiliyorsun o halde.

Kişilerin geleceğiyle ilgili konuşurken daha dikkatli konuşmalıyız değil mi? Belki şöyle demeliyiz. “Aynı kafayla giderse bundan adam olmaz” gibi.

*-Haklısın galiba.

 


MANŞET!

OLAYLARI ŞARTLARA GÖRE DEĞERLENDİRMEK

İnsanlar hayat yolculuklarında bazen bir kaç seçenek arasında kalırlar. Bu seçenekleri araştırır, değerlendirir ve kendince en uygun olanı t...