KAPSAYICI BİR DUA

 
    Peygamber efendimizin yaptığı ve bize de öğrettiği çok kapsayıcı bir dua vardır.

 
“Allah'ım ! Bildiğim ve bilmediğim (aklıma gelen-gelmeyen) tüm hayırları senden diliyorum;
Bildiğim ve bilmediğim tüm şerlerden sana sığınıyorum."
 
  "Mümin" demek bir manasıyla Allah’a inanan demek, başka bir manasıyla da Allah’a güvenen demektir.
 Bazen parça içinde güzel görünen bir şey, bütününden bakılınca güzel durmayabilir. Veya parça içinde hoş durmayan bir şey, bütününden bakınca güzel durabilir.

 Biz müminler kendi bilgilerimizin sınırlı olduğunu, geçmişle ilgili bilgilerimiz biraz olsa da, gelecek ile bilgilerimizin tahminden öteye gitmediğini biliriz.
Bununla birlikte, Rabbimizin ilminin sınırsız olduğunu, O’nun ilminin geçmiş ve gelecek her şeyi kuşattığına inanırız. Yani biz olaylara parça olarak bakabiliriz, fakat Allah Teala’nın bütününden gördüğünü bilir ve iman ederiz.
     İşte Peygamber Efendimizin yaptığı ve öğrettiği bu duayı yaptığımızda, bizler, olayların bütünü göremediğimizi itiraf ederek kendimizi Rabbimizin bilgisine teslim etmiş oluruz.
   Bizler ister hayır bilelim ister şer bilelim, Rabbimizin bildiği bizim için hayır olan şeyleri O’ndan isteriz. Yine, Rabbimizin bildiği, bizim için şer olan tüm şeylerden Rabbimize sığınırız. O şerlerden korunma dileriz.
 Peki, yaptığımız bu dua, duaların kabul edildiği bir an'a denk geldi ve kabul edildi diyelim. Bu durumda bundan sonra yapacağımız bazı dualarımızın kabul edilmeyeceği ve red olunacağı anlamına gelmez mi?
 Mesela yukarıdaki duası kabul olmuş bir genç düşünelim.  Duası kabul olunduktan sonra karşı cinsten birisine aşık oluyor ve onunla evlenmek için dua ediyor. Fakat bu genç o güne göre düşünüyor ve istiyor. Allah Teala ise bu evliliğin ileride şer olacağını, büyük geçimsizlikler yaşanacağını ve kötü bir şekilde sonuçlanacağını biliyor. Bundan dolayı duayı kabul etmiyor ve red ediyor. Bu genç ise ne kadar da dua ettim kabul olmadı diye için için yanıyor.
 Siz bunu iş konusunda, okul konusunda ve diğer konularda da düşünebilirsiniz.
 Demem o ki, bazı dualarımızın kabul edilmemesi, daha önce kabul olunmuş bazı dualarımız sebebiyle olabilir.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net

İDDİA EDİYORUM; HAYATINIZ DEĞİŞECEK

İDDİA EDİYORUM : HAYATINIZ DEĞİŞECEK
Bizi bilenler iddia ile alakamızın olmadığını ,tartışmalardan hoşlanmadığımızı bilirler. Fakat bu konuda ısrarcıyım. Çünkü kaynağım Kur'an-ı Kerim.
Hayatınızı değiştirecek olan iddiamın kaynağı şu ayet-i kerimedir:
“Kullarıma söyle; en güzel şekilde konuşsunlar. Yoksa şeytan aralarını bozar." (İsra /53)
Konuşmaları dörde ayıralım
1-Kötü,kaba ve çirkin konuşmalar.
2-Normal konuşmalar.
3-Güzel konuşmalar.
4-En güzel biçimde konuşmalar.
Rabbimiz bizden ne istiyor? En güzel sözlerle, en güzel biçimde konuşmamızı.
Peki kimlere karşı?.
Muhatabımız kimse onunla….Eşimizle, çocuğumuzla, arkadaşlarımızla, anne-babamızla, kardeşlerimizle, öğrencilerimizle, öğretmenlerimizle, kayınvalidemizle-gelinlerimizle…
Siz bunu muhataplarınıza göre çoğaltabilirsiniz.
Fakat” en güzel şekilde konuşmak” için sözleri seçerek konuşmak gerekir,düşünerek konuşmak gerekir. Ölçüp tartarak konuşmak gerekir.
Böyle yaptığımız takdirde iddiam şudur
*Eşiniz sizi daha çok sevecek ve varsa aranızdaki problemler azalacaktır.
*Çocuklarınız siz daha çok sevecek varsa problemleriniz azalacaktır.
*Eşinizin ailesiyle problemleriniz varsa azalacaktır.
*Amir iseniz memurlarınız, memur iseniz amirleriniz sizi daha çok sevecek ve güvenecektir.
*Öğretmenseniz öğrencileriniz, öğrenci iseniz öğretmenleriniz sizi daha çok sevecek . Ders anlama ve anlatmanız zevkli hale gelecektir.
*Arkadaşlarınız ve akrabalarınız arasında çok sevilecek ve itibar göreceksiniz.
Siz bu maddeleri çoğaltabilirsiniz.
Daha önemlisi ;Rabbimizin emrini yerine getirdiğimiz için, O'nun katındaki değerimiz artacaktır.
Peki güzel konuşmaz isek ne olurmuş? Şeytan aramızı bozarmış.
O zaman konuşmadan önce bir düşünelim. Konuşacağımız cümleler hangi tür bir konuşmaya giriyor. Güzel veya en güzel konuşma sınıfına girmiyorsa  konuşmadan evvel bir daha düşünelim.
Ne dersiniz. İddiamda haksız mıyım?
 

YARISINA KADAR (İbretlik olaylar)

İbretlik Olaylar: 4
YARISINA KADAR
Rahmetli Ayhan Oral abimizin son yıllarında birkaç kişiyle birlikte onun dükkanında  haftada bir gün meal okur, anlaşılmayan ayetlerin “saffetüt-tefasir” isimli tefsir kitabından  tefsirini okurduk. Dersten sonra bazen sohbet eder, çay içerdik.
 Sohbet esnasında  anlattığı Hacda yaşadığı  ibretlik olay hala hafızamda canlıdır
 1980 li yıllarda Ayhan abi eşiyle hacca gider. Bir gün bir kaç boş pet şişe alır ve uzak bir çeşmeye içme suyu doldurmaya gider. Dönüşte yanında bir minübüs durur. Ayhan abiden su isterler. Ayhan abinin tabiri caizse cimriliği tutar. Bir pet şişe verir fakat yarısını işaret eder. Minübüstekiler birer yudum içerler ve şişenin yarısını tekrar verirler.
   Ayhan abi ertesi gün mescitten evine gelirken yolunu şaşırır adeta tersi döner. Yanında eşi de vardır ve evden epeyce uzaklaşırlar. Sıcakta yol bulmaya çalışırlarken müthiş derecede susamışlar. Tabiri caizse dili damaklarına yapışmıştır. O zamanlar her yerde market  falan da yok. Bakmış karşıdan ihramlı bir şahıs geliyor. Ayhan abi o şahsa su var mı diye sorar bildiği arapça kelimelerle ve işaret diliyle. Adam ihramın içinden bir şişe su çıkarır ve yarısını işaret ederek verir. Ayhan abi  ve eşi şişenin yarısına kadar içerler. O anda Ayhan abi önceki gün yaptığının  hata olduğunu anlar ve hemen tövbe eder.
Mübarek yerler almak isteyenler için ibret doludur.

ÖFKE

   ÖFKE
   Tanıdıklarınızdan veya yakınlarınızdan aşırı derecede öfkelen kişileri görmüşsünüzdür. Öfke anında ağızlarından çıkanı kulakları duymaz, kendilerinden beklenmedik davranışlarda bu
lunurlar. Çoğu kez tanıdığınız kişinin gerçekten o olup olmadığını düşünürsünüz.
   Aklı devreden çıkaran öfke halinin, geçici delilik hali olduğunu okumuştum bir psikoloji kitabında.
Tanıdığınız kişilerin tanınmamasına sebep de işte bu delilik halidir. Kişinin yüzü kızarır, yüzü çirkinleşir, kaslar gerilir, ses tonu yükselir. Kin, nefret, intikam alma, karşı tarafı küçük düşürme ve zarar verme duyguları oldukça artmıştır. (Tabii bu arada şeytan eline geçen fırsatı sonuna kadar değerlendirmek istemektedir. Bu durumdan azami kar etmeyi düşünmekte ve ona göre her iki tarafa da vesveseler vermekte birbirlerine karşı kışkırtmaktadır.) Göz kararmıştır bir kere. Ağızlar sonuna kadar açılır. Bağırıp çağırmayla iş hallolmazsa kaslar konuşmaya başlar. Kavganın neticesinde elbiseler hırpalanmış, vücudun çeşitli yerlerinde morarmalar ve kanamalar meydana gelmiştir. Bazen öfke o seviyeye gelmiştir ki, silahlar devreye girmiş ve ölümle biten kavgalar bile olmuştur.
    Öfke geçtikten sonra pişmanlıklar, utanmalar olur çoğu kez. Özellikle yakınlarından utanır kişi. Çocuğundan, eşinden, anne-babasından vb.
Atalarımız çok güzel söylemişler:
Öfke gelir, göz kararır; Öfke gider, yüz kızarır” diye
  Sait Çamlıca isimli kişisel gelişim üzerine yazan- konferanslar veren bir eğitimcinin konferansında anlattığı bir olay dikkatimi çekmişti. Sait bey Bursa cezaevinde mahkumlara, “öfkenin zararları ve öfke kontrolü” konulu bir seminer vermiş. Konuşma bittikten sonra bir mahkum :
“Hocam şu anlattıklarınızı keşke daha önce bilmiş olsaydım. Beş dakikalık öfkemin bedeli, otuzbeş yıl mahkumiyet.” diyerek duygularını ve pişmanlığını belirtmiş.(Tabi bu dünyadaki bedeli, Ahirettekini ise Allah bilir.)
Bir anlık öfke sebebiyle nice dostluklar sona ermiş, nice yuvalar yıkılmıştır.
Bir anlık öfke sebebiyle yıllarca süren düşmanlıklar ve pişmanlıklar yaşanmıştır.
Sevgili peygamberimiz kendisinden öğüt isteyen bir kişiye ,
”Öfkelenme” diyerek nasihatte bulunmuştu.
Mübarek kitabımız Kuran-Kerimde müttaki kişilerin özelliğinden bahsederken:” ..Onlar ki öfkelerini yutarlar…” buyurulur. (Al-i imran 133)
Ayrıca, sevgili Peygamberimiz :”Gerçek pehlivan öfkelendiğinde öfkesini yenendir" Buyurarak öfke kontrolünün ne kadar önemli olduğunu bizlere bildirmiştir.
   Peki, öfke kontrol altına alınabilir mi?
   Elbette alınabilir. Öfke kontrolüyle ilgili makalelerden istifade edilebilir.İlgili kitaplar okunabilir. Bu konudaki tecrübeli kişilerle istişare edilebilir.
 Bunlardan netice alınamaz ise, konunun uzmanlarından yardım alabilir (Psikiyatrisler, psikologlar gibi)

DALDAN ELMA TOPLAMAK

DALDAN ELMA TOPLAMAK
Rahmetli dedemin bahçesinde üç beş tane, farklı cinslerden elma ağacı vardı. Meyveler olgunlaşıp toplama zamanı geldiğinde ailemizle birlikte toplardık. Dedem, her yıl meyveleri toplamaya başlamadan önce elma toplama konusunda bize kurs verirdi.

Özet olarak şöyle derdi:” Elmaları, gerek dalından koparırken, gerek kovalara koyarken (daldan kopardığımız elmaları ağacın dalına asılı kovaya koyardık) gerekse kovalardan kasalara yerleştirirken sakın zedelemeyin, berelemeyin.”
Sonra da sebebini izah ederdi. “Toplamanın herhangi bir aşamasında elmanın aldığı küçük bir bere, küçük bir iz, ileride onun oradan çürümesine sebeptir. Kışa dayanmaz. Ayrıca kasada çürüyen bir elma yanındakileri de çürütür” derdi.

Bu sebepten, Ağaca çıkma veya toplama esnasında yere düşen veya berelenen elmaları ayrı bir kasaya koydurup onları diğerlerine karıştırmaz. Berelenmenin büyüklüğüne göre bir kaç gün ile bir kaç hafta arasında çürüyeceğinden onları kısa zamanda dağıttırırdı. Gerçekten de, ilk gün beresi fark edilmeyen elmaların bile bir kaç gün sonra berelendiği yerden çürümeye başladığını müşahede ederdik.

Bu olayı şunun için anlattım. İnsan ilişkileri de bu elma toplama gibi özen ister. Çünkü ,insanlar da elmalar gibi naziktirler. Bazen bilerek veya bilmeyerek incitilen bir gönlün o noktasında problemler oluşmakta, tamir edilmezse, büyüyerek devam etmekte sonunda büyük problemlere sebep olmaktadır. Tabi bu arada şeytanın en çok bu tür incinmeler üzerinde durarak olayı büyütmeye çalıştığını da akıldan çıkarmamak gerekir.

Özellikle evlenecek kişilerin ve ailelerin bu konuya daha çok dikkat etmeleri gerekir. Gerek nişanlılık sürecinde gerekse düğüne hazırlık ve düğün zamanlarında tarafların birbirlerini az da olsa incitmeleri ileride büyük problemlere yol açabilmekte hatta boşanmalara sebep olabilmektedirler.
Malumdur ki, "dil yarası derin olurmuş." "dil" gönül demektir Farsçada. Gönlü yaralayan en önemli şey ise  ağzımızdaki dildir. Dilimize dikkat etmezsek muhataplarımızın gönlünü yaralayabiliriz.
Akıllı kişilere gereken başkalarını incitmemek, incittiğinde tamire çalışmaktır. Kendisi incindiğinde ise problemi büyütmeyip mümkünse affedebilmektir. Affetmek en güzel tedavidir ve şeytanın üzerinde işlem yapacağı bir sahayı kapatmaktır.
İnsanları affetmek Cennetliklerin özelliklerindendir.(Al-i İmran 134)
                                                                            Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/yetimlerin-gonlunu-kirmak.html  



                                                                               

İYİLİĞİN BEDELİ


İYİLİĞİN BEDELİ
Satın aldığımız bir malın veya hizmetin bir bedeli vardır değil mi?
Mesela mal bedeli:
 Satın aldığımız malın para veya mal olarak karşılığıdır. Mal, market malıysa fiyatları zaten yazılıdır. Şayet marka bir mal ise, araba, beyaz eşya veya teknolojik araçlar gibi, bunun da  bedeli  birbirine yakındır. Ama arsa gibi, ev gibi bir mal ise, muhitine göre değişir. Fakat uzmanlarınca  aşağı –yukarı tahmin edilebilir.
Hizmet bedeli:                       
 Aldığımız hizmetin para veya mal olarak karşılığıdır. Hizmetin kalitesine, muhitine göre fiyatler değişir. Ama bunların bedelleri de bellidir. Mesela otellerin, lokantaların,özel okulların ve özel hastanelerin  fiyatları bu cinstendir.
Bir de İyilik bedeli vardır.
İşte bu üçüncü grubun bedeli belli değildir. Bazen çok küçük bir iyiliğn bedeli çok fazla olabilir.  Ford arabalarının kurucu sahibinin yaptığı bir davranış buna örnek olarak verilebilir. Bir gün şöförüyle yola çıkan patron biraz izbe bir yolda giderlerken  arabaları arızalanır. Şöför arabayı çalıştıramaz . Tabi o zamanlar cep telefonu yok. Oradan geçmekte olan bir posta arabası onların kim olduklarını bilmeden durur. O da arızayı bilemez, fakat isterlerse  kasabaya kadar  arabalarını çekebileceğini söyler. Kasabaya kadar arabalarını çekiverir. Ücret ödemek istediklerinde adam kabul etmez çünkü bunu iyilik olsun diye yapmıştır. Bu davranıştan çok hoşlanan  patron, bir hafta sonra postacının evinin önüne sıfır bir araba gönderir.(1)
    Postacı, yaptığı işin bedeli olarak ücret alsaydı ne kadar alabilirdi? Fakat o maddi bir ücret beklemeden iyilik yaptığı için iyiliğin bedeli bir araba oldu.
   Kendi ülkemizde de buna benzer şeyler duymuşsunuzdur. Benim, küçükken duyup etkilendiğim olayı anlatayım.
 Hali vakti oldukça iyi olan, fakat giyim tarzı sıradan kişiler gibi olan bir şahıs bir yaz günü atıyla yolculuk yaparken  yorulup bir eve yakın bir ağacın gölgesinde dinlenir. Bu şahsın sıcaktan bunaldığını tahmin eden yakınlardaki bir evin gelini su ve ayran getirip, altmış yaşlarında olan bu şahsa ikram eder. Sıcaktan epey bunalmış olan şahsın bu davranış pek hoşuna gider.  Adam boş bardakları almaya gelen geline, eşinin ne iş yaptığını sorar. Gelin, eşinin askerden yeni geldiğini ve uygun iş aradığını, kendilerinin kayınpederleriyle beraber kaldıklarını anlatır. Adam bir kağıt çıkarıp birşeyler yazar ve kağıdı kocasına vermesini, yazılan adreste kendisini bulmasını tembihler. Gelinin kocası şehirdeki adrese varınca adamın oldukça zengin bir kişi olduğunu öğrenir. Neticede, buluşurlar, konuşurlar,ve  bu şahıs delikanlıya ona uygun bir işyeri açıverir. Bu örnektede aynı şeyi görüyoruz. Ayranın bedeli, elli kuruştur fakat iyiliğin bedeli  kaç bin elli kuruş etti değil mi?
  Allah Teala’nın rızası için yaptıklarımız da böyledir.
 Hora geçen bir iyilik;
Çok büyük dualar almamıza sebep olabilir.
Rabbimizin razı olduğu bir iyilik:
Cennete girmemiz için gereken şeyleri yapmamıza yol açabilir.
Bir çok günahımızın silinmesine sebep olabilir.
Büyük karşılıklar görmemize sebeptir
Bu karşılık dünyada olduğu gibi ahirette de olabilir. Veya hem dünya hem ahirette olabilir. İyiliğin miktarından daha çok kimin için ve hangi niyetle yapığımız  önemlidir.
 Unutmayalım ki :
*Allah Teala’nın  zenginliği ve cömertliği kullarla mukayese dahi edilmez.
* Allah Teala “Vehhab” dır. Yani karşılıksız da verir.
* Allah Teala hesapsız rızık vericidir
*Bakara / 261 ayette Allah teala kendi rızası için yapılan iyiliğin bedelini bir örnekle anlatır." Toprağa ekilen taneden on tane başak çıkar her başakta yüz tane vardır." Yani bir iyiliğe yediyüz kat karşılık vermiştir.
  Sevgili Peygamberimiz de “Hiç bir iyiliği küçük görme.” Buyurmuşlardır.
--------------------------------------------------------------------
1-Bu olayı Mustafa Tulukçu Hoca’nın kitabında okumuştum

 

 

DERVİŞ VE KOCASU (Tefekkür Hikayeleri)


   DERVİŞ VE KOCASU
   Derviş, birkaç aydır kendisine uğrayan, öğrenme konusunda  istekli ve gayretli  15-16 yaşlarındaki dostunu da alarak Kocasu’yun başına gitmeye karar verdi. Koca su ilçeye 25- 30 km mesafeden çıkan ilçenin yakınlarından geçen büyükçe bir çaydı. İlçeye 15 km uzaklıktaki barajdan ise ilçenin şebeke suyu sağlanıyordu.
   Derviş,  modeli eski ama kendisi pek yıpranmamış arabasına dostunu da bindirip Kocasu’yun başına doğru yola çıktı. Arabanın gidebildiği yere kadar gidip gerisini yaya olarak yürüdüler. Suyun çıktığı bölge de, suyun çıktığı yer de harikaydı. Fakat suyun kendisi büyüleyiciydi. Kana kana su içtiler. Su sesinin duyulduğu ve suyun görüldüğü uygun bir yere çekilip sohbet ettiler. Dervişin getirdiklerinden yediler. İki saat kadar eylendikten sonra derviş “kalkalım” dedi.  Yürüyüp arabanın yanına geldiler. Sonra da binip baraja geldiler. Baraj oldukça büyüktü. Çevresinde olta balıkçıları görülüyordu. İçinde balık tutmak için kullanılan kayıklar bile vardı. Barajın etrafında koyun otlatan çobanlar vardı.
   Derviş, dostunun omuzundan tutarak. “Ne dersin bu suda yüzülür mü?” dedi.
“Yüzülür” dedi genç.
-Peki elbise yıkanır mı?
“Tabi ki” dedi genç.
-Peki bu sudan içilir mi?
“Pek mecbur kalmadıkça içmem dedi “genç. “Çünkü hayvanlar gelip su içiyorlar, üstü açık büyük bir su birikintisi içine yabancı maddeler karışmış olabilir.” Dedi.
“Tamam öyleyse gidelim” dedi derviş. Arabaya binip uzaklaştılar. Biraz ileride arıtma tesisini gösterdi gence.” Burada barajdan gelen sular kum havuzlarından geçirilip temizleniyor. Mikroplara karşı da klorlanıyor ve ilçenin şebeke suyu buradan sağlanıyor.” dedi. Devam ettiler.
   İlçeye yakın bir yerde arabadan inip. Yürümeye başladılar. Burada suyun rengi ve kokusu değişmeye başlamıştı. İlçenin atık suları buralardan nehre atılıyordu.
“Ne dersin dostum” dedi derviş. “Bu su içilir mi?”
“Kesinlikle içilmez” dedi genç.
-Peki bu suda yıkanılır mı?
“Bu suda yıkanan bence daha da kirlenir” dedi genç.
   İlçenin alt tarafına geldiklerinde suyun rengi ve kokusu iyice değişmiş. Ayrıca suya kendini bilmez kişilerin attığı çocuk bezleri gibi şeyler de görüntüyü epeyce bozmuştu.
Genç, dervişin ne diyeceğini tahmin etmişçesine.
“Abi , bu sudan kim içerse hastalanır. Kim yıkanırsa iyice pislenir. Elbiselerini yıkasa o elbiseyi temiz su ile iyice yıkamadan kullanılmaz.” dedi.
“Abi bi şey daha söyleyeyim “dedi genç. “Bu suyun yakınlarında uzun süre kalmak da kişiye zarar verir bence.”
“Aferin” dedi derviş gence bakarak, ve devam etti.
"İnsan doğduğunda suyun başındaki su kadar temizdir. Hayatı boyunca yaptığı hatalar, yanlışlar, günahlar o suya karışan ve suyu kirleten şeyler gibidir.
Şimdi , gezdiğimiz yerleri düşün. suyun çıktığı yerdeki suyu, barajdaki suyu, ilçenin başındaki suyu, ilçenin altındaki suyu düşün. Ve sana anlatmak istediklerimi kavramaya çalış."
Biraz düşünen genç “ buldum galiba” dedi.” İnsan fıtraten temiz yaratılıyor çıkan su gibi. Fıtratı bozulmamış kişiler çevresine yararlı oluyorlar her yönden.
Barajdaki suya gelince, fıtratı bozulmamış ama biraz yabancı maddeler karışmış. Bundan istifade edilir ama dikkatli ve nerede kullanacağını bilmek gerekir.
İlçenin altındaki kirli suya gelince, Bunu fıtratı bozulmuş kişilere benzetiyorum. Yabancı maddeler o kadar çok ki adeta suyun yapısı bozulmuş. Ayrıca sivri sineklerin üreme merkezi olmuş gibi. Bu tür kişiler çevreye zararlı hale gelebiliyor. Bu tür kişilerle beraber olanlar onlardan her türlü zararı görebilirler. Hatta yakınlarındakiler de olumsuz etkilenebilirler. En iyisi onlardan mümkün mertebe uzak durmak.” Diye anlattı.
“Çok güzel açıkladın” derviş. Sonra ilave etti.
-Sana gösterdiğim arıtma tesisinde yapılan işlemi de tevbe ve istiğfara benzetebiliriz.
“Harika” dedi genç.” Öyleyse bize düşen bizi kirletecek kirlerden (günahlardan) uzak durmak, Bilerek veya bilmeyerek  kir bulaşmışsa pişman olup tevbe etmek.”
   Arabaya binip konuşmadan gencin evine kadar gittiler. Genç  tam inecekken derviş dedi ki: “Bak dostum! dinimizin gayelerinden birisi de suyun çıktığı gibi tertemiz denize ulaşmasıdır. Denize ulaşmasa da gideceği yere tertemiz ulaşmasıdır.
Genç teşekkür ederek arabadan indi. Dervişin son olarak söyledikleri  üzerinde düşündü. Onun vermek istediği mesajı anladığını hissetti ve mutlu oldu.
   Genç , o gün yaşadıklarını baştan sona kadar tekrar düşündü. Çok şey öğrendiğini  hissetti. Allah Teala’ya hamd etti dervişe teşekkür etti kendi işiteceği bir sesle.
   Yattığında, suyun çıktığı yeri, yanında gülümseyen bir bebekle birlikte hayal etti. İyice kirlenmiş suyun yanında ise,yüzündeki nur-u ilahi kaybolmuş, vicdansız, ırz düşmanlığı dahil bir çok pisliğe bulaşmış bir kişiyi hayal ediyordu.

KİM BU DERVİŞ?
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html

SİZDEN TEŞEKKÜR BEKLEMİYORUM


SİZDEN TEŞEKKÜR BEKLEMİYORUM

Başlıktaki ifade Kuran-ı  Kerim’de (İnsan suresi /9) geçen bir ifadedir. Allah Teala’nın has kullarının, iyilik yaptıkları kişilere, yaptıklarına karşılık “… sizden bir karşılık ve  teşekkür beklemiyoruz.” Dedikleri bize bildirilir.

Kerim Kitabımız, bir çok peygamberin  dini  tebliğ ettikleri kişi ve toplumlara, yaptıklarına karşılık “...Sizden hiç bir ücret  istemiyorum benim ücretim Alemlerin Rabbine aittir” dediklerini haber verir. (Bknz: Şuara/109,127,145,164,180) Bu sözü peygamberlerden isteyen de Cenab-ı  Hakk’tır.

Ayrıca bu durum Kur’an’da bize anlatılarak, “aktif iyiler”in yaptıkları her türlü iyilik için muhataplarından bir karşılık beklememeleri, hatta teşekkür ve iltifat beklentisinde bile olmamalarına işaret edilmiştir.
  Allah’ın dinini tebliğ etmek ve O'nun dinine davet etme görevini üstlenen kişiler şu üç şeye dikkat etmelidirler.
1-Muhataplarından maddi bir karşılık beklentisinde olmamak.
2-Onlardan  teşekkür ve  iltifat beklememek.
(Bu iki şey beklenilmemelidir. Fakat  teşekkür edilmesi kişiyi mutlu eder. Ve dini kaynaklarımız iyiliğe teşekkür etmeyi tavsiye eder.  Burada  anlatılan teşekkür edilmemesi değil teşekkür beklentisinde olunmamasıdır.)
3-Karşılığını sadece Allah Teala’dan beklemek.
   İnsanoğlunun büyük bir kısmı vefa duygusuna sahip oldukları halde bazılarında bu duygu pek gelişmemiştir. Hatta Kur’an-ı  Kerim, bazı insanların nankörlüğünden, zalimliğinden bahseder. Bu sebeple bazı insanlar özellikle makam-mevkileri değişince kendisine yapılan iyilikleri unutur ve vefasız davranabilirler. Yaptıklarına karşı teşekkür beklentisinde olan davetçiler bu durumda üzülür ve mutsuz olurlar. Hatta bazıları bir kısım vefasızlar sebebiyle insanlara iyilik yapılmaması gerektiği duygusuna kapılabilirler.

   Acizane ben de bazı vefasız davranışlar karşısında az da olsa üzülürdüm. Fakat yukarıda zikrettiğim ayetleri kavradığımdan beri bu tür davranışları önemsemiyorum hamdolsun.
Yaptıklarımıza karşılık her şeyi Allah Teala’dan beklemek çok önemli bir duygudur.

Yaptıklarımızın Onun tarafından biliniyor olması, iyiliklerin asla zayi olmayacağı inancı, insanı hem özgürleştirir hem de motive eder.
Mademki karşılık Rabbimizden beklenecek o halde muhataplar takdir etmese de önemli değildir. Herkes kendi karekterine göre davranır.

  Burada bir mesele daha var. Bizler normal insanlarız. Doğal olarak bir şeyler yaparken bazen hatalar yapabiliriz. Bunlar genelde bilmeyerek ve o anki psikolojinin etkisiyle olur. Bazen de muhatabınız yanlış anlamış olabilir. İşte bazı muhataplar, kendisine karşı yapılan bu hatanızı asla unutmazlar. Hatta yıllar içerisinde yaptığınız bir çok iyilik unutulurken, hatalarınız adeta faiz gibi katlanarak büyür muhatabın iç aleminde. Sonunda fırsatlarını bulduklarında içlerinde büyüterek biriktirdikleri gazı dışarı atarlar. Bunu yaparken sizi incitmekten de çekinmeyebilirler. Siz muhatabınıza yaptıklarınızın tümünü düşündüğünüz için  bu duruma üzülebilirsiniz.
Böyle durumlarda yukarıdaki üç maddeye bir madde daha ilave etmek gerekir.
4-İyilik yaptığınız bazı muhataplarınızın incitmelerine sabretmek. Dünya Tarihinde az da olsalar Brütüsler de vardır maalesef ve olmaya da devam edeceklerdir.

 

DERVİŞ VE YAĞMUR TANESİ (Tefekkür hikayeleri)



      Bir yaz günü  dağlara doğru yola çıkan derviş “La ilahe illallah” zikrini kendi işiteceği şekilde ritimli olarak söylüyor adımlarını da zikrin ritmine uydurmuş gidiyordu. Bu minval üzere giderken eline düşen  bir yağmur damlasıyla irkildi.

Damla sanki birkaç damlanın birleşmesinden oluşmuş gibi elinin üstünde bir bölgeyi ıslatmıştı. Öbür eliyle ıslak yeri hafifçe ovaladı. Elinin derisi suyu tamamen içine aldı. Çok geçmeden düşen yağmur taneleri çoğalmaya başladı. Koluna, başına ve diğer yerlere dokundukça oraları ıslatıyordu.
 
   Gök yüzüne baktı pek bir şey göremedi. Arkasına baktığında kara bir bulutun yaklaşmakta olduğunu gördü. Yağmurun hızlanacağını tahmin ettiğinden sığınacak bir yer aradı gözleriyle. Biraz yukarıda altı oyuk bir kaya gördü ve hızlı adımlarla kayaya doğru yöneldi. Yağmur iyice hızlanmadan kayanın altındaki boşluğa oturdu.

   Gözleriyle yağmuru seyrederken zihniyle yağmuru düşünüyordu. Birkaç damla yağmuru derisi hemen içine almıştı. Fakat damlalar fazlalaşınca eli ıslanmıştı. Elini ıslatan damlalar farklı zamanlarda tek tek yağsaydı eli onları da içine alacaktı. Ama birbirine çok yakın zaman içerisinde art arda yağınca vücudunu ıslatabiliyordu.
   Aniden hava karardı yağmur  olanca şiddetiyle yağmaya başladı. Önceleri yağan yağmur tanelerini toprak sorarken, artık toprağın üzerinde  akıntılar başlamıştı. Akıntılar uygun yerlerde birleşip büyüyerek devam ediyorlardı. Dervişin gözü biraz uzaktaki dereye takıldı. Derede büyük bir sel oluşmuştu. Muhtemelen daha yukarılara biraz önce yağan yağmurun oluşturduğu seldi bu.
   Bazı ağaçlar kökünden sökülmüş  gidiyordu sele kapılarak. Büyük kayalar gördü selde sürüklenen. Bu büyük gücü meydana getiren şey biraz önce elinde kaybolan yağmur tanelerinin birleşmesiydi.
   “Birlikten kuvvet doğar” sözünü gözleriyle gördü. Biraz önce elinin derisince yutulan taneler birleşip sel halini aldığında, en güçlü pehlivanları rahatlıkla boğabilirdi.
    Yağmurun aynı şiddetle bir kaç saat yağdığını hayal etti. Hayalinde çok korkunç şeyler oldu. "Vallahu hayrun hafızan. Ve hüve erhamur-rahimin" (Allah koruyucuların en hayırlısıdır. Ve O merhametlilerin en merhametlisidir) ayetini okudu ve rahatladı.
   Sonra düşüncelere daldı derviş. Günahlar da böyle olabilir miydi? Önemsenilmeyen nice küçük günah birleşerek büyük felaketlere sebep olabilir miydi? 

“Seli önemseyen, damlayı da önemsemeli” dedi kendi kendine.
Bir hadis- şerif hatırladı : ” La sağırate ma’al ısrar vela kebirate ma’al istiğfar: Israr edilirse (devam edilirse) küçük günah kalmaz (büyür) İstiğfar edilirse büyük günah kalmaz.”

Peygamberimizin yaptığı bir dua geldi aklına. Açtı ellerini ve samimi bir kalple o duayı mırıldandı. 
Allah’ım! bütün günahlarımı bağışla;
Gizlisini aşikarını, büyüğünü küçüğünü, evvelini ahirini, bilerek yaptıklarımı bilmeden yaptıklarımı, şakayla yaptıklarımı ciddi olarak yaptıklarımı. (hepsini bağışla)Ömrümün geri kalan kısmında benden razı olacağın güzel işler yapmamı nasip eyle.”
   Yağmurun rahmet olduğunu biliyordu. Rahmetin zahmete dönüşünü  gördü. Nuh (AS) ın zamanındaki tufanı düşündü. Bütün bunları meydana gelmesine sebep, zahirde damlaların birleşmesiydi.
Bir yağmur tanesindeki potansiyel gücü fark etti. Cenab-ı Hakkın gücünü düşündü. Kendini güçlü sanan insanın yağmur damlası karşısındaki acizliğini düşündü.

Önce ”Allahü ekber” sonra  da “Sübhanallah”  dedi yüksek bir sesle.
“Ve hüve ala külli şey’in kadiir” (O her şeye kadirdir) dedi
“La havle vela kuvvete illa billah” (Allah’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur)dedi. Her zaman söylediği bu iki cümlenin  manasını daha iyi kavramaya başladığını fark etti.


 

 



  

ŞÜKRÜN FAYDALARI

    Şükretmenin bize birkaç yönden faydası vardır.

1-Nimetlerin farkına varmamıza sebep olur. Farkına varılan her nimetin değerini daha çok anlarız.

2-Nimetlerin artmasına veya devamlılığına sebeptir. “Şükrederseniz artırırım” (İbrahim/ 7) diyor Rabbimiz Kitabında.

3-Şükür, Rabbimizin bize tavsiyesidir.  O'nun isteklerini yerine getirmek ibadet olduğu için sevaplarımızın artmasına, dolayısıyla Allah’a ve Cennet’e yaklaşmaya vesiledir. "Artık, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği şeylerden yiyin. Eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin." (Nahl / 114)
4-Şükür, azaptan kurtulmaya vesiledir. "Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin..."  (Nisa/ 147)
5- Şükür bir hasene (iyilik) olduğundan günahların azalmasına sebeptir ve Cehennemden uzaklaşma vesilelerinden birisidir. Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz ki hasenat (yapılan iyilikler) seyyiatı (kötülükleri) giderir” buyurulur. (Hud/ 114)
6-Şükür, Rabbimizin razı olduğu bir davranıştır. "...Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur..." (Zümer / 7) Rabbimizin razı olduğu davranışları çoğaltırsak O'nun razı olduğu kullardan oluruz.
  Peygamber Efendimiz mealen şöyle dua edermiş:
Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzel ibadet edebilme konusunda bana yardım et.”

İMANOMETRE (iman ölçme aleti!)



İMANOMETRE*(İman ölçme aleti!)


Bazı kimselerin ellerinde sanki iman ölçme aleti –imanometre- varmış gibi. " Şu kafir, şu münafık" diye ha bire yaftalayıp duruyorlar.
Evet müminlerin özellikleri bellidir. Kafirlerin ve münafıkların özellikleri de bellidir Kuran-ı Kerimde. Lakin bu ölçüler kendimizi kontrol için verilmiştir öncelikle. Bir de kafir ve münafık ihtimali olanları tanıyıp tedbir almak içindir. Yoksa, kişilerin sözlerinden seçip onun kafirliğini ilan etmek için değil. Bir kişiyi “falan sözünden dolayı “kafir” ilan ediyorsun. Fakat;
O şahıs o sözü söyledi mi?
O sözün önünde ve sonunda başka neler söyledi?
O sözü senin anladığın anlamda mı söyledi, başka bir manada mı söyledi?
Bizim görevimiz kişileri yaftalamak değil. Kişiyi küfre sokan söz ve olayları konuşmaktır. Yani kişiler üzerinden konuşmak yerine olaylar ve olgular üzerinden konuşmak işe yarar. Unutmamak gerekir ki bir mümine kafir demek kişinin iman dairesinden çıkmasına sebeptir.

Hem kişinin kafir olması bizlere ne kazandırır ki?
 Başka bir şey daha; Allah Teala sen kafir dedin diye kimseye kafir muamelesi yapmaz.

 * İmanometre tabiri Ankara İlahiyat Fakültesindeki hocam Prof. Mehmet Aydın’a aittir.

MANŞET!

OK YAYDAN ÇIKMADAN (MİNİ ÖYKÜ)

Derviş anlatmaya devam etti: Ok yaydan çıktıktan sonra artık senin kontrolünde değildir. Onu tutma veya geri çevirme şansın yoktur. Senin...