DERVİŞ VE KOCASU (Tefekkür Hikayeleri)


   DERVİŞ VE KOCASU
   Derviş, birkaç aydır kendisine uğrayan, öğrenme konusunda  istekli ve gayretli  15-16 yaşlarındaki dostunu da alarak Kocasu’yun başına gitmeye karar verdi. Koca su ilçeye 25- 30 km mesafeden çıkan ilçenin yakınlarından geçen büyükçe bir çaydı. İlçeye 15 km uzaklıktaki barajdan ise ilçenin şebeke suyu sağlanıyordu.
   Derviş,  modeli eski ama kendisi pek yıpranmamış arabasına dostunu da bindirip Kocasu’yun başına doğru yola çıktı. Arabanın gidebildiği yere kadar gidip gerisini yaya olarak yürüdüler. Suyun çıktığı bölge de, suyun çıktığı yer de harikaydı. Fakat suyun kendisi büyüleyiciydi. Kana kana su içtiler. Su sesinin duyulduğu ve suyun görüldüğü uygun bir yere çekilip sohbet ettiler. Dervişin getirdiklerinden yediler. İki saat kadar eylendikten sonra derviş “kalkalım” dedi.  Yürüyüp arabanın yanına geldiler. Sonra da binip baraja geldiler. Baraj oldukça büyüktü. Çevresinde olta balıkçıları görülüyordu. İçinde balık tutmak için kullanılan kayıklar bile vardı. Barajın etrafında koyun otlatan çobanlar vardı.
   Derviş, dostunun omuzundan tutarak. “Ne dersin bu suda yüzülür mü?” dedi.
“Yüzülür” dedi genç.
-Peki elbise yıkanır mı?
“Tabi ki” dedi genç.
-Peki bu sudan içilir mi?
“Pek mecbur kalmadıkça içmem dedi “genç. “Çünkü hayvanlar gelip su içiyorlar, üstü açık büyük bir su birikintisi içine yabancı maddeler karışmış olabilir.” Dedi.
“Tamam öyleyse gidelim” dedi derviş. Arabaya binip uzaklaştılar. Biraz ileride arıtma tesisini gösterdi gence.” Burada barajdan gelen sular kum havuzlarından geçirilip temizleniyor. Mikroplara karşı da klorlanıyor ve ilçenin şebeke suyu buradan sağlanıyor.” dedi. Devam ettiler.
   İlçeye yakın bir yerde arabadan inip. Yürümeye başladılar. Burada suyun rengi ve kokusu değişmeye başlamıştı. İlçenin atık suları buralardan nehre atılıyordu.
“Ne dersin dostum” dedi derviş. “Bu su içilir mi?”
“Kesinlikle içilmez” dedi genç.
-Peki bu suda yıkanılır mı?
“Bu suda yıkanan bence daha da kirlenir” dedi genç.
   İlçenin alt tarafına geldiklerinde suyun rengi ve kokusu iyice değişmiş. Ayrıca suya kendini bilmez kişilerin attığı çocuk bezleri gibi şeyler de görüntüyü epeyce bozmuştu.
Genç, dervişin ne diyeceğini tahmin etmişçesine.
“Abi , bu sudan kim içerse hastalanır. Kim yıkanırsa iyice pislenir. Elbiselerini yıkasa o elbiseyi temiz su ile iyice yıkamadan kullanılmaz.” dedi.
“Abi bi şey daha söyleyeyim “dedi genç. “Bu suyun yakınlarında uzun süre kalmak da kişiye zarar verir bence.”
“Aferin” dedi derviş gence bakarak, ve devam etti.
"İnsan doğduğunda suyun başındaki su kadar temizdir. Hayatı boyunca yaptığı hatalar, yanlışlar, günahlar o suya karışan ve suyu kirleten şeyler gibidir.
Şimdi , gezdiğimiz yerleri düşün. suyun çıktığı yerdeki suyu, barajdaki suyu, ilçenin başındaki suyu, ilçenin altındaki suyu düşün. Ve sana anlatmak istediklerimi kavramaya çalış."
Biraz düşünen genç “ buldum galiba” dedi.” İnsan fıtraten temiz yaratılıyor çıkan su gibi. Fıtratı bozulmamış kişiler çevresine yararlı oluyorlar her yönden.
Barajdaki suya gelince, fıtratı bozulmamış ama biraz yabancı maddeler karışmış. Bundan istifade edilir ama dikkatli ve nerede kullanacağını bilmek gerekir.
İlçenin altındaki kirli suya gelince, Bunu fıtratı bozulmuş kişilere benzetiyorum. Yabancı maddeler o kadar çok ki adeta suyun yapısı bozulmuş. Ayrıca sivri sineklerin üreme merkezi olmuş gibi. Bu tür kişiler çevreye zararlı hale gelebiliyor. Bu tür kişilerle beraber olanlar onlardan her türlü zararı görebilirler. Hatta yakınlarındakiler de olumsuz etkilenebilirler. En iyisi onlardan mümkün mertebe uzak durmak.” Diye anlattı.
“Çok güzel açıkladın” derviş. Sonra ilave etti.
-Sana gösterdiğim arıtma tesisinde yapılan işlemi de tevbe ve istiğfara benzetebiliriz.
“Harika” dedi genç.” Öyleyse bize düşen bizi kirletecek kirlerden (günahlardan) uzak durmak, Bilerek veya bilmeyerek  kir bulaşmışsa pişman olup tevbe etmek.”
   Arabaya binip konuşmadan gencin evine kadar gittiler. Genç  tam inecekken derviş dedi ki: “Bak dostum! dinimizin gayelerinden birisi de suyun çıktığı gibi tertemiz denize ulaşmasıdır. Denize ulaşmasa da gideceği yere tertemiz ulaşmasıdır.
Genç teşekkür ederek arabadan indi. Dervişin son olarak söyledikleri  üzerinde düşündü. Onun vermek istediği mesajı anladığını hissetti ve mutlu oldu.
   Genç , o gün yaşadıklarını baştan sona kadar tekrar düşündü. Çok şey öğrendiğini  hissetti. Allah Teala’ya hamd etti dervişe teşekkür etti kendi işiteceği bir sesle.
   Yattığında, suyun çıktığı yeri, yanında gülümseyen bir bebekle birlikte hayal etti. İyice kirlenmiş suyun yanında ise,yüzündeki nur-u ilahi kaybolmuş, vicdansız, ırz düşmanlığı dahil bir çok pisliğe bulaşmış bir kişiyi hayal ediyordu.

KİM BU DERVİŞ?
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...