DERVİŞ VE KOCASU (Tefekkür Hikayeleri)


   DERVİŞ VE KOCASU
   Derviş, birkaç aydır kendisine uğrayan, öğrenme konusunda  istekli ve gayretli lise çağındaki dört öğrencisini de alarak Kocasu’yun başına gitmeye karar verdi. Koca su ilçeye 25- 30 km mesafeden çıkan ilçenin yakınlarından geçen büyükçe bir çaydı. İlçeye 15 km uzaklıktaki barajdan ise ilçenin şebeke suyu sağlanıyordu.
   Derviş,  modeli eski ama kendisi pek yıpranmamış arabasıyla öğrencileriyle birlikte Kocasu’yun başına doğru yola çıktı. Arabanın gidebildiği yere kadar gidip gerisini yaya olarak yürüdüler. Suyun çıktığı bölge de, suyun çıktığı yer de harikaydı. Fakat suyun kendisi büyüleyiciydi. Kana kana su içtiler. Su sesinin duyulduğu ve suyun görüldüğü uygun bir yere çekilip sohbet ettiler. Dervişin getirdiklerinden yediler. İki saat kadar dinlendikten sonra derviş “kalkalım” dedi.  Yürüyüp arabanın yanına geldiler. Sonra da binip baraja geldiler. Baraj oldukça büyüktü. Çevresinde olta balıkçıları görülüyordu. İçinde balık tutmak için kullanılan kayıklar bile vardı. Barajın etrafında koyun otlatan çobanlar vardı.
 Derviş, öğrencilerinden birine sordu: 
-Ne dersin bu suda yüzülür mü?
"Yüzülür” dedi genç.
-Peki elbise yıkanır mı?
-Tabi ki yıkanır.
-Peki bu sudan içilir mi?
"Pek mecbur kalmadıkça içmem dedi “genç. “Çünkü hayvanlar gelip su içiyorlar, üstü açık büyük bir su birikintisi içine yabancı maddeler karışmış olabilir.
“Tamam öyleyse gidelim” dedi derviş. Arabaya binip uzaklaştılar. Biraz ileride arıtma tesisini gösterdi gençlere.” Burada barajdan gelen sular kum havuzlarından geçirilip temizleniyor. Mikroplara karşı da klorlanıyor ve ilçenin şebeke suyu buradan sağlanıyor.” dedi. Devam ettiler.
   İlçeye yakın bir yerde arabadan inip. Yürümeye başladılar. Burada suyun rengi ve kokusu değişmeye başlamıştı. İlçenin atık suları buralardan nehre atılıyordu.
“Ne dersiniz gençler bu sudan içilir mi?” diyerek sordu gençlere.
“Kesinlikle içilmez” dediler hep birlikte.
-Peki bu suda yıkanılır mı?
“Bu suda yıkanan bence daha da kirlenir” dedi gençlerden birisi. Diğerleri de başlarıyla tasdik ettiler.
   İlçenin alt tarafına geldiklerinde suyun rengi ve kokusu iyice değişmiş. Ayrıca suya kendini bilmez kişilerin attığı çocuk bezleri gibi şeyler de görüntüyü epeyce bozmuştu.
Gençlerden birisi, dervişin ne diyeceğini tahmin etmişçesine.
“Abi, bu sudan kim içerse hastalanır. Kim yıkanırsa iyice pislenir. Elbiselerini yıkasa o elbiseyi temiz su ile iyice yıkamadan kullanılmaz.” dedi.
“Abi bi şey daha söyleyeyim “dedi genç. “Bu suyun yakınlarında uzun süre kalmak da kişiye zarar verir bence.”
“Aferin” dedi derviş gence bakarak, ve devam etti.
"İnsan doğduğunda suyun başındaki gördüğümüz su kadar temizdir. Hayatı boyunca yaptığı hatalar, yanlışlar, günahlar o suya karışan ve suyu kirleten şeyler gibidir.
Şimdi , gezdiğimiz yerleri düşünün. Suyun çıktığı yerdeki suyu, barajdaki suyu, ilçenin başındaki suyu, ilçenin altın yanındaki suyu düşünün... Ve size anlatmak istediklerimi kavramaya çalışın."
Biraz düşünen gençlerden birisi “ buldum galiba” dedi.” İnsan fıtraten temiz yaratılıyor çıkan su gibi. Fıtratı bozulmamış kişiler çevresine yararlı oluyorlar her yönden.
Barajdaki suya gelince, fıtratı bozulmamış ama biraz yabancı maddeler karışmış. Bundan istifade edilir ama dikkatli ve nerede kullanacağını bilmek gerekir.
İlçenin altın tarafındaki kirli suya gelince, Bunu fıtratı bozulmuş kişilere benzetiyorum. Yabancı maddeler o kadar çok ki adeta suyun yapısı bozulmuş. Ayrıca sivri sineklerin üreme merkezi olmuş gibi. Bu tür kişiler çevreye zararlı hale gelebiliyor. Bu tür kişilerle beraber olanlar onlardan her türlü zararı görebilirler. Hatta yakınlarındakiler de olumsuz etkilenebilirler. En iyisi onlardan mümkün mertebe uzak durmak.” Diye açıkladı.
“Çok güzel açıkladın” derviş. Sonra ilave etti.
"Sizlere gösterdiğim arıtma tesisinde yapılan işlemi de tevbe ve istiğfara benzetebiliriz.
“Harika” dedi gençlerden birisi. "Öyleyse bize düşen bizi kirletecek kirlerden (günahlardan) uzak durmak, Bilerek veya bilmeyerek  kir bulaşmışsa pişman olup tevbe etmek.”
   Arabaya binip konuşmadan tefekkür halinde ilçeye kadar geldiler. Şehrin merkezinde gençler inmek istediler. Gençler  tam inecekken derviş dedi ki: “Bakınız gençler! dinimizin gayelerinden birisi de suyun çıktığı gibi tertemiz denize ulaşmasıdır. Denize ulaşmasa bile gideceği yere tertemiz ulaşmasıdır.
Gençler teşekkür ederek arabadan indiler. Dervişin son olarak söyledikleri  üzerinde düşünüp konuştular. Gençlerden birisi dedi ki: "Demek ki dinimizin bizlere emrettiği veya yasakladığı şeylerin amacı bizim tertemiz bir hayat sürmemiz ve temiz bir şekilde Allah'a kavuşmamızdır."
   Gençler, o gün yaşadıklarını baştan sona kadar tekrar düşündüler. Çok şey öğrendiklerini hissettiler. Allah Teala’ya hamd edip dervişe teşekkür ettiler. 
   Gençlerden birisi yatağa yattığında, suyun çıktığı yeri, yanında gülümseyen bir bebekle birlikte hayal etti. İyice kirlenmiş suyun yanında ise, yüzündeki nur-u ilahi kaybolmuş, vicdansız, ırz düşmanlığı dahil bir çok pisliğe bulaşmış bir kişiyi hayal ediyordu.

KİM BU DERVİŞ?
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

UMRE HATIRALARI-7 (MEKKE'DE YEDİ GÜN)

   ... Mescid-i Haram'a giderken heyecanlıydık. İçeri girip ışıkların altında parlayan Kabe'yi gördüğümüzde heyecanımız doruğa çıktı...