DERVİŞ VE TOPRAK

Bir dostu, dervişi yakınlardaki bahçelerine davet etti. Derviş daveti kabul etti. Bahçeye vardığında dostu onu güzel bir şekilde karşıladı. Biraz hasbihalden sonra beraber bahçeyi dolaştılar.
Temmuz ayının sonlarına doğruydu. Bazı meyveler olgunlaşmış, bazıları tam olgunlaşmamış, bazılarının da mevsimi geçmek üzereydi. Bahçeyi dolaşarak hem ağaçları gördüler hem de canlarının çektiği meyvelerden yediler.
Derviş dostuna döndü ve dedi ki: "Bak dostum! aynı bahçede, aynı toprak, aynı su, aynı güneş ışığı, aynı hava. Fakat şu meyve ağaçlarına bir bak! Şekilleri değişik olduğu gibi meyvelerinin rengi, şekli, tadı, her şeyi değişik. Bu nasıl oluyor sence?"
Bir müddet bekledikten sonra derviş devam etti:
"Bak kardeşim! Şeftali tatlı, üzüm tatlı, kayısı tatlı, elma-armut tatlı, fakat tatları farklı. Limon ekşi, şu erik ekşi, şu elma ekşi. Fakat ekşilikleri farklı. Burada yok ama zeytin meyvesi yağlı. Bu ağaçların beslendiği su tatsız, kokusuz ve renksiz. Toprakta bunların hiç biri yok. Peki, meyvelerdeki bu renk, koku ,tat nasıl oluyor?"
İkisi de sustular. İkisi de konuşulanlar üzerine tefekküre daldılar.
Derviş, biraz sonra sesini fazla yükseltmeden ezan okumaya başladı. Dostu saatine baktı . Henüz namaz vakti girmemişti, dervişe baktı biraz şaşırmış vaziyette.
“ O gün yer üzerinde olan her şeyi  Rabbinin kendisine vahy etmesiyle haber verir” (Zilzal/4-5) ayetini kavradığından beri, yeni gittiği yerlerin, imanına şahitlik etmesi için bir şeyler yapardı derviş. Bunun için yaptığı şeylerden birisi de ezan okumaktı. Ezanı bitirince durumu izah etti dostuna. Dostunun çok hoşuna gitti yeni öğrendiği bilgi. Sonra kelime-i şehadet ve kelime-i tevhid okudu aynı sesle. Hamdetti, tesbih etti tekbir ve tehlil getirdi. Sonra iki rekat namaz kıldı. Secde ettiği yerin sadece toprak olmasına özen gösterdi.
Ağacın altına geçen derviş toprak hakkında derin düşüncelere daldı.
Tohumlar ve çekirdekler dünyanın en gelişmiş bilgi bankasıydı onun gözünde. Toprak ise dünyanın en gelişmiş bilgisayarı. Tohum toprağa düşünce bilgisayar çalışmaya başlıyor, tohum veya çekirdekteki bilgileri zamanı gelince hiç atlamadan ortaya çıkarıyordu.
Salih Peygamberin mucizesi geldi aklına. Kaya yarılıp içinden bir deve çıkmıştı. Peki cansız topraktan canlı ağaçlar çıkması ve ağacın türlü türlü meyveleri oluşu kayadan deve çıkmasından daha kolay bir şey miydi?
"Hiç farkı yok." dedi kendi kendine. Ha cansız kayadan canlı bir hayvan çıkmış, ha cansız topraktan canlı bitkiler çıkmış. Şu var ki bu olay çok fazla olduğundan sıradan bir şeymiş gibi gözüküyor.
Besin zincirini düşündü. En başta toprak vardı. Toprak mineralleri besine (bitkiye) dönüştürüyor, bitkiyi koyun yiyor et ve süte dönüştürüyordu. Koyun besini alıp başka bir besine çeviriyordu, fakat toprak öyle değildi. O mineralleri besine çeviriyordu. “Bu çok büyük bir mucize! “dedi.
“...Şüphesiz sizi topraktan yarattık” (Hacc /5) ayeti geldi aklına. Bununla ilgili düşündü. İlk insan atamız direkt olarak topraktan yaratılmıştı. Sonraki nesiller ise dolaylı olarak topraktan.
Şöyle ki; insanın ilk hücreleri anne-babanın yediği besinlerden oluşmuştu. Bu besinler ya doğrudan topraktan çıkmıştı (domates gibi) ya da topraktan çıkan besini yiyen hayvanların besiniydi. Anne karnında hücrelerimiz yine annemizin yediği besinlerle oluşuyordu. Doğduktan sonra da hücrelerimiz aldığımız gıdalar vasıtasıyla oluşuyordu ki hepsi toprağa bağlı idi.
Düşüncelerini dostuyla paylaştı.
 Sonra insanın topraktan yaratılmasının hikmetini düşündü. Bunun hikmetini tam bilemezdi ama şunlar geldi aklına:
Toprak mütevazidir, toprak cömerttir, Toprak temizdir ve temizleyicidir. Toprak en kötü şeyleri bile iyiye dönüştürebilir (Gübreli topraktan gül çıkması- kötü kokunun gül kokusuna dönüşmesi gibi).
Toprak anavatanımızdır dedi. Ölünce bizi toprak kabul eder. Çevresindeki yakınlarının bile nefret ettiği nice kimseleri toprak bağrına basmıştır.

Yunus Emre’nin mısralarını mırıldandı derviş.
“Hor bakma sen toprağa,
Toprakta neler yatur,
Kani bunca evliya ,
Yüzbin peygamber yatur."

Sonra şu sözler döküldü dudaklarından:
"Bizi topraktan yaratan, toprakta yaşatan, besinlerimizi toprak vasıtasıyla bizlere ikram eden, ölünce yine toprağa bizi kabul ettiren Rabbimize hamdolsun."  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...