DERVİŞ VE MANDALİNA


Derviş, kendisiyle görüşmek için izin isteyen birkaç gence ertesi gün için randevu verdi. Gençlere ikram etmek için pazardan iki kilo mandalina aldı. Pazar günü  öğle namazını Ulu Cami'de kılan derviş, anlaştıkları gibi cami çıkışında gençlerle buluştu. Onları evine davet etti.
Gençlerden biri, zaman zaman dervişe uğrayan bir gençti. Liseden birkaç arkadaşını da bu mütevazi mü'minle tanıştırmak istemişti. Tanışma, hal hatır sorma faslından sonra, derviş tabaklara koyduğu mandalinaları gençlere ikram etti.
Eline aldığı mandalinayı göstererek söze başladı.
Gençler! Bu elinizdeki meyve iki kısımdan oluşuyor değil mi?
1-Ambalajı, yani kabuk  kısmı.
2- İçindeki asıl yenecek kısmı.
Eliyle mandalinayı soydu ve  kabuğunu gösterdi. Bu ambalaj kısmı ne işe yarıyor sizce?
Gençlerden biri cevap verdi:
"Dala sapıyla bağlı kısmı orası. Yani meyve, besinini ağaçtan, kabuk vasıtasıyla alıyor."
"Güzel" dedi derviş. Başka ne işe yarıyor?
 Öbür genç:
"Bence meyveyi dış etkenlerden koruyor." dedi.
"Evet aynen öyle" dedi derviş. "Biliyorsunuz mandalina sonbahar meyvesidir. Ekim-kasım aylarında bazen gündüzleri çok sıcak geceleri soğuk olabilir. Öyle bir kabuk olmalı ki, meyveyi hem sıcaktan hem soğuktan korumalı. 

Yine bildiğiniz gibi, güneş  ışığı aynı yere uzun süre dokununca o şey bozulabilir. Hem aldığımız gıda maddelerinde güneş ışığından koruyunuz yazar. Halbuki mandalinaların bazıları hem sonbaharda hem de olgunlaşma dönemi olan yaz mevsiminde her gün güneş ışığına uzun süre maruz kalır ve bozulmazlar. Hatta yararlanırlar. Bozulmadan güneşten istifade ettiren işte bu kabuklarıdır. Kabuğun kalınlığı ve yapısı, meyveyi hem sıcaktan hem soğuktan koruyacak niteliktedir. Kışın soğuk daha fazla olduğundan portakalın kabuğu daha kalındır.

Ayrıca kabuklar, yağmur suyu, toz -toprak gibi şeylerin  meyveye girişini engeller. Fakat hava girişi için gözenekleri vardır.
 Bir şey daha var. Meyve küçükken ambalaj da küçüktür, meyve büyüdükçe ambalaj da büyür.
Son olarak, biliyorsunuz aldığımız ürünlerdeki ambalaj hem ürünü korumak hem de müşteriyi cezbetmek için tasarlanmıştır. İşte bu kabuğun rengi ve şekli insanları cezbedecek niteliktedir.
 Gençler hayranlıkla dervişi dinliyorlardı.

"Şimdi meyve kısmına geçebiliriz." dedi. İsmi Ahmet olan gence sordu. Bu meyvede hangi vitamin var?
"C vitamini olarak biliyorum"diye cevapladı Ahmet. Bu sefer Muhsin'e sordu: "Sonbahar mevsiminde vücudumuzun hangi vitamine ihtiyacı vardır?"
"Hastalıklardan korunmak ve üşümeyi önlemek için C vitaminine ihtiyacımız var" dedi Muhsin.
Derviş bu cevabı bekliyormuşçasına cevapladı.
Demek bu meyveyi sonbaharda olgunlaştırıp onu C vitamini deposu yapan ile insanların sonbaharda C vitaminine ihtiyacı olduğunu bilen birisi var. Gençler başlarını sallayarak tasdik ettiler.
Buradan ne gibi sonuç çıkarabiliriz diye sordu. Biraz düşündükten sonra Muhammed ismindeki genç söz istedi:
 -Allah Teala insanı yaratmış. Ayrıca onun ihtiyaçlarına göre meyve yaratmış, zamanlamasını insanın ihtiyaçlarına göre ayarlamış diye düşünüyorum.
"Aferin, kardeşim. Aklın yolu bir. Birazcık düşünenler bu sonuca varır." dedi

Derviş soyulmuş mandalinayı göstererek "ne kadar güzel bir geometrik şekil değil mi?"dedi. Sonra dilimlere ayırdı ve her bir dilimin de birbirine uyumlu geometrik şekilde olduğunu gösterdi. Dilimleri yemenin daha pratik olduğunu söyledi." Bunu yapan zatın çok iyi geometri bilgisinin olması gerekir." dedi
Sonra besmele çekerek yedi. Güzel bir tat ve hoş bir kokusunun olduğunu belirtti. "Bunu yapan zatın iyi  bir tat, koku ve renk bilgisinin olması gerekir. Bilmesinin yanında  bütün bunları meydana getirecek güç ve kuvvetinin de olması gerekir." dedi.
Gençlere buyurun dedi. Gençler ellerine mandalinaları aldıklarında: "Bir dakika bakar mısınız gençler!" 
 Hediye paketi açmayı sever misiniz? Bu meyveler sanki size gelen birer hediye. İlk defa ambalajını siz açıyorsunuz." dedi. Bu, gençlerin çok hoşuna gitti.
Gençler tefekkür ederek meyveyi yedikten sonra derviş devam etti. Mandalinanın fiyatı ne kadar bilen var mı?
Gençler kendi aralarında biraz konuşunca biri söz alıp pazardaki fiyatların 2 ile 3.5 TL arasında olduğunu söyledi. 
Derviş, "bu fiyat mandalinanın gerçek fiyatımı sizce" diye sordu. Gençler pek bir şey anlamamış gibi birbirlerine baktılar. Derviş devam etti:
-Bir dostunuz size hediye olarak bin liralık telefon alsa; hediyeyi kargo ile gönderse. Siz hediyeyi almak için on lira kargo ücreti ödeseniz, ödediğiniz ücret telefon ücreti mi  kargo ücreti mi?
-Tabi ki kargo ücreti, dediler gençler.
Derviş:
"Hah işte mandalina da böyle. Allah Teala bu meyvenin ağacını yetiştiriyor. Onun güneşini havasını yağmurunu gönderiyor. Topraktan besinini veriyor. Meyve çiçek oluyor, meyveye duruyor altı ayda onu büyütüyor, size gönderiyor. Fakat bunlardan ücret almıyor. Sizin ödediğiniz ücretin içerisinde bahçıvanın, meyve toplayan işçilerin, nakliyat yapan firmanın ve pazarcı esnafının emeğinin ücreti var. Yani kargo ücreti gibi." dedi.
Gençler tam bir hayranlıkla dervişi dinlediler. Yıllardır yedikleri bu meyveyi ilk kez farklı bir biçimde yediler.
"Bütün bunların karşılığında mandalinayı bize hediye eden Rabbimiz bizden ne istiyordur sizce?" diye sordu derviş.
Ahmet söz aldı ve "şükür etmemizi istiyor Rabbimiz bence" dedi.
Aynen öyle dedi derviş. Yerken O'nun adını anmalı, yedikten sonra da şükretmeliyiz.

Tabaktan bir tane çekirdek aldı. Gençlere göstererek. "Gençler! Şu küçücük çekirdeğin içerisinde mandalina meyvesinin renk, koku, tat şekil dahil her şeyinin planı var. Ayrıca ağacın dallarının, yaprağının, gövdesinin köklerinin  yani her şeyinin planı var değil mi?" dedi.
Gençler tefekküre daldılar.
"Allah Teala bir meyve ile bize gücünü, kuvvetini- kudretini, bilgisini gösteriyor. Rızık verici olduğunu ve merhametini gösteriyor." dedi.
"Eğer siz Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız" Ayetini okudu. Gençler farklı bir sohbet dinlemenin zevkiyle, Allah Teala'ya hamd ettiler ve verdikleri için şükürler ettiler.
Dervişe de her şey için teşekkür edip kalkmak için izin istediklerinde gönülleri ferahlamış, zihinleri dervişin anlattıklarıyla meşgul idi.

2 yorum:

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...