DENİZ VE DERVİŞ (Tefekkür yazıları)

 Derviş ve arkadaşı, ziyaretlerde bulunmak maksadıyla İstanbul'a doğru yola çıktılar. Arabayla gittikleri Yalova’dan İstanbul’a deniz yoluyla gitmeyi tercih ettiler. Otomobillerini araba vapuruna bindirip, kendileri üst kattaki yolcuların bulunduğu bölüme çıktılar.
Bir ara beraber feribotun dış bölümüne çıktılar.
 O muhteşem su kütlesi karşısında hayranlığını gizleyemedi derviş. Kıyıdan uzaklaştıkça, "dünya suyun üstünde yüzüyor gibi" görünüyordu dervişin zihninde.
Derviş arkadaşına sordu:
-Bu büyük feribotun tonlarca kendi ağırlığı var. Bunun yanında  bir çok araba, otobüs, yolcu ve yolcuların eşyaları var. Sence bu çok büyük ağırlığı nasıl kaldırıyor deniz?
Arkadaşı cevap verdi.
Suyun  kaldırma kuvveti sayesinde. Tabi bu kural, Rabbimizin koyduğu bir kural.
Derviş: "Biz ona” sünnetullah” deriz, Rabbimizin yeryüzündeki yasalarıdır." dedi.

 “... Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayıp da şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün."
 Fâtır : 12” ayetini
okudu arkadaşına. Bu ayet üzerinde biraz tefekkür edip konuştular.
Elindeki şişeden denize bir  kaç damla döktü derviş. Damlaların denize karışmasını seyretti. Bu işi birkaç kez tekrar etti. Sonra:
 “Bu çok  muhteşem bir olay. Görüyor musun dostum!" diye haykırdı.
Dostu dervişin yüzüne baktı, "Muhteşem olan şey nedir?" diyerek.
"Damlaların denize dönüşmesi...” diye cevapladı.
  Sonra dostuna izah etti: Bu gördüğün uçsuz bucaksız su kütlesi ,aslında damlalardan oluşuyor.
Sonra şişeden bir kaç damla alıp, "Bak bunlar su damlası değil mi?" diye sordu ve ilave etti. "Bu damlalar denize düştüğü anda denizin içinde kayboluyor ve artık damladan değil denizden söz etmiş oluyoruz."
Arkadaşı hayretle kafasını salladı tasdik anlamında.

“ Acaba damlaların özgürlüğü de denize karışmak mı?” diye düşündü derviş. Sonra arkadaşına bu durumu sordu. Arkadaşı bu soruya da hayret etti. Konu üzerinde ve özgürlük üzerine sohbet ettiler.
Mevzu bittiğinde biraz sustuktan sonra derviş arkadaşına dönüp 
 “Denizi önemseyen damlayı da önemsemeli değil mi arkadaşım?” dedi. Hedefe ulaşmak için en küçük şeylerin bile ıskalanmaması gerektiğini, Cennet’e gitmek için en küçük iyiliklerin bile önemsenmesi gerektiğini anlattı.
Arkadaşı dervişin  sohbetini hayretle ve zevkle dinliyordu.
“Birlikten kuvvet doğar.” atasözü üzerinde konuştular.
"Acaba  bu denizlerde kaç çeşit deniz canlısı yaşıyor?" diye sordu arkadaşı dervişe.
Derviş, yakınlarda bu mevzuyu merak edip araştırmıştı.
"Aklımda kaldığına göre, en küçük bakterilerden 200 tonluk, otuz metre boyunda mavi balinalara kadar çeşitli büyüklüklerde 250 000 tür, milyarlarca canlı bu sularda yaşıyor araştırmalara göre" diye cevap verdi.
   Denizlerin insan ve diğer varlıklar için önemi üzerinde konuştular. Sonra derviş telefonuna yüklediği programdan Nahl suresi 14. ayeti buldu ve okudu:

"O (Allah) taze et (balık) yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) onun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir."

 Balıkçılıkla uğraşanların hiç emek harcamadan yetişen balıkları yakalamalarını ve rızıklarını bu yolla temin etmelerini, her gün insanların sofrasına gelen tonlarca balığın Rabbimizin insanlara büyük bir ikram ve ihsanı olduğu üzerinde konuştular.

Rabbimizin verdiği nimetleri hatırladılar. Derviş, Rahman suresindeki
"Öyle ise Rabbinizin hangi nimetini yalan sayabilirsiniz?" ayetini okudu ve arkadaşının duyacağı kadar hafif bir sesle Rabbimiz verdiğin hiç bir nimetini inkar etmeyiz onlara nankörlük etmeyiz. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm nimetlerin için sana hamdediyor sana şükrediyoruz dedi.
Sonra denizin en uzak yerlerine doğru bakarak hafif bir sesle:
" Rabbimiz! Denizlerdeki su damlaları sayısınca sana hamdolsun.
 Denizlerdeki tüm canlılar adedince sana hamdolsun.
Denizlerdeki canlı-cansız varlıkların yararları adedince sana hamdolsun." dedi.
Arkadaşı dervişe baktığında dervişin kaçırmaya çalıştığı gözlerinin nemli olduğunu farketti.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...