SEVGİ-SAYGI ÜZERİNE (Eğitim yazıları:5)

Evlilikte sevgi mi önemlidir? Saygı mı?
Sevginin önemini hepimiz biliyoruz. Sevginin olmadığı veya oluşmadığı evlilik mutluluk getirmez. Lakin, sevgi bir duygudur. Kişinin elinde olmadan oluşur. Zamanla devam edebilir, artabilir veya azalabilir.
Kanaatimce sevginin devamına veya artmasına sebep olan en önemli şey saygıdır. Kişilerin birbirlerine ve eşlerinin ailelerine olan saygısı arttıkça aradaki sevgi artarken saygı azaldıkça, sevgi de azalır.
Saygı adeta manevi dinamo gibidir ki sevgiyi şarj eder.
Arabadan örnek verecek olursak sevgi akü ise saygı, şarj motoru gibidir. Aküsüz araba çalışmaz ama şarj motoru arızalı olan akü de kısa zaman sonra boşalır ve arabayı çalıştıramaz.
“Sevgi bir duygudur" dedik. Kişilerin duygularına müdahalesi pek fazla değildir. Ama “saygı” bir davranıştır ve davranışlarımıza bizim müdahalemiz oldukça fazladır. Karşılıklı saygının olduğu ilişkiler uzun süre devam ederken, saygının olmadığı ilişkiler birden parlayıp hemen sönen ateş gibi kısa süreli olurlar.
Evliliklerde veya ikili ilişkilerde, ilişkinin ve sevginin devamını istiyorsak;
Muhatabımıza, sözlerimizle ve davranışlarımızla saygısızlıktan kaçınmamız gerekir.
Sadece muhatabımıza değil, muhatabımızın değer verdiği şeylere de saygılı olmamız gerekir.
Ayrıca evliliğin güzel yürümesi için Sevgi ve saygıdan sonra (S) ile başlayan üç şey daha şey vardır. Bunlar; sorumluluk, sadakat ve sabırdır.
Özetlersek evlilikte beş (S) formülü:
SEVGI
SAYGI
SORUMLULUK
SADAKAT
SABIR.

Evlilikle ilgili diğer yazımız:
http://www.aliuslu.net/2017/08/daldan-elma-toplamak.html
 

YETİMLERİN GÖNLÜNÜ KIRMAK

   Dinimizin yetimlerle ilgili, özel emir ve tavsiyeleri vardır.
Yetimi  itip kakma” (Duha suresi)
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler ancak karınlarına ateş doldururlar.”(Nisa/10)  
Kendisi de yetim olarak büyüyen Peygamber Efendimiz her zaman yetimleri koruyup gözetmiş ve onları koruyup gözetmeyi ümmetine de teşvik etmiştir.

Yıllar önce bir ilköğretim okulunda çalışırken, 6.sınıf öğrencilerinden bir öğrencimiz babasının GLİ de çalıştığını söylemişti.  Sonraki günlerde okula gelen annesi, kocasının vefat ettiğini fakat oğlunun bu durumu arkadaşlarının bilmesini istemediğinden GLİ de çalışıyor dediğini aktardı. O zaman yakinen öğrendim ki yetimler daha hassas oluyorlar.
    Babası henüz 25 yaşında iken, çok küçük yaşlarda babasını kaybetmiş önceki öğrencilerimden birisiyle sohbet ederken konu yetimliğe gelmişti.
  Hocam ben pek az akrabamın evine giderdim bayramlarda dedi. Sebebini şöyle açıkladı:
"Bazı akrabalarımız beni görünce  babamı hatırlarlar ve “yazııık babasını küçük yaşta kaybetti . Babası çok genç gitti” gibi acımı tazeleyen şeyler söylerlerdi benim yanımda. Bundan çok rahatsız olduğum için öbür bayramlarda onların evine gitmezdim.
 Bir keresinde de yaşlı bir amca başımı okşadı çok hoşuma gitmişti. Fakat arkasından şunu söyledi:
“Yetimin başını okşamak çok sevapmış.” O an yıkıldım hocam.
   Yetimlerin gönlünü almak ve onlara yardımcı çok önemlidir dinimizde ve kültürümüzde. Ama  gönül alayım derken gönül kırmamak yetimi incitmemek gerek.

TANIMAKTA ZORLANDIĞIM BİR ÖĞRENCİM.(Eğitim yazıları)


Bir kaç yıl önce bir misafirimle pastaneye gittim. Sipariş almaya gelen, kişisel bakımı son derece iyi,  düzgün giyimli, yakışıklı bir genç "hocam hoş geldiniz" diyerek elime sarıldı. Hal hatır sordu. Ben de karşılık olarak bir şeyler sordum. Neyse, genç, siparişlerimizi alarak gitti.
Zihnim bu gencin kim olduğuyla meşgul. Genelde öğrencilerimi yıllar sonra da olsa hatırlarım. Zihnim gerilere gitti,gitti derken buldu.
   O kadar şaşırdım ki. Bu genci bir ilk öğretim okulunda 6,7 ve 8. sınıflarda okutmuştum. Pespaye giyimli bir çocuktu. Okul forması olan beyaz gömleğinin yakası renk değiştirmiş olurdu. Pantolon ve ceketi de çoğu kez kir-pas içerisinde  olurdu.
 Dersine giren öğretmenler bu durumundan yakınırlardı.
Hayalinizde böyle yer etmiş bir çocuğu yıllar sonra bu anlatılanların tamamen tersi bir durumda iyi giyimli, bakımlı, saçları briyantinli bir genç olarak görünce elbette zihin tanımakta zorlanıyor.
 Siparişlerimiz gelince ismiyle hitap ettim, tebrik ettim.
Şunları düşündüm: Bazı şeylerin düzelmesi uzun yıllar alabiliyor.
Eğitimde en önemli şeylerden birisi peşin fikirli olmamak ve "bundan adam olmaz" gibi hükümlerden kaçınmaktır. Eğer kişilik yara almamış ve fıtrat bozulmamışsa  kişilerin davranışlarının düzelmesi her zaman mümkündür.
 Bu gencin çocukken pespaye olmasının sebepleri bireysel miydi, yoksa aile ve diğer çevre faktörlerinin etkisi miydi bilemiyorum. Bildiğim şey öğretmenlerin ikazlarının fayda etmemesiydi.
“Yedisinde neyse yetmişinde de odur" sözünün karakterle alakalı olduğunu düşünüyorum. Yedisinde ciddi veya şakacı olanın yetmişinde de öyle olması gibi. Yani karakterler kolay kolay değişmez, fakat davranış ve alışkanlıklar eğitimle veya zamanla değişebilir.
Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/tutkularin-seni-kor-ve-sagir-eder.html

TUTKULARIN SENİ KÖR VE SAĞIR EDER

    Uzun  yıllar önce bir lisede çalışırken  lise birinci sınıftaki öğrencilerimi daha iyi tanımak maksadıyla onlara şöyle dedim:
   “Sizin isminizi  biliyorum. Ama  isminizden öte sizi pek tanımıyorum. Kişilerle iyi iletişim kurmak onları daha yakından tanımakla mümkündür. Vereceğim kağıtlara kendinizi tanıtınız. Dertleriniz varsa onu da yazabilirsiniz. İmkanım ölçüsünde çare olmaya çalışırım.”
Oldukça neşeli görünen bir öğrencim şu şekilde yazmış:
"Hocam, bakmayın benim okuldaki neşeli halime. Evde benim ağzımı bıçak açmaz. Benim buradaki neşeli halim, belki de dertlerimi unutmak veya bastırmak için…
  Benim annem başka adamla kaçtı. Ondan nefret ediyorum ama içimdeki sevgiye de engel olamıyorum. Bazen düğünlerde karşılaşıyoruz bana konuşmak için fırsatlar arıyor fakat ben  yanaşmıyorum vs…" Bu minval üzere dertlerini anlatmış.
Uygun bir zamanda çağırdım. Anlattı, ağladı, biraz rahatladı.
Ona, bu olaydan dolayı kendisinin hiç bir sorumluluğu olmadığını bundan dolayı da hiçbir zaman utanmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım.
    Peygamber efendimiz "Tutkularımızın birleri kör ve sağır edeceğini" haber veriyor. yani bir şeye tutku derecesinde bağlandığımızda artık adeta gözlerimizin kör gibi olup gerçekleri göremeyeceğimizi,   kulaklarımızın da adeta sağır gibi hakikatleri duymayacağını veya duysa da anlamayacağını bizlere haber veriyor.
   İşte bu bayan da tutkularının esiri olup başka bir erkekle kaçıyor. Fakat hayatı boyunca çocuklarının hasretiyle ve toplumun gözünde aşağılanarak yaşamaya çalışıyordur. Muhtemelen kaçtığı erkeğe duyduğu alaka da zamanla azalmış belki de kendisinin kandırıldığını düşünerek sevgisi nefrete dönüşmüştür.
Bizde bir söz vardır. Şeytan insanın önünden kaçar- kaçar, sonra da arkasına geçer" diye. Bu kızımızın annesi de muhtemelen  gittiğinin haftasına varmadan pişman olmuştur. Fakat geri dönülmez bir yola girmiştir. Hepimiz biliriz ki tutkular sadece kadın -erkek arasında değil bir çok noktada kendini gösterir. Mesela bazı şeylere fanatizm derecesinde ilgi de bir tutkudur.

Kur'an'da Rabbimiz haber veriyor:
"Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.(Âl-i İmrân : 14) 
Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/okula-kac-adimda-geliyorsunuz-soru.html

OKULA KAÇ ADIMDA GELİYORSUNUZ (Soru-cevap metoduyla ders)


 Çocuklar!  Evden okula kaç adımda geliyorsunuz.?
-………
O zaman size bir ödev. Haftaya kadar, okul ile eviniz arasının kaç adım olduğunu sayınız.
Bir hafta sonra...
-Çocuklar! Geçen hafta verdiğim ödevi kaç kişi yaptı.
-Ödev neydi öğretmenim.
-Biz yaptık öğretmenim. Ben ölçtüm öğretmenim.
-Söyle bakalım.
-Bin beşyüz elliiki adım öğretmenim.
-Sen söyle.
-Altıyüzonbeş adım öğretmenim.
-Bizimki yakın öğretmenim.
-Ne kadar?
ikiyüz yetmişbir.
Çocuklar! Bir adımda  okula gelemiyorsunuz değil mi? Ama adımlarınızı birbiri peşine atarak evden buraya kadar geliyorsunuz veya daha uzak mesafelere  ulaşıyorsunuz.
 Biliyor musunuz sevaplarımız ve günahlarımız da attığımız adımlara benzer. Bir sevapla Cennet kazanılmaz ama yaptığımız her güzel davranış, bize sevaplar olarak yazılır. Kazandığımız her sevap ise bizi Cennete bir adım, beş adım, yüz adım duruma göre yaklaştırır.
 Her kötü davranış, bize günah olarak yazılır. Günahlar da günahın büyüklüğüne göre bizi Cennet’ten uzaklaştırır, Cehennem’e yaklaştırır.
  Okula gelmek isteyen, bir yere gitmek isteyen kimse için nasıl ki her adım önemliyse, Cennet'e gitmek isteyenler için de her iyilik ve sevap önemlidir ve önemsenmelidir.
-Çocuklar! Koşanlar mı  daha çok mesafe alır, yürüyenler mi?
-Koşanlar öğretmenim. Koşanlar kısa zamanda varırlar varacakları yere.
-Hayır öğretmenim. Varılacak mesafe kısaysa, arkadaşın dediği doğru olur. Ama uzun mesafeleri sporcu olmayanlar pek koşamazlar. Hatta yarı yolda kalabilirler. Fakat yürüyerek daha uzun mesafelere gidebilirler.
  -Evet çocuklar arkadaşınızın yorumu gayet isabetli. İnsanlar normal adımlarla uzun sure yürüyebilir, uzun mesafeleri katedebilirler. Geçtiğimiz yıllarda  altmış yaşlarında bir  kişi yürüyerek Hacca gitmişti Türkiye’mizden. Demek ki  ulaşacağımız yere varabilmek için (acelemiz yoksa) büyük adım atmak veya koşmak önemli değildir. önemli olan, adımları peş peşe uzun süre atabilmektir. Böylece yorulmadan varırız menzilimize.
   Peygamber efendimiz şöyle buyururlar:
Allah Teala’ya en sevimli gelen amel (Allah için yapılan iş, davranış),az da olsa devamlı olandır”
Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/siyah-ve-beyaz-kurt.html
 

BEYAZ VE SİYAH KURTLAR

   Kızılderili yaşlı ve bilge adam torununu yanına çağırıp, siyah ve beyaz kurtlarının bulunduğu barınakların kapılarını açmış. Barınaklarından çıkan kurtlar başlamışlar dalaşmaya. Bu zorlu mücadeleyi seyreden torun, dedesine sormuş:
-Dedeciğim sence hangi kurt yener?
Yaşlı bilge cevap vermiş.
-Hangisini daha çok beslersem o yener evlat.
Yaşlı bilge elbette torununa bununla ilgili dersler vermiştir. Ben bu olaydan çeşitli dersler çıkardım. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
Bildiğimiz gibi, insanlarda; iyi ve kötü, olumlu ve olumsuz birbirine zıt bir çok duygu vardır.
Hatırıma gelenleri ben sayayım. Gerisini siz tamamlayabilirsiniz.
Cömertlik-cimrilik, bencillik-diğergamlık (başkalarının dertleriyle dertlenmek, onları da düşünüp problemlerine çareler aramak), cesaret-korkaklık, çalışkanlık-tembellik, tevazu (alçak gönüllülük)-kibir,
merhamet-vicdansızlık, nezaket-kabalık, sevgi-nefret, af-intikam, doğruluk-yalancılık, Allah Teala’ya itaat etmek veya etmemek gibi.
Bizlerde bu duyguların hepsi de vardır. Bizler hayatımızda hangilerini öne çıkarır uygularsak, her uygulayışımızda o duygu içimizde güçlenirken diğeri zayıflar. Mesela:
Yardım edilmesi gereken bir kişi var. İçimizden bir duygu o kişiye yardım etmeyi bize fısıldarken, başka bir duygu vermemeyi veya az vermeyi fısıldar. Biz hangi duygumuzun sesini dinler ve uygularsak o duygu kuvvetlenir.
 Önceleri zorlanarak yaptığımız o davranış, zamanla kolay hale gelir. Uzun süre devam ettiğimizde ise bizim ahlakımız haline gelir. Her yardım ediş, cömertlik antremandır adeta. Sonunda o kişiye cömert kişi denir. İçimizdeki cimriliğe kulak verir cimri davranırsak da cimrilik duygusu güçlenir, cömertlik duygusu zayıflar, zamanla cimrilik bizim ahlakımız haline gelir.
Diğer duygularımız da böyledir. Hangi duygularımızı beslersek o duygularımız ve davranışlarımız güçlenir ve diğerleri zayıf kalır. Bundan dolayı iyi bir kul ve iyi bir Müslüman olabilmek için, bizi güzel ahlak sahibi yapacak duygu ve davranışlarımızı beslemeliyiz.
Yine aynı şekilde çocuklarımızdaki olumlu duyguların, onların davranışı ve ahlakı haline gelmesi için de gayret göstermeliyiz.
Nitekim Kur'an-ı Kerimde Rabbimiz bazı güzel davranışları ya emrederek, Ya da överek bizi teşvik etmiş, Yine bazı olumsuz davranışları yasaklayarak veya kötüleyerek onlardan uzaklaşmamızı istemiştir.
 Örneğin Leyl suresinde mealen şöyle bildirmiştir:

Şüphesiz sizin çabalarınız çeşit çeşittir.
Artık kim (elinde bulunandan)verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü tasdik ederse, biz onu en kolay olana iletiriz.
Fakat kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, ve en güzel sözü yalanlarsa biz de onu en zor olana iletiriz. (leyl suresi 4-7)
Yine Hud suresinde bize "dosdoğru olmamız" emredilmiş,(112.ayet) Hacc suresi 30 da "yalan sözden kaçının" diye emredilmiştir.
Maun suresinde yetimleri hor gören yoksulları düşünmeyenler yerilmiş, Beled suresinde yetim ve yoksullarla ilgilenenler, merhametli olanlar övülmüştür.
Peygamber efendimiz de gerek sözleriyle gerek davranışlarıyla güzel davranışları teşvik edip olumsuz davranışlardan sakındırmaya çalışmıştır. O bir duasında şöyle buyurmuştur:
"Allah’ım! acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve ihtiyarlık düşkünlüğünden sana sığınırım”
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

TAVSİYELER


KİME NE KADAR GÜVENMELİYİZ?
Arkadaşlarınız veya fazla muhatap olduğunuz kişilerle ilgili hayal kırıklığına uğramak veya  onlar sebebiyle üzülmek istemiyorsanız
KİME, HANGİ KONUDA, NE KADAR güvenebileceğinizi test edin veya gözlemlerinizden yola çıkarak puan verin.
Çünkü, herkese her konuda  tam güvenilmeyebilir. Bazı konularda çok güvenilir olan bir kişi, başka  bir konuda zayıf olabilir.

 Bunlar hangi konular olabilir:
Sözünde durup durmadığı.
Para ve mal konusundaki zaafiyeti.
Makam-mevki  ile ilgili zafiyetleri.
Karşı cinsle ilgili zafiyetleri.
Sır saklama durumu.
Adam satıp satmaması.
Başı dara düştüğünde vazgeçtiği şeyler.
 __________________________________________
 

BİR DÜŞÜN KARDEŞİM, VİCDANINA SOR. GERÇEKTEN DEĞER Mİ?

Bir şey için birilerini kırıyorsan;
Elde edeceğin şey birilerini kırmaya değer mi?

...
Bir şey için namazını aksatıyorsan.
O şey, namazını aksatmaya değer mi?
Biraz fazla kazanabilmek için, hile yapıyorsan, birilerini kandırıyorsan;
Hesabını veremeyeceğin şeyleri yapmaya değer mi?
Bir yerlere gelmek için birilerinin hakkını yiyorsan;
Geldiğin yer hak yemeye değer mİ?
Elde ettiğin makam ve mevkinin hakkını veremiyorsan;
İki Alemde de rezil edecek bir yerde ısrar etmeye değer mi?
Dünyalık kazanmak için, Allah Teala’nın rızasına aykırı davranıyorsan;
Krallık bile olsa Ahirette kaybetmeye değer mi?
Kısacası, dünyayı kazanayım diye heva ve hevesine uyarsan;
Ebedi yurdu kaybetmeye değer mi?
Not: Bu yazı bir şiir değildir.
________________________________________________________________________________

GENÇ KARDEŞİM! ÖZÜNE DÖN.

Bir ürünün taklidi ne kadar kaliteli olursa olsun(hatta orijinalinden daha kaliteli bile olsa) orijinali kadar değerli değildir.
Bir sanatın ve sanatçının taklidi de öyledir. Taklidinin hiçbir değeri olmadığı gibi, taklitçileri gülünç duruma düşerler.
...
Bazı kardeşlerimi görüyorum, hayatlarını taklit üzere kurmuşlar. Bir taklit özentisi içerisindeler. Kılık kıyafetleriyle, hayat tarzlarıyla batıyı, batılıyı taklit ediyorlar.
Bu kardeşlerime hatırlatmak istediğim şudur. Taklitlerinizle hiçbir zaman orijinal kadar değerli olamayacaksınız. Batı ve batılıların bize bakışı bellidir. Bizi değerli yapacak şeyler bize ait olan orijinal şeylerimizdir.
Genç kardeşim! Özüne dön. Kendine dön.
Tarihinden aldığın orijinal (sana ait) şeyleri geliştirerek bu güne ve geleceğe taşı. Aklınla kalbini birleştir. Seni değerli ve saygın yapacak şeyler bunlardır.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

KİMSEYİ KURTARAMAM
Kimseyi ateşten korumaz kelimelerim.” 
                                               (İsmet ÖZEL) 
 Beni (ders, sohbet ve yazı olarak) takip edenlere kurtuluş vaad edemem.(Doğru zannettiğim bazı görüşlerim yanlış olabilir. Onun için görüşlerimin Kitap ve Sünnete uygunluğuna dikkat edilmelidir.
 Kendi kurtuluşum dahi, Kitab’a ve Peygamber Efendimize tabi olmaya bağlıdır.

 Sizler, Kur’an’a ve Rasulullah’a (SAV) tabi olursanız, inşallah kurtulursunuz.---------------------------------------------------------------------------------------------------
GÜVEN DUYGUSU
Hiç kimseye güvenmeyen kişiler devamlı huzursuzdur. Her an birileri tarafından kandırılacakmış hissini yaşadıklarından kendisine selam verene bile şüpheyle bakarlar.
Herkese güvenen kişilerin de hayatı yediği darbelerden dolayı üzüntü ve pişmanlıklarla geçer.
Normal olan; kime, hangi konuda, ne kadar güveneceğini bilmektir. Böyle yapanların hayatında huzursuzluk ve kendisine yapılanlardan dolayı üzüntü daha azdır.
 Unutmamak gerekir ki, bütün insanlar sahtekar değildir. Fakat insanların hepsi güvenilir de değildir.

***********************************
MUTLU VE MUTSUZ İNSANLARIN EN ÖNEMLİ FARKI
Mutsuz insanlar devamlı çevresindeki olumsuzluklardan (veya olumsuz zannettikleri şeylerden) sızlanırlar. Bir bakıma mutluluklarını çevresindeki olumsuzlukların düzelmesine bağlarlar. Tabii olarak bu pek mümkün değildir. Çünkü hayatın akışı içerisinde biten olumsuzlukların- problemlerin- yerine başka problemler gelecektir. Böylece bu tip kimselerin mutsuzlukları devam eden bir sürece dönüşür.
    Mutlu insanlar ise; Hayatı olduğu gibi kabul ederler. Problemlerle baş etmeye çalışırlarken, çevresindeki güzellikleri fark edip onlardan mutlu olmayı bilirler. Hele bir de bu hayatın imtihan olduğunun bilincindeyse, olumsuzluklara sabrederek ve bundan kazanacağı sevapları da düşünerek onlardan bile mutlu olabilirler.
Kısaca mutluluk ve mutsuzluk çoğunlukla bizim olaylara bakışımızın sonucudur
**********************************

 FITRAT
Zararlı yiyecekler nasıl ki vücudumuzda tahribat oluşturuyorsa, işlediğimiz her günah da (günahın büyüklüğüne göre) fıtratımızda tahribat meydana getirir. Tevbelerimiz ise tahribatın tedavisi mesabesindedir.
ÜÇ EKSİ- İKİ ARTI
İslam büyükleri üç şeyin azaltılmasını, iki şeyin çoğaltılmasını veciz bir şekilde anlatmışlardır. Özellikle şu mübarek günlerde bu kurallara dikkat edenler karlı çıkarlar.
1- Gılletü’l- kelam: Az konuşmak.
2- Gılletü’l- menam: Az uyumak.
3- Gılletü’t- ta’am: Az yemek.
4- Kesratü’z- zikr : Çok zikir.
5- Kesratü’l- fikir: Çok tefekkür
---------------------------------------------------------------------------------
HAL" ve "AHVAL"
"Hal"e bakarak karar verirsek yanılma ihtimalimiz fazla olur. "ahval"e göre değerlendirirsek daha doğru karar vermiş oluruz.
-----------------------------------------------------------------------------
ÖNEMLİ BİR UYARI!
Elde ettiği zenginlik, makam-mevki, şöhret, itibar gibi şeylerden dolayı şımaran, kibirlenen (veya başkalarını küçümseyen) israf eden veya had...di aşan kardeşlerim!
Biliniz ki, Allah Teala:
• Şımarıkları sevmez. (Kasas/76)
• Kibirlilik taslayanları sevmez.(Nahl/23)
• İsraf edenleri sevmez (Araf/31)
• Haddi aşanları sevmez.(Bakara/190)

Allah Teala’nın uyarılarına rağmen sevmediği şeyleri yapmaya devam ederseniz ahirette zarara uğramanız kesindir ama büyük ihtimal dünyadaki elde ettiğiniz sizin şımarmanıza, kibirlenmenize, haddi aşmanıza vs. sebep olan şeyler de elinizden çekilip alınır.
Sizin bir elemanınız, verdiğiniz imkanlar sebebiyle şımarsa ne yaparsınız?......................................
 
Bir kişi Allah Teala'nın kendisine verdiği (mal-mülk, makam-mevki, zeka, yetenek, güzellik, güç-kuvvet vb.gibi) nimetlere şükür ediyorsa o kişi bu konuda doğru yoldadır.
Eğer Allah Teala'nın verdiği nimetlerden dolayı şımarıyor ve kibirleniyorsa, başkalarını küçümsüyorsa azgınlaşmıstır. Hadi aşmıştır.
ALLAH TEALA :
AZGINLIK YAPANLARI SEVMEZ.
KİBİRLENENLERİ SEVMEZ.
ŞIMARIKLARI SEVMEZ. 
*********************
ESKİ VE YENİ DOSTLAR…
İnsan hayatı boyunca yeni yeni kimselerle tanışır. Bunlardan bazılarıyla arkadaş olurlar. Arkadaşlarından samimi olduklarıyla da dost olurlar.


Her arkadaş, her dost önemlidir ama eski dostların yeri başkadır. Eski dostlar seni her yönüyle kabul etmiş kişilerdir. Beklentileri yoktur. Hesabi değil hasbidirler.
Yeni arkadaş ve dostlarınız için ise iki ihtimal söz konusudur.

1.İhtimal gerçekten samimidirler. Sizinle birçok yönden uyum sağladıkları için sizinle dost olmuşlardır.
2.ihtimal özellikle mal- makam -mevki sahibiyseniz  sizden beklentisi olup buna bağlı olarak dost olanlar. Aslında bunlar dost değil dost görünenlerdir.
     Yeni dostlarınızın hangi  gruba girdiğini ancak makam- mevkinizi kaybettikten sonra  öğrenebilirsiniz.
   Sosyal hayatınızdaki konumunuza göre yeni arkadaşlar edinmeniz kaçınılmazdır. Ayaklarınızın daha sağlam yere basabilmesi için tabiri caizse (pergel örneğinde olduğu gibi) ayağınızın birisi eski dostlarınızda sabit olmalı, diğeri de yenileriyle.

Eski dostlar seni daha rahat eleştirebilir. Buna dikkat etmelisin. Eleştiriyi önemsemelisin. Kırılmamalı basit şeylerden dolayı darılmamalısın.

    Yeni dostlarının övgülerine iltifatlarına ise ihtiyatla yaklaşmalısın. Bu layık olduğun için de olabilir, yağcılık da olabilir.
Bir çok makam- mevki sahibi kişi, eski dostlarının eleştirilerine kulak tıkayıp onlardan uzaklaştıkları, yenilerin övgülerinden hoşlanıp onlarla daha da yakınlaştıkları için maddi ve manevi anlamda uçuruma yuvarlanmışlardır.
İnsanlar hata yapabilirler. Siz de hata yapabilirsiniz dostlarınızda.. Dostlarınızın hatalarını onaylamayın ama hatalarından dolayı onları terk etmeyin. 
Bir de eski dostlarınızın etrafı sarılıp birileri onların ayağını yerden kesmeye çalışıyorsa onlara  kırılsanız bile kızmayın, küsmeyin  terk etmeyin.
************
BEĞENMEK-BEĞENMEMEK
Bir kişinin bazı fikirlerini (görüşlerini-davranışlarını) beğenmek, O kişinin diğer fikirlerini de beğenmek onaylamak değildir.
Aynı şekilde, bir kişinin bazı fikirlerini (görüşlerini-davranışlarını) beğenmemek hatta eleştirmek de, O kişinin bütün fikirlerini beğenmemek, eleştirmek anlamına gelmez
 Yani genel olarak tasvip etmediğim kişilerin çok güzel fikirleri olabilir.
 Sevdiğim kişilerin de hataları olabilir 
*************  
TAKİP MESAFESİ

“Takip mesafesi beşeri ilişkilerde de geçerlidir. Yoksa kaza kaçınılmaz olur” diye yazmış Oktay Elmalı hoca. 
Bunu okuyunca şöyle düşündüm: 
 Trafikte bazen önümüzde dengesiz giden bir araçla karşılaşırız. Bazen sağa bazen sola gider, sinyal vermeden yavaşlar veya duruverir. vs.
İçindekini tanımayız ama , sarhoş, dalgın veya acemi olma ihtimalini düşünerek takip mesafesini biraz artırırız değil mi?
Normalde herkesle aramızda bir mesafe olmalı. Fakat, toplumdaki dengesiz kişilerin ne zaman hangi davranışta bulunacağını kestiremediğimizden onlarla olan mesafemizi biraz daha fazlalaştırmalıyız ki kaza yapma ihtimalimiz azalsın.

****************
GAYEMİZ NE?
Yaptığımız, gayret ettiğimiz, uğraştığımız şeylerde gayemizin ne olduğunu düşündük mü?
Eğer gayemiz Allah Teala'nın rızası değilse sonuç sadece bir "HİÇ" olur.
Tabii bu "hiç" lik meşru olarak yaptığımız şeylerde olur ancak.

Bir de gayr-i meşru şeylere bulaşmışsak zamanı geldiğinde "hiç" olmayı da çokça temenni ederiz..
Niyetlerimizi sık sık kontrol edelim


*****************************
BAĞLANDIĞINIZ ŞAHISLARA DİKKAT!
Peygamberler hariç mutlak manada bağlandığınız şahıslarda sizin için üç durum vardır:
1- Hakikate ulaşmanıza yardımcı olabilirler.
2-Hakikatle aranızda engel olabilirler.
3-Hakikatten uzaklaştırabilirler.

*****************************************
 
Okyanusun tuzlu olduğunu anlamak için bir kova su içilmez.

Parmağınla tadına baksan anlarsın.
-Yani?
-Yani, bazı insanları diyorum...


*************************************
YUVARLANAN TAŞLAR.
Taşlar yerinden yuvarlandıktan sonra nerede ve nasıl duracağını bilmek pek mümkün olmuyor.
Bazıları çok farklı mecralara kayıp giderken, bazıları parçalanıp toz haline geliyor.





 
 
 
 
 

 
                    

MANŞET!

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLER (2)

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLER TEMA Vakfı başkanı Hayrettin Karaca'yı TV programında dinlemiştim. O küçükken, annesi yemek yaptığında bazen k...