SÖYLEDİĞİMİZ ŞARKILAR FELAKETİMİZ OLMASIN !

Sağlığımıza zararlı şeyleri, bilmeden de olsa yediğimizde neler olur?
Mesela, yediğimiz mantarların içerisinde bir tane zehirli mantar olsa, bazen tedaviyle kurtuluruz bazen de hayatımızı kaybederiz değil mi?
Midemize giren şeyler bizi zehirleyebildiği gibi hafızamıza ,kalbimize aldığımız şeyler de bizi manen hasta edebilir hatta öldürebilir.
Buna, bazı şarkı ve türkülerdeki sözleri örnek olarak verebiliriz.
Çünkü, şarkı ve türkülerin bazılarında kişiyi günaha sokacak hatta imanından edecek şeyler var. Mesela:
1-Bazen, Allah Teala’nın yüce ismi adeta dolgu malzemesi gibi veya eğlence aracı olarak kullanılıyor. 
2-Bazen, "sübhanallah"sözü gibi söylenmesi çok sevap kazandıran bir ibadet ve tesbihat cümlesinin şarkı malzemesi olarak kullanıldığını, hatta bu mübarek cümlenin okunuşunda, dinleyenlerin tempo tutup oynadıklarını görüyoruz.
3-Bazı şarkı ve türkü sözlerinde kadere isyan veya, söylenmesi dinimize aykırı cümleler olduğunu görüyoruz
 Bu tür şarkı ve türküler, maalesef bir çok kişi tarafından bilinçsizce dinleniliyor ve söyleniyor. Bu durum dini açıdan son derece sakıncalıdır. İmanımızı tehlikeye sokabilir.
 Çünkü:
1-Allah Teala'nın ismini bilinçli olarak söylemek, tekrarlamak
 zikirdir ve ibadettir.(A'la suresi 14-15)
2-"Sübhanallah" cümlesi gibi hem ayet olan , hem de namazlarımızın en önemli yerlerinde (ruku ve secde) tekrarladığımız tesbihat cümlesi oyun ve eğlenceye alet edilemez.
3-Allah Teala, Hucurat suresi 2. ayette Peygamberimize saygısızlık yapmayı amellerin (sevapların) iptalinin sebebi saymışken Kendi isminin eğlence edilmesinden elbette razı olmaz. Belki de amellerin iptal sebebi olur.
4-Nisa suresi 140. ayet meali şöyledir: "...  Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini veya onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe onlarla oturmayın. yoksa siz de onlar gibi olursunuz..."
5-Bir hadis-i şerif meali: "Öyle zaman gelecek ki kişi sabah yatağından mümin olarak kalkacak, akşam yatağına kafir olarak girecek..." (Müslim)

6- Ayeti Kerime de "Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten (Cehennemden) koruyunuz..." buyuruluyor. Dolayısıyla çocuklarımızın müzik adı altında neler dinleyip söylediklerini de kontrol edelim. Yanlışlar varsa tatlı bir lisanla ikaz edelim.
Nasıl ki çocuklarımızın yediklerine içtiklerine dikkat ediyorsak , onların zihin dünyalarına giren şeylere de dikkat etmeliyiz
Dikkat edelim, dinlediğimiz ve söylediğimiz şeyler felaketimiz olmasın...

NOT: Beş vakit namazını kıldığını bildiğim bazı kişilerin alış-veriş merkezlerinde  ve mağazalarında yukarıda bahsettiğim türden müziklerle karşılaştım. İkaz ettiklerim oldu, aceleyle çıktıklarım oldu. Patronların bunlardan belki haberi yoktur ama dikkat etmeleri gerekir. Yoksa vebali ağır olur.
Diğer yazılarımız için:www.aliuslu.net

DERVİŞ VE EBABİL KUŞLARI (Tefekkür yazıları)


Derviş, Fil Suresini okuyup üzerinde tefekkür ederken, Ebrehe'nin ordusunun ebabil kuşlarıyla helak edilişi üzerinde yoğunlaştı.
Ebabil, sürü halinde uçan, küçük kuş topluluklarına deniliyordu.

 Bu kırlangıç kadar küçük kuşların silah olarak da gagalarında taşıdıkları minnacık taşlar vardı. Taşları çok yukarıdan ordunun üzerine bırakınca, ordu hem psikolojik olarak yılgınlığa uğramış, hem kaçışırken birbirlerini ezmiş hem de taşların etkisiyle bizzat yaralanmışlardı veya ölmüşlerdi.
Zihnindeki soru şuydu?
Her şeye gücü yeten Rabbu’l -Alemin, kendisini çok güçlü gören, adeta "bizim karşımıza kimse çıkamaz" diyen gurur-kibir ordusuna karşı, kartal gibi büyük yırtıcı kuşları da gönderebilirdi.
Yüzlerce büyük kuş ,ayaklarında taşıdıkları yumruk gibi, hatta kafa gibi taşları yukarıdan bırakabilirlerdi. Veya yukarıdan hızla dalıp pençeleriyle çarpıp havalanabilirlerdi. Acaba neden büyük kuş ve büyük taşlar yerine küçük kuşlar- minnacık taşlar kullanıldı?
Zihninde şöyle bir cevap oluştu:
Burada kibir ordusuyla, alay ederek helak etmek var. Normalde küçük bir çocuğun bile eliyle sıktığında öldürebileceği küçük kuşlarla bile Cenab-ı Hakk en güçlü orduyu helak ediyorsa büyük kuşları siz düşünün artık, der gibi.

Derviş,bu gün okuduğunda, Fil Suresi'ni,
“ Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır...” (Fetih /7) ayetinin yaşanmış bir tefsiri olarak düşündü.
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net


UYARICI AYETLER -10 (ve bir dua)

Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.”(Zuhruf : 36)
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.”(Zuhruf : 37)
AÇIKLAMA:
Zikr: Kur’an da hatırlamak, anmak, düşünmek manalarında kullanıldığı gibi Kur'an’ın kendisine de zikr denilmiştir.
“Zikr” kelimesini Kur'an olarak düşündüğümüzde: “Kim Kur’an’dan yüz çevirirse, uzak durursa ona şeytanı musallat ederiz..” şeklinde anlaşılır.
 Anmak ve düşünmek olarak anladığımızda bu takdirde :
“Kim, Allah’ı anmaz yaptıkları işlerde O’nu hesaba katmazsa ona şeytanı musallat ederiz…” şeklinde de anlaşılabilir.
*Kanaatimce İki mana birden düşünülmelidir.
DUA
Rabbimiz! Senin zikrinden gafil olmaktan sana sığınırız. Yaptığımız işleri ve davranışları seni hesaba katmadan yapmaktan sana sığınırız. Böyle yapmaktan bizleri muhafaza eyle. Kalbimiz ve dilimizle seni  hakkıyla zikreden müminlerden eyle.
Bizleri Kur'an'la hemhal olan, O'nu okuyan, anlayan ve prensiplerini hayatına uygulayanlardan eyle
İnsan ve cin şeytanlarının bize arkadaşlık yapmasından bizleri muhafaza eyle.
Doğru yoldan sapmaktan ve yanlışlarımızı doğru zannetmekten nefsimizi ve neslimizi muhafaza eyle.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

PRATİK YEMEK VE NAMAZ

     Evimizde acilen yemek yapmamız gerektiğinde, zamanımız da kısıtlıysa ne yaparız?
Tabi ki yapımı kolay, pişmesi tez olan pratik yemeklerden yaparız değil mi?
Mesela, menemen yaparız, omlet yaparız, makarna haşlarız. vb. Fakat vaktimiz varsa, imkanımız da varsa, daha değişik yemekler de yaparız.
    Bunları, namazlarımızla irtibat kurmak için anlattım. Malum, en önemli günlük ibadetlerimizden olan namazlarımızın erkanı(rükünları) vardır. Ayakta durmak, okumak, rüku, secde gibi .
Biz bunları öğretirken en kolay şekliyle öğretiriz öğrencilerimize. Mesela Fatiha’dan sonra Fil suresini okuyun, ikinci rekatta  Kurayş suresini okuyun deriz. Rükuda üç kez “Sübhane Rabbiyel- Azim” , secdede üç kez “Sübhane Rabbiyel a’la” okuyun deriz. Fakat bunlar acele yaptığımız yemekler gibidir. Vaktimiz dar olduğunda elbette namazlarımızı ihmal etmemek için en kolayını okuyacağız. Fakat vaktimiz bol olduğunda, niçin en kolay olanı seçelim?
 Hatırlamamız gereken şeyler var bu konuda:
1-Namazlarda aldığımız sevaplar rekat sayısına göre değil, Rabbimizin huzurunda bulunduğumuz süreye göredir.
2-Ruku ve secdelerde okuduğumuz tesbihatın sayısına göredir.
3-Namazdaki ihlasımıza, samimiyetimize, kendimizi namaza verişimize, huşu’ durumumuza göredir.
         O ZAMAN VAKTİMİZ BOL OLDUĞUNDA NAMAZ İBADETİMİZİ NASIL YAPMALIYIZ?
1-Fatihadan sonra, devamlı Fil suresinden aşağı kısa sureleri okumak bilinçli bir müslümana yakışmaz. En azından Duha suresinden aşağısını ezberleyelim, ve onları da okuyalım. Ezber yapabilenler daha başka sureleri de ezberlemeli ve namazlarda okumalıdır. Şimdi teknolojinin imkanlarından yararlanıp telefon veya bilgisayarımıza indirip kolaylıkla ve doğru olarak ezberleyebiliriz.
   Ayrıca her camimizde imamlarımız bu konuda görevlidirler. Bayanlar için her mahallede K.Kursu bulunmaktadır.
2-Kuran-ı Kerim'de bir çok ayette namaz ibadetinden bahsedildiği halde, başka bir çok ayette "ruku ve secde”ye özel dikkat çekilmektedir. Bundan dolayı rüku ve secdelerimize daha fazla özen  göstermeliyiz. Tesbihatlarımızı  üçten daha fazla, 5-7-9-11 kez ve okunuşunun hakkını vererek yapabiliriz.
3-Okuduğumuz sure ve duaların anlamını zaman içinde öğrenmeliyiz.
4-Namazlarımızı huşu içinde kılmaya gayret etmeliyiz.
Mü’minun suresinde, kurtuluşa erecek müminlerden bahsederken ilk olarak  :
 “Onlar ki namazlarında huşu’ içindedirler” diye haber verilirken, birkaç ayet sonra da “Onlar ki namazlarını korurlar” buyurularak hem vakitlerine dikkat etmemiz hem de rükunlarının hakkını vermemiz istenmektedir.
Mearic suresi/ 22 de ise “Onlar ki namazlarında devamlıdırlar” buyurularak namazların ihmale gelmeyeceği bize hatırlatılır.
    Alak suresinin son ayetinde ise secdenin önemine vurgu yapılır. Rabbimiz buyurur ki "secde et ve yaklaş" Her secde Rabbimize manen yakınlaşmadır. Secdemiz ne kadar uzun olursa yaklaşmamız da o kadar fazla olur.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net

 

 

ÇOCUĞUMA DİN EĞİTİMİNİ NASIL VERMELİYİM? (eğitim yazıları)

-Hocam! Çocuğuma Dinimizi nasıl öğretebilirim?
-Kardeşim " her çocuk özeldir" diye bir söz vardır ya, bu durum din eğitimi için de geçerlidir. Kişilerin öğrenme süreleri, ilgi alanları, onları motive edecek etkenler farklı farklıdır. Bu durum kardeşlerde bile birbirinden farklı olabilir. Birisini motive eden şey diğerinde etkili olmayabilir. Bunları deneyerek öğrenebilirsin. Fakat din eğitiminde bütün çocuklar için geçerli şu kurallara dikkat etmelisin.
1- Kesinlikle bıktırmamalısın. Gönderdiğin yer çocuğu bıktırıyorsa, önlem almalısın. Mesela hocalarıyla konuşup durumunu izah edebilirsin. Olmuyorsa başka bir yeri deneyebilirsin. Bilmeyen çocuklara ileride öğretme şansımız vardır. Fakat, bıktırılmış, nefret ettirilmiş bir çocuğa ileride  anlatma şansımız oldukça zayıftır.

Konuyla alakalı yaşadığım bir olayı anlatayım. Bir ilk öğretim okulunda çalışırken, önceden tanışık olduğumuz bir şahsın çocuğu da o okuldaymış. Benden rica etti.
-Hocam! Ben çocuğuma din konusunda etki edemiyorum. Siz bir konuşabilir misiniz?
"Tamam" dedim ve müsait bir zamanda çağırdım çocuğu. Biraz konuşunca, biraz inatçı bir yapıya sahip çocuğun, dine ve dinle ilgili şeylere kendisini kapadığını müşahede ettim. Babasının güzel gördüğü her şeye de mesafeliydi. Hatta babasının rahatsız olduğu şeylere meyilliydi. Babasıyla tanışık olduğumuz için bana da mesafeli durdu.

Çocuğun dediği şu sözü unutmadım.
-Hocam! Ben ilk okul birinci sınıfa giderken babam bana dedi ki:  "Sana söylediğim kadar şu köpeğe söyleseydim şimdiye kadar çoktan namaza başlardı."
Anladım ki, bunun gibi sözler yüzünden  çocuk dinden ve babasının inançlarından uzaklaşmış. Yani babası çocuğunu dinden soğutmuş. Benim yapabileceğim bir şey kalmamıştı. Halbuki dine mesafeli ailelerin çocuklarıyla bile rahat iletişim kurabiliyordum. Bıktırıldığı için onunla kuramadım.

2- Sevdireceksin. Sevdirecek hocalar bulacaksın. Bunun için merhamet gerekir, sabır gerekir, pedegoji gerekir. "Aferim"in bol olacak. Yaptığı güzelliklerin farkına varıp teşvik edeceksin. Olumsuzluklarda sabredeceksin.

3- Güzel örnek olacaksın, ve güzel örneklerle tanıştıracaksın. Gönderdiğin hocaların söz-davranış uyumuna dikkat edeceksin. Çünkü, davranışlar sözlerden daha etkilidir.

KONUYLA İLGİLİ DİĞER YAZIMIZİÇİN: (Din eğitimi ayet ve hadislere göre nasıl verilmelidir)
http://www.aliuslu.net/2018/09/egitimde-metot-ozellikle-din-egitiminde.html

  

BİR AYET VE DUA


BİR AYET VE DUA
Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.”(Zümer : 22)

AYET-İ KERİMEDEN ÇIKARDIĞIMIZ DUA
Allahım! Gönlümüzü İslam’a, imana ve Kur’ana aç.
Bizlere,maddi ve manevi yolumuzu aydınlatacak nur ihsan eyle.
Her zaman seni zikreden, kalbi senin zikrine yumaşamış müminlerden eyle.
Dalalete(sapıklığa) düşmekten bizleri muhafaza eyle.

DERVİŞİN SİNEKLE İMTİHANI (Tefekkür hikayeleri)

    Derviş, gittiği yolculuktan gecenin geç saatlerinde dönebildi. Uykusuzluk ve yorgunluğu hat safhadaydı. Saatinin alarmını sabah namazına camiye yetişecek şekilde ayarlayıp hemen yattı.

Saatin alarm sesini epeyce geç duyabildi. Sesi duyar duymaz doğruldu ve saatine baktı. Cemaatin farza durmasına az bir zaman kaldığını görüp aceleyle kalktı.
 İçindeki bir ses, çok yorgun olduğunu namazı evde kılmasının daha mantıklı olacağını söylüyordu. Başka bir ses, cemaate  yetişemeyeceği için namazı evde eda etmesi gerektiğini söylüyordu.
Derviş, bu seslerin şeytanın fısıldaması olduğunu düşündü. "Camiye gideceğim, yetişemesem bile niyetimden dolayı cemaat sevabını kaybetmemiş olurum." dedi.
Aceleyle hazırlığını yaparak hızlı adımlarla camiye doğru yürüdü. Caminin avlusuna girdiğinde açık olan kapıdan, namaza yeni başladıklarını gördü. Cemaate yetişmenin sevinciyle imama uydu. Namazdan sonra tesbih çekerlerken dervişin elindeki teşbih düşüverdi. Tesbihin düşüşüne uyanan derviş uyukladığını o zaman fark etti. Cemaatin dağılmasından sonra eğlenmeden evine doğru yürüdü.  Yürürken tesbihin elinden düşüşünü hatırlayıp uyku karşısında insanın ne kadar aciz olduğunu tefekkür ediyordu.
Normal zamanlarda namazdan sonra işrak vaktine kadar uyumaz, Kur'an okur, tesbihat ve zikir yapardı. Bu gün böyle yapamadı. Yorgunluk ve uykusuzluktan gözleri istemsiz olarak kapanıyordu. Elbisesini değiştirip yatağa uzanmasıyla uykuya dalması bir oldu.
Güneş doğalı hayli olmuş, odası iyice aydınlanmıştı ama derviş hala derin uykulardaydı.
 Bir sineğin sesini duydu önce, sonra da yüzünde yürümesini hissetti. Gözlerini açmadan eliyle kovaladı, uykusunun bölünmesini istemiyordu.
Çok geçmeden yine duydu aynı sesi. Burnuna konmuştu bu sefer. Gözlerini açmadan yine kovaladı. Uykusu yine bölünmüştü. Fakat o biraz daha uyumak istiyordu. Tekrar uykuya dalmıştı ki yine vızıltıyı duydu. Sinirlenmeye başladı. Gözlerini azıcık açtı. Sineği öldürerek kurtulmayı düşündü.
 Biraz bekledi, gözleriyle takip etti. Konduğu yere eliyle hışımla vurdu fakat sinek çoktan kaçmıştı. Biraz daha bekledi sinek gelmedi bu sefer. Gözlerini tekrar yumdu, tam uykuya dalmak üzereyken sineğin yüzünde yürüdüğünü hissetti. Uykusu iyice dağıldı biraz daha sinirlendi derviş.
"Sen öldün sineeek" diye bağırdı. Kalktı eline havlu aldı sineği aramaya başladı fakat bir türlü göremedi.
Hem uykusu hem keyfi kaçmıştı.
Yüzünü  yıkamak için lavaboya gitti. Aynada yüzünü gördüğünde şaşırdı.
 Aynadaki yüz, asık suratlıydı ve büyük  problemi olan kişinin yüzüne benziyordu.
 Halbuki derviş, büyük problemler karşısında bile duygusallaşmaz, sükunetini muhafaza ederdi ve yüzü her zaman güleç olurdu.
Kızmasına sebep olan şeyleri hızla zihninden geçirdi. Sineğin yaptıklarına karşı gösterdiği tepkiye şaşırdı, biraz mahcubiyet duygusu yaşadı. Yüzünü yıkamaktan vazgeçip güzelce abdest aldı. Aynada yüzünün düzeldiğini, tekrar eski mütebessim halini aldığını gördü. Fakat hala bir sineği, akıllı bir insan gibi kabul edip onun normal davranışlarına kendisinin bu derece sinirlenmesine hayret ediyordu.

 Kuran'daki sinekten bahseden ayet olduğunu düşündü. Ayeti tam hatırlayamamıştı. “Zübab” kelimesinden yola çıkarak Kuran fihristinden ayeti buldu. Hem ayeti, hem mealini okudu.

Meali şöyleydi:
 “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!”(Hac : 73)
"Zayıflığımı sinek vasıtasıyla bana hatırlatan Rabbime hamdolsun” dedi. İki noktadaki acizliği hala zihnindeydi.
1-Küçücük bir sineğin hakkından gelememişti.
2-Nefsine karşı aciz kalmıştı. Çevresine nasihat eden, ağırbaşlılığıyla bilinen derviş, bir sinek yüzünden  tabiri caizse zıvanadan çıkmıştı. 
"Bu günkü dersimiz de böyle başladı demek" dedi derviş. Tesbihini alıp penceresinin yakınına oturdu.  Önce, bildiği ve bilmediği bütün günah ve hataları için istiğfar etti. Sonra uzaklara dikti gözlerini. Gözleriyle uzakları seyrederken zihni tefekküre dalmıştı.

Bir önceki derviş hikayesi için: Derviş ve Kiraz ağacı
http://www.aliuslu.net/2018/04/dervis-ve-cicek-acan-kiraz-agaci.html

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLERİN ÖNEMİ


  1973 Yılında, Tavşanlı Atatürk Lisesi'nin orta okuluna başladım. Üç yıllık ortaokul hayatımda Okul Müdürümüz Arslan Ergüç beyin verdiği derslerin bazıları hala hatırımdadır. Müdürümüzün o zamanki yaptıklarını şimdi bir eğitimci olarak daha iyi anlıyorum.
  Müdürümüz pazartesi ve cuma günkü İstiklal Marşı törenlerinde, törenden önce öğrencileri sıkmayacak şekilde birkaç dakikalık konuşmalar yapardı. Konuşmaların bir çoğu iyi örnek üzerinde olurdu.
  Okulun fiziki şartları uygun olduğundan törende bütün öğrencileri rahat görebileceği bir yere çıkar, mutlaka ceketinin düğmelerini ilikler ve çok saygılı ifadelerle bizlere hitap ederdi.
  Mesela, cuma günkü törenlerin birinde şuna benzer bir konuşma yapmıştı.
"Çocuklar bu gün çok mutluyum."
Tabii bizler meraklandık acaba müdürümüzü mutlu eden nedir diye. Devam etti.
 "Bu gün cüzdanını kaybetmiş bir hemşehrimiz geldi. Cüzdanını bizim bir öğrencimiz bulup, belediye ilan bürosuna götürmüş. (O zamanlar öyleydi.) Büroya teslim etmiş. Oradan ilan etmişler. Bu şahıs da gitmiş cüzdanını teslim almış.
Gerçekten de o kaybettiği paraya çok ihtiyacı varmış. Cüzdanı bulunca çok sevinmiş ki...  Cüzdanı bulup da büroya teslim eden o öğrencimiz için bana teşekküre geldi. Bu sağlam karakterli öğrencimizi tebrik ediyorum."
Gerçekten de o dönemler Tavşanlı'da ilanlarda "Bir miktar para bulunmuştur."  veya " Çanta bulunmuştur sahibinin yayın bürosuna gelmesi arz olunur." gibi ilanlar sık duyduğumuz ilanlardı.
O cüzdan bulan çocuk hayalimde bir kahraman olarak canlandı. Keşke ben de bulup büroya teslim etsem diye zihnimden  geçirmiştim.
Böyle bir olay yaşanmış mıydı? yoksa müdürümüz bizi güzele yönlendirmek maksadıyla senaryo mu yazıyordu bilmiyorum. Fakat güzel bir eğitim metoduydu.
 Müdürümüz, temizlikle, dürüstlükle ilgili, kibarlık ve saygı vb. konularda  öğrencilerin yaptığını söylediği güzel örnekleri bize anlatırdı. Bazen de güzel davranışlarından dolayı bazı öğrencilere törenden önce küçük ödüller verir ve alkışlatırdı.
Bu törenlerdeki anlatılanlar ve yaşananların hayatımda olumlu etkileri olduğunu düşünüyorum.
   Daha sonra gittiğimiz lisedeki müdürümüz ise törenlerde, bazı  öğrencilerin yaptıkları yanlışları söyler onları yapanlara toplumun huzurunda hakaret ederdi. İki yıl sonra değişen o müdürümüzün  bana öğrettiği hiçbir güzelliği hatırlamıyorum.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 


DERVİŞ VE ÇİÇEK AÇAN KİRAZ AĞACI (Tefekkür hikayeleri)

 

Derviş sabahleyin işine giderken komşusunun kiraz ağacı dikkatini çekti. Kiraz ağacı beyaza bürünmüş, çiçekten başka bir şey görünmüyor gibiydi. Yeni doğan Güneş ışınları da ağaca yansıyınca gelip geçenlerin dikkatini çekmemesi imkansız gibiydi.

Derviş her zaman geçtiği bu ağacın yanından geçerken ağaçtan çevreye  güzel bir koku yayıldığını hissetti. Bu sefer ağacın yanında biraz bekledi. Harika kokuyu  birkaç kez içine çekti. Sonra ağacı seyretti. Bütün dallarında  binlerce çiçek vardı.

Çiçeklerin her biri tornadan çıkmış gibi aynı büyüklükte ve şekilde gözüküyordu. Birkaç gün önce  ağaçta çiçek görmemişken aynı emri almışçasına bir- iki gün içerisinde  ağacın tüm çiçekleri açıvermişti.

Derviş işine geç kalmamak için fazla beklemeden yürüdü. Yürürken, ağaçla ilgili tefekkürünü derinleştirdi.
Önce çiçeklerin yaydığı güzel kokuyu düşündü. Toprakta böyle bir koku yoktu. Suda da yoktu. Peki bu güzel koku nasıl oluşuyordu. Acaba bu kokunun amacı  neydi?
Arıların dikkatini çekip polenlerini taşıtmak mıydı? Şayet böyleyse çok akıllı bir tasarımdı.
Kendisinin dikkatini çektiği gibi başka kişilerin de dikkatini  de elbette çekmiştir bu koku diye düşündü. Peki bunda insanlara da bir mesajı olabilir miydi?
"Bence olmalı "dedi, kendi kendine.
Sonra çiçeklerin çokluğunu, rengini ve şeklini düşündü. İyi bir ressamı kıskandıracak kadara güzel bu manzaranın da bir amacı olmalı diye düşündü.
Amacını şöyle düşündü:
Bu çiçekler gerek kokusuyla gerek şekliyle geçenlerin dikkatini celb ediyor ve sanki yakın zamana kadar kütük gibi bir şey olan ağacın bu hale gelmesini tefekküre davet ediyordu. Onun üzerinde kudret sahibi olan zatı düşünmeye davet ediyordu.


"... Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır."(En'âm : 99) Ayet-i kerimesi geldi aklına.
 Sonra yeniden düşünmeye başladı, kiraz çekirdeğinin toprakla buluşmasından sonraki aşamaları düşündü önce. Fide olarak bitmesini ,büyümesini, dallanmasını, kök salmasını, köklerinin ağaç için önemini.
Sonra yapraklarının renginin ve şeklinin oluşmasını düşündü, çiçeklerinin kokusunun ve şeklinin oluşumunu, Sonra meyveye dönüşümünü, meyvenin olgunlaşmasını, meyvelerinin şeklini, rengini tadını, kokusunu.


 Bu evrelerin herbirisi mükemmel şeylerdi ve her bir evre mükemmel tasarımların eseriydi. Değil bir ağacın, botanik proflarının bile yapabileceği şeyler değildi bütün bunlar.
 Bir an kafası duracak gibi oldu. İşte o an bütün benliğiyle “sübhanallah” dedi. Bütün bunların her şeye gücü yeten Yaratıcının eseri olduğunu itiraf etti. Zihninin berraklaştığını, ruhunun dinlendiğini hissetti.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net  
     

KİMLİK VE KİŞİLİK EVLİLİĞİ

  Prof. Nevzat Tarhan “Evlenmeden önce gözünüzü dört açınız. Evlendikten sonra birini kapatınız” diyor.
Ben de bu konudaki görüşlerimi aktarayım:
Bazen müşahede ettiğim problemli evliliklerde problemin, kişilik dikkate alınmadan kimlik evliliğinden kaynaklandığını seziyorum.
Ne demek kimlik evliliği? Şu demek. Mesela ,Müslümanlık, veya falan ırka mensup olmak üst kimliktir.
Falan şehirden olmak, öğretmenlik, doktorluk, falan okul mezunu olmak bir kimliktir. Falan gruba ait olmak, falan siyasi görüşe sahip olmak da alt kimliklerdir
Evlilikte kimlik önemlidir ama yeterli değildir. Kimliğin yanında kişiliğin de birbirine uygun olması önemlidir.
Her meslek erbabının içerisinde dindarı, az dindarı veya dinsizi  olabilir. Her grubun içerisinde ahlaklısı-ahlaksızı, cömerti -cimrisi, kibarı –kabası olabilir.

 Evliliğin mutlu bir şekilde devam edebilmesi için kişiliklerin de birbirine yakın olması önemlidir dedik. Mesela, aynı meslek grubundan ahlak anlayışları farklı kişilerin evliliği ne kadar mutluluk getirir. Aynı dünya görüşüne, hatta aynı mesleğe sahip kişilerden birisi son derece nazik, diğeri kaba saba bir kimseyse bu evlilikte huzur olabilir mi?

Rabbimiz Yüce Kitabında buyuruyor ki:
"Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”(Rûm : 21)
Ayeti-i kerimeden anladığım, normal bir evlilikte Rabbü'l- Alemin eşlerin arasına sevgi ve merhameti koyuyor. Bu iki duyguyu devam ettirmek ise, eşlerin gayretine ve uyumuna bağlı oluyor.  Mesela eşlerin  birbirlerine karşı saygı, sadakat, sabır, sorumluluk dibi davranışları sevgi ve merhametin artmasına sebep olurken, bunların azalması bu iki duyguyu azaltabiliyor.

Netice olarak sevgi ve merhametin sürdüğü evlilikler uzun soluklu ve huzurlu oluyor. Bunların tükendiği evlilikler ya yürümüyor ya da ayıp-günah korkusuyla zoraki yürüyor. Sevginin kalmadığı fakat merhametin devam ettiği evlilikler ise eşlerin çok fazla beklentileri yoksa huzurlu bir şekilde  devam edebiliyor.

 Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

DUA (ÖĞRETEN) AYETLER-1


DUA( ÖĞRETEN) AYETLERİ-1

Bismillahirrahmanirrahim.
"De ki: "Rabbim! Bağışla, ve merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" (Mü'minûn : 118)
Buradaki "de ki" ifadesini, "şöyle dua et" biçiminde anlamalıyız.
Dua bölümünü ezberleyip, dualarımızın arasına katabiliriz. Kurandaki ifadesini okumak isteyenler için "Rabbiğfir verham ve ente hayrur-rahimin"


DUA (Öğreten) AYETLER-2
“Ve şöyle derler : Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.

Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!” (Furkân : 65-66)

Not:  Buradaki “derler” kelimesini “dua ederler olarak anlamalıyız. Ayetin orijinal haliyle dua etmek isteyenler Kuran’dan ezberleyebilirler.

 DUA (ÖĞRETEN) AYETLER-3
“(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin”(Âl-i İmrân :8)


DUA (öğreten) AYETLER-4
“Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.”( İsrâ : 80)
DUA (öğreten) AYETLER-5
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin."(Âl-i İmrân : 26)

Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin.(Âl-i İmrân : 27)

Not: Buradaki "de ki" ifadesini, "şöyle dua et" biçiminde anlamalıyız.
Ayetin orijinal haliyle dua etmek isteyenler Kuran’dan ezberleyebilirler.
 

 






 

 


 



MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER


Bismillahirrahmanirrahim
MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER: 1
 "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır."(Nisâ : 116)
NOT: Burada affedilmeyeceği belirtilen şirk günahı, o inanç üzere ölenler içindir. Önceden şirk koştuğu halde tevbe eden,iman edenler bunun dışındadır.
 
MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER-2
“Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.” (Hicr : 49-50
MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER -3(ve dua)

Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya,(ölümleri anında*) onların üzerine  melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen  Cennet'le sevinin!" (Fussilet : 30)

"Biz Dünya hayatında da Ahirette de sizin dostlarınızız. Çok merhametli olan ve çok bağışlayıcı olan Allah'tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır." (Fussilet:31)

*Müfessirler, meleklerin inmesini; a)ölümleri anında  b)yeniden diriltilmeleri anında  c) ölümleri, kabirdeyken ve yeniden dirilmelerinde üç kez olacağı şeklinde anlamışlardır.
"Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve «Tadın yakıcı cehennem azabını» (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!" (Enfâl : 50)
"İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir." (Enfâl : 51)

"Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak!" (Muhammed : 27)

"Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. (Muhammed : 28)  

DUA:
Ey Rabbimiz! Bizleri Müslüman olarak istikamet üzere yaşat ve Müslümanlar olarak ruhumuzu kabz eyle.Ölümümüz anında meleklerin müjde vererek canlarını aldığı müminlerden eyle.  Razı olmadığın şeyleri yapmaktan, amellerimizin iptal olmasından muhafaza eyle.


MÜJDELEYEN VE UYARAN BİR AYET -4(ve dua)

“Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Nisâ : 85/ Diyanet İşleri Başkanlığı Meali)

 
“Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisâ : 85/Diyanet Vakfı Meali)
DUA:
Ey Rabbimiz! Bizleri hayra anahtar, şerre kilit olanlardan eyle.
 
 
 
 

 



















































  


 


 

MANŞET!

CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere   gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? M üşterilerinin eks...