DERVİŞ VE ÇİÇEK AÇAN KİRAZ AĞACI (Tefekkür hikayeleri)

 

Derviş sabahleyin işine giderken komşusunun kiraz ağacı dikkatini çekti. Kiraz ağacı beyaza bürünmüş, çiçekten başka bir şey görünmüyor gibiydi. Yeni doğan Güneş ışınları da ağaca yansıyınca gelip geçenlerin dikkatini çekmemesi imkansız gibiydi.

Derviş her zaman geçtiği bu ağacın yanından geçerken ağaçtan çevreye  güzel bir koku yayıldığını hissetti. Bu sefer ağacın yanında biraz bekledi. Harika kokuyu  birkaç kez içine çekti. Sonra ağacı seyretti. Bütün dallarında  binlerce çiçek vardı.

Çiçeklerin her biri tornadan çıkmış gibi aynı büyüklükte ve şekilde gözüküyordu. Birkaç gün önce  ağaçta çiçek görmemişken aynı emri almışçasına bir- iki gün içerisinde  ağacın tüm çiçekleri açıvermişti.

Derviş işine geç kalmamak için fazla beklemeden yürüdü. Yürürken, ağaçla ilgili tefekkürünü derinleştirdi.
Önce çiçeklerin yaydığı güzel kokuyu düşündü. Toprakta böyle bir koku yoktu. Suda da yoktu. Peki bu güzel koku nasıl oluşuyordu. Acaba bu kokunun amacı  neydi?
Arıların dikkatini çekip polenlerini taşıtmak mıydı? Şayet böyleyse çok akıllı bir tasarımdı.
Kendisinin dikkatini çektiği gibi başka kişilerin de dikkatini  de elbette çekmiştir bu koku diye düşündü. Peki bunda insanlara da bir mesajı olabilir miydi?
"Bence olmalı "dedi, kendi kendine.
Sonra çiçeklerin çokluğunu, rengini ve şeklini düşündü. İyi bir ressamı kıskandıracak kadara güzel bu manzaranın da bir amacı olmalı diye düşündü.
Amacını şöyle düşündü:
Bu çiçekler gerek kokusuyla gerek şekliyle geçenlerin dikkatini celb ediyor ve sanki yakın zamana kadar kütük gibi bir şey olan ağacın bu hale gelmesini tefekküre davet ediyordu. Onun üzerinde kudret sahibi olan zatı düşünmeye davet ediyordu.


"... Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır."(En'âm : 99) Ayet-i kerimesi geldi aklına.
 Sonra yeniden düşünmeye başladı, kiraz çekirdeğinin toprakla buluşmasından sonraki aşamaları düşündü önce. Fide olarak bitmesini ,büyümesini, dallanmasını, kök salmasını, köklerinin ağaç için önemini.
Sonra yapraklarının renginin ve şeklinin oluşmasını düşündü, çiçeklerinin kokusunun ve şeklinin oluşumunu, Sonra meyveye dönüşümünü, meyvenin olgunlaşmasını, meyvelerinin şeklini, rengini tadını, kokusunu.


 Bu evrelerin herbirisi mükemmel şeylerdi ve her bir evre mükemmel tasarımların eseriydi. Değil bir ağacın, botanik proflarının bile yapabileceği şeyler değildi bütün bunlar.
 Bir an kafası duracak gibi oldu. İşte o an bütün benliğiyle “sübhanallah” dedi. Bütün bunların her şeye gücü yeten Yaratıcının eseri olduğunu itiraf etti. Zihninin berraklaştığını, ruhunun dinlendiğini hissetti.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net  
     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...