DERVİŞİN SİNEKLE İMTİHANI (Tefekkür hikayeleri)

    Derviş, gittiği yolculuktan gecenin geç saatlerinde dönebildi. Uykusuzluk ve yorgunluğu hat safhadaydı. Saatinin alarmını sabah namazına camiye yetişecek şekilde ayarlayıp hemen yattı.

Saatin alarm sesini epeyce geç duyabildi. Sesi duyar duymaz doğruldu ve saatine baktı. Cemaatin farza durmasına az bir zaman kaldığını görüp aceleyle kalktı.
 İçindeki bir ses, çok yorgun olduğunu namazı evde kılmasının daha mantıklı olacağını söylüyordu. Başka bir ses, cemaate  yetişemeyeceği için namazı evde eda etmesi gerektiğini söylüyordu.
Derviş, bu seslerin şeytanın fısıldaması olduğunu düşündü. "Camiye gideceğim, yetişemesem bile niyetimden dolayı cemaat sevabını kaybetmemiş olurum." dedi.
Aceleyle hazırlığını yaparak hızlı adımlarla camiye doğru yürüdü. Caminin avlusuna girdiğinde açık olan kapıdan, namaza yeni başladıklarını gördü. Cemaate yetişmenin sevinciyle imama uydu. Namazdan sonra tesbih çekerlerken dervişin elindeki teşbih düşüverdi. Tesbihin düşüşüne uyanan derviş uyukladığını o zaman fark etti. Cemaatin dağılmasından sonra eğlenmeden evine doğru yürüdü.  Yürürken tesbihin elinden düşüşünü hatırlayıp uyku karşısında insanın ne kadar aciz olduğunu tefekkür ediyordu.
Normal zamanlarda namazdan sonra işrak vaktine kadar uyumaz, Kur'an okur, tesbihat ve zikir yapardı. Bu gün böyle yapamadı. Yorgunluk ve uykusuzluktan gözleri istemsiz olarak kapanıyordu. Elbisesini değiştirip yatağa uzanmasıyla uykuya dalması bir oldu.
Güneş doğalı hayli olmuş, odası iyice aydınlanmıştı ama derviş hala derin uykulardaydı.
 Bir sineğin sesini duydu önce, sonra da yüzünde yürümesini hissetti. Gözlerini açmadan eliyle kovaladı, uykusunun bölünmesini istemiyordu.
Çok geçmeden yine duydu aynı sesi. Burnuna konmuştu bu sefer. Gözlerini açmadan yine kovaladı. Uykusu yine bölünmüştü. Fakat o biraz daha uyumak istiyordu. Tekrar uykuya dalmıştı ki yine vızıltıyı duydu. Sinirlenmeye başladı. Gözlerini azıcık açtı. Sineği öldürerek kurtulmayı düşündü.
 Biraz bekledi, gözleriyle takip etti. Konduğu yere eliyle hışımla vurdu fakat sinek çoktan kaçmıştı. Biraz daha bekledi sinek gelmedi bu sefer. Gözlerini tekrar yumdu, tam uykuya dalmak üzereyken sineğin yüzünde yürüdüğünü hissetti. Uykusu iyice dağıldı biraz daha sinirlendi derviş.
"Sen öldün sineeek" diye bağırdı. Kalktı eline havlu aldı sineği aramaya başladı fakat bir türlü göremedi.
Hem uykusu hem keyfi kaçmıştı.
Yüzünü  yıkamak için lavaboya gitti. Aynada yüzünü gördüğünde şaşırdı.
 Aynadaki yüz, asık suratlıydı ve büyük  problemi olan kişinin yüzüne benziyordu.
 Halbuki derviş, büyük problemler karşısında bile duygusallaşmaz, sükunetini muhafaza ederdi ve yüzü her zaman güleç olurdu.
Kızmasına sebep olan şeyleri hızla zihninden geçirdi. Sineğin yaptıklarına karşı gösterdiği tepkiye şaşırdı, biraz mahcubiyet duygusu yaşadı. Yüzünü yıkamaktan vazgeçip güzelce abdest aldı. Aynada yüzünün düzeldiğini, tekrar eski mütebessim halini aldığını gördü. Fakat hala bir sineği, akıllı bir insan gibi kabul edip onun normal davranışlarına kendisinin bu derece sinirlenmesine hayret ediyordu.

 Kuran'daki sinekten bahseden ayet olduğunu düşündü. Ayeti tam hatırlayamamıştı. “Zübab” kelimesinden yola çıkarak Kuran fihristinden ayeti buldu. Hem ayeti, hem mealini okudu.

Meali şöyleydi:
 “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!”(Hac : 73)
"Zayıflığımı sinek vasıtasıyla bana hatırlatan Rabbime hamdolsun” dedi. İki noktadaki acizliği hala zihnindeydi.
1-Küçücük bir sineğin hakkından gelememişti.
2-Nefsine karşı aciz kalmıştı. Çevresine nasihat eden, ağırbaşlılığıyla bilinen derviş, bir sinek yüzünden  tabiri caizse zıvanadan çıkmıştı. 
"Bu günkü dersimiz de böyle başladı demek" dedi derviş. Tesbihini alıp penceresinin yakınına oturdu.  Önce, bildiği ve bilmediği bütün günah ve hataları için istiğfar etti. Sonra uzaklara dikti gözlerini. Gözleriyle uzakları seyrederken zihni tefekküre dalmıştı.

Bir önceki derviş hikayesi için: Derviş ve Kiraz ağacı
http://www.aliuslu.net/2018/04/dervis-ve-cicek-acan-kiraz-agaci.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...