MAHRUMİYET !!!

   Bir ay kadar önce Cumhuriyet meydanındaki bankamatiklerden birisinde sıra bekliyorum. Önümde üç kişi var. Arkamda da, işlem yapmak isteyen bir genç ve yanında iki arkadaşı var. Genç önünde dört kişi olmasından çok rahatsız oluyor. Arkadaşlarına diyor ki:
"Vallahi mahrumiyet arkadaş. Burada yaşanmaz..."Bu gibi cümleleri duyunca ister istemez kulak misafiri oluyorum. Buna benzer serzenişleri var. Hiç bir şeyi beğenmiyor. Yaşı 20-22 gösteriyor. Konuşmalarından, başka bir yerde üniversite öğrenci olduğunu, tatil için ailesinin yanına geldiğini tahmin ediyorum. Anladım ki bu gençlerimiz ya mahrumiyet nedir bilmiyor, Ya da hiç yaşamamışlar.
   Gençler böyle konuşurken kendi öğrencilik yıllarıma gidiyorum. Tavşanlı'lı bir arkadaşımın anlattıklarını hatırlıyorum
 Erzurum'da üniversite öğrencisi olan arkadaş,1979-80 öğretim yılında sömestre tatilinde, hem ucuz hem de daha güvenli olduğu için birkaç arkadaşla, Kars- İstanbul arası çalışan tren için Eskişehir'e bilet alırlar
Hareket saatine yakın tren garına gidiyorlar. Tren, zamanında Erzurum garına geliyor.Bizimkiler biniyorlar, yerlerini arayıp buluyorlar. bakıyorlar ki, yerleri dolu. Burası benimdi- senindi tartışması yaşanıyor. Mükerrer bilet verildi zannediyor arkadaşlar. Biletleri karşılaştırıyorlar. Oturanların  biletleri bir gün öncesine ait.

Bizimkiler diyorlar:
Kardeşim siz treni kaçırmışsınız bu bilet dünün bileti. İş görevlilere intikal ediyor. Meğer tren bir gün öncesine aitmiş yani 24 saat rötar yapmış. Güler misin ağlar mısın?
Ben de başka bir zaman Erzurum'dan Eskişehir'e trenle 36 saatte gelebilmiştim. 12 saat rötar yapmıştı.
   Yine Erzurum'da 1982 yılında Fakültemize gittiğimizde Üniversite yurtlarının tamiratı bitmediğinden bir müddet otelde kaldık. Baktık ki otelde kalıp, lokantada yiyip, banyo için hamama gitmeye (Otelin sıcak suyu akmıyordu) para dayanmayacak, dört arkadaş, ev tutalım bari dedik. Toprak damlı, birinden diğerine geçilen iki odalı bir evi! (ahırdan biraz daha iyi bir ev!) bir yıllık ücretini peşin vererek yüksek fiyata kiralayabildik.(Bu gün o parayla dayalı döşeli kaloriferli daireler kiralanabilir) Evin mutfağı yok, İkinci el eşya satanlardan aldığımız bayağı yıpranmış birkaç parça eşya ortada duruyor.
    Mutfak, oturma odası yatak odası çalışma odası hepsi aynı yer, alabildiğimiz yatakları yere serdik, gündüz oturma için kullanıyoruz gece yatmak için.
   Okuldan geç vakitte gelip sobamızı yaktığımızda pencereyi açıyoruz. Çünkü, soba iyice kızıncaya kadar baca çekmiyor, tütüyor. Baca yerine yarım metrelik büz ismi verilen bir şey kondurulmuş.
Yağmur kuvvetli yağdığında ise, her taraftan sular damlıyor.

   HABERLEŞME
   Ailemize mektup yazdığımızda bir haftada ailemize ancak ulaşıyor, Ailemizin, cevap yazıp postaya vermesi de bir iki haftayı buluyor, bir haftada da mektup Erzurum'a geliyor. Yani "nasılsınız" sorusunun cevabı bir ay sonra öğreniliyor.
 Paramız kalmadığında ailemize mektup yazıp, mektubun ulaşması, paranın gönderilmesi ve elimize geçmesi de üç haftayı bulurdu.
    Sonraki sene rahmetli dayımlar evlerine telefon almışlardı. Bazen ailemden haber almak için onlara telefon ederdim. Erzurum Postanesine gider kayıt yaptırırdık. Telefonumuzun bağlanması yoğunluğa göre yaklaşık  kırk beş dakika ile bir buçuk saat arası sürerdi.
                                                                                SAĞLIK
    83 yılında okulumu Yatay geçişle Fakültemi Ankara'ya naklettirdim.
   Numune hastanesinde muayene sırası alabilmek için sabah saat beşte sıraya girdiğimde bayağı gerilerdeydim. Mesai saatinden sonra kayıt yaptırıp, öğleden sonra da muayene olabilmiştim. Saat altıdan sonra gelenler ise saatlerce sırada beklemesine rağmen kayıt yaptıramadılar çünkü sıra dolmuştu.
    84 yılında, göz hastanesinde (Zannedersem Dikmen'deydi) muayene olmam ise tam bir çileydi. Gündüz sıra almam mümkün olmadığı için uygulanan gayrı resmi kurallar gereği battaniyemi alarak akşama yakın hastanenin bahçesinde sıraya girdim.(Mayıs ayıydı) Daha doğrusu ismimi yazdırdım. Her iki saatte isimler okunuyor olmayanların ismi çiziliyor. Neyse bahçede sabaha kadar kalarak muayene sırasına yazılma şansı yakalayan yaklaşık on beş talihliden birisiydim. Muayene sırası ikindi civarında geldi. Bu on beş kişinin haricinde de bir çok kişi muayene oldu. Bunlar torpilli olduğunu zannettiğim kimselerdi. Randevulu sisteme alışmış gençlerimiz bu yaşadıklarıma inanabilirler mi acaba?
Tabii rahmetli ninemin İstanbul'da iki sene hastanede yatıp yanına dedemin bir kez gidebilmesi yanında bizim gördüklerimizin lafı bile olmaz.
   Bütün bunları şunun için anlattım. Bu gün 20-25 yaşında olan gençlerimiz özel merakları yoksa yakın geçmişimizi bile bilmiyorlar. Bundan dolayı sabırları ve şükürleri az. Bu gençlerimize zaman zaman yaşadığımız şeyleri anlatmalıyız. 

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...