TARİHÇİLERE VEYA TARİHİMİZİ BİLENLERE BİR SORU

    Sultan 2. Abülhamid’in yanlışlarını, hatalarını ve/ veya yanlış olarak düşündükleri şeyleri gündeme getirip Abdülhamit muhalifliği yapan, hatta daha ileri giderek O’nun muhalifleriyle işbirliği yapan ateşli İslamcılar, Abdülhamit tahttan indirildikten sonra ne yaptılar?

 -Sevinçleri ne kadar sürdü?
 -Beklentileri yerine geldi mi?

AÇIN 173. SAYFAYI (Bir hatıra)

   Gençliğimde merak ettiğim konularda araştırma yapmak, öğrendiklerimi müzakere etmek ve konu üzerinde tartışmak zevk aldığım şeyler arasındaydı.
   Erzurum İslami İlimler Fakültesinde öğrenci iken, bir gün seferilik mevzusunda bir mesele kafama takıldı, araştırdım. Öğrendim.
   Aynı fakülteden dört arkadaşla aynı evi paylaşıyorduk. Diğer üç arkadaş benden bir sınıf üstte okuyorlardı.
   Yukarıda bahsettiğim mevzuda araştırma yaptığım hafta idi. Evimizde arkadaşlarla aramızda ilmi müzakereler yaparken seferilik konusu açıldı. Bu konudaki bir meselede benim görüşümle arkadaşların görüşleri farklıydı.
 Ben mevzuyu yeni araştırdığım için kendimden gayet emindim. Öyle emindim ki konunun geçtiği sahifeyi hatta paragrafı bile hatırlıyordum.
    Arkadaşlara dedim ki:
   - Ö. Nasuhi Bilmen hocanın Büyük İslam İlmihali kitabının 173. sahifesini açın. Ben öyle deyince arkadaşların tereddüde düştükleri yüzlerinden belli oluyordu. Bir arkadaş belirtilen sahifeyi açtı. Ona, “Şu paragrafı (zannedersen 4. paragraf) okur musun?” dedim.
   Herkes pür dikkat okunanı dinliyordu. Arkadaş paragrafı okuyunca,  yüzüme şaşkınlıkla bakmaya başladılar. Ben de şaşkın vaziyetteyim. Çünkü okunan paragraftaki bilgiye göre arkadaşların görüşü doğru, benimki yanlıştı.
  Bu sefer kendim aldım kitabı ve dikkatlice okudum. Evet, kendimden çok emin olarak savunduğum görüşüm yanlıştı. Sahifesine, paragrafına kadar hatırladığım yeri yanlış anlamıştım.
  Bu olay benim için çok önemli bir tecrübe oldu. Sonraki hayatımda iyi bildiğim mevzularda bile, başkaları farklı görüş ileri sürüyorlarsa daha temkinli davrandım.
  Mesela, "Bu kesinlikle böyledir" demek yerine; "Ben bu mevzuyu böyle biliyorum, ama belki senin görüşün doğrudur. Kaynaklara bir bakalım" gibi şeyler söyledim.
  Eğer ders almasını bilirsek, hatalarımız bizim için ne güzel öğretmenlerdir.

  Bu olaydan, bildiklerimi başkalarıyla müzakere etmenin, doğru bilgi için önemini de kavramış oldum.

ÇOCUKLARIN BAYRAM ANLAYIŞI

   Uzun yıllar ilköğretimlerde Din kültürü dersine girdim. Dini bayramlardan sonra hem bayram bilincini oluşturmak hem de çocukların bayramla ilgilerini görüş ve beklentilerini öğrenmek maksadıyla bayram muhabbeti yapardım.

Bayramlar çocuklar için yeni giysiler alınması, sevinç, ziyaret, gezme, yeni akrabalarla tanışma, görmediği akrabalarını görme, köyüne gitme, kabir ziyareti, el öpme, Bayram namazı için camiye gitme, en önemlisi de harçlık toplama olarak algılanıyor.
 
Daha da önemlisi çocuklar akrabalarının kendilerine verdiği  değeri, hediye veya para ile özdeşleştiriyorlar.

Çocuklar isim vererek bazı yakınlarının cimriliğinden bahsedince ben farklı bakış açıları kazandırmak maksadıyla,
“Evladım! belki maddi durumu müsait değildir, veya o anda durumu müsait değildir” dediğimde onu da fark edip durumu zayıf olanların az miktardaki hediyelerinden de mutlu olduklarını fakat maddi durumu iyi olanların az para vermeleri durumunda bunu farklı yorumladıklarını tesbit ettim.
   Kızımın küçüklüğünde bir bayram günü kendisine yakın gördüğü bir akrabamız için:
-Baba (falanca….) beni sevmiyor mu? Bayramlarda hiç para vermiyor. Dediğini, Soruya cevap veremediğimi  hemen mevzuyu değiştirdiğimi hatırlıyorum.
Çocuklara verdiğimiz hediyeler Rabbimiz indinde sadakadan sayılır.
Onlara verdiğimiz para ve hediye hem onların bize olan sevgi ve saygısını hem de kültürümüze bağlılığını artırır.
Çocukları sevindirdiğimizde Cenab-ı  Hakk ta , Dünya ve Ahirette bizi sevindirir.
Unutmadan bir tesbitimi daha yazayım. Bazı çocuklar da dedelerinin torunları arasındaki ayırımından şikayetçiydiler.
Bana anlattığına göre dedesi  bunlara on veriyorsa diğer oğlunun çocuklarına daha fazla veriyormuş çocuklar bundan da rahatsızlardı. Yani kendisine verilenin azlığından değil torunlar arasındaki ayırımdan şikayetçiydiler.
Peygamber efendimiz, Cimrilikten Allah’a sığınmıştır. Biz de cimri olmayıp cimri olmaktan  Allah’a sığınalım.
Peygamber efendimiz, başka bir hadislerinde de bizleri şöyle uyarmıştır:
“Cömert kişi, Allah’a yakındır, insanlara yakındır, Cennete yakındır, Cehennemden uzaktır.Cimri ise Allah’tan uzaktır, insanlardan uzaktır, Cennetten uzaktır, Cehenneme yakındır…”(Tirmizi)

  

GENÇ KARDEŞİM! BİR DAKİKA DİNLEYEBİLİR MİSİN?

Sizlere nasihat vermek gibi bir niyetim yok.
Benimki sadece bir hatırlatma.
Arabanızı hor kullandığınızda, eskidiğinde yenileyebilir, parçası eskidiğinde parçayı değiştirebilirsiniz.
Bedenimiz bir yönüyle arabaya benzer. Yani zamanla yıpranır, hor kullanırsak daha çabuk yıpranır.
Farkı ise şudur; Arabanın yedek parçası bulunurken bedenimizin organlarını değiştirme şansımız çoğu kez yok gibidir. Değiştirilme durumunda ise hiç bir zaman orijinalinin yerini tutmaz.
Ciğerlerimizin ise yedeği yoktur.
Ne kadar dikkat etsek, yaşa bağlı olarak diğer organlarımız gibi ciğerlerimiz de yıpranır. Fakat sigara içerek onu daha fazla hırpalarsak özellikle yaşlılıkta nefes problemiyle karşılaşabiliriz. Bu ise yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.
Eee, nefes alıp- verme ara sıra olan bir şey de değil ki, her dakika defalarca yapılan bir eylem.
 
Üstelik uyurken bile yapılan bir faaliyet.
Sigara içiyorsanız, isterseniz bir daha düşünün.
"İnsanların çoğu iki nimet konusunda aldanmıştır (kıymetini bilememiştir) sağlık ve boş vakit" (Buhari) .Diye bildirmiş Allah Rasulü. Biz aldanmayalım inşallah



 

ÇOK ÖNEMSİYORUM (Ramazan’ın ardından…)

 Elhamdülillah Ramazanı ve Bayramı idrak ettik. Bu ay ve günler bir çoklarımızda manevi açıdan değişiklikler meydana getirdi.

 Normal zamanda ibadet edenler ibadetlerini artırdılar. Olması gereken de buydu. Bunu önemsiyorum.
 İbadetlerini ara sıra yapan müslümanlar bu ayda daha dikkat ettiler namazlarına. İşte bunu önemsiyorum.
 Bazı kardeşlerimiz oruçlarını tuttukları halde namaz hususunda gevşeklik gösterdiler. Ama ben bu şekilde tutulan oruçları da önemsiyorum.
 Bazı kardeşlerimiz Sadece Cuma namazında hatırladılar ibadet etmeyi. Bunu da önemsiyorum.
  Bazı kimseler ise sadece Bayram namazı için camiye geldiler, İbadet ettiler. İşte ben bu İbadeti de çok önemsiyorum.
 NEDEN Mİ ?
 1- Bu kardeşlerimiz camiye geldiklerine göre demek ki camilerimizle bir problemi yokmuş.
2-Namaz kılıp rüku ve secde yaptıklarına göre namazla, rüku ile ve secde (Allah Teala’nın huzurunda eğilme) ile problemleri yokmuş.
3-Tekbir getirip "ALLAHU EKBER- ALLAH EN BÜYÜKTÜR" dediklerine göre Allah Teala’yı büyük tanımak ile bir problemleri yokmuş.
4- Namazda tahiyyat okurken kelime-i şehadeti okuduklarına göre, Allah Teala’nın birliği, eşsizliği ve Peygamber efendimizin peygamberliği ile bir problemleri yokmuş.
5-DAHA ÖNEMLİSİ; DEMEK Kİ, BU KARDEŞLERİMİZ ALLAH TEALA'DAN ÜMİTLERİNİ KESMEMİŞLER.
 İŞTE BUNUN İÇİN BAYRAMDAN BAYRAMA DA OLSA NAMAZ KILMALARINI ÖNEMSİYORUM.
(Bu kardeşlerimizin Allah Teala ile irtibatlarını daha da sıklaştırmalarını dilerim)
 Peki problem ne ile ilgili o zaman?
 Problem, kendi nefisleri ile ilgili.
 Problem, şeytanla mücadelelerindeki zafiyetle ilgili.
 NOT: Benim gibi aciz bir kulun ne Cenneti var ne de Cehennemi. Ben sadece sesli ve yazılı düşündüm o kadar.
Bu vesile ile Bayramınızı tebrik ediyorum. Nice nice Bayramlara sevdiklerinizle  huzur içerisinde ulaşmanızı diliyorum.

DERVİŞ KIR LOKANTASINDA (Tefekkür hikayeleri)

    Derviş ve arkadaşları hem sohbet etmek hem de beraber akşam yemeği yemek maksadıyla kır lokantasına gittiler.
    Gittikleri yerin hoş, dinlendirici bir manzarası vardı. Biraz erken gittiklerinden manzarası en güzel yere oturdular. Derviş oranın eski müşterilerinden olduğu için lokantanın patronu ve çalışanları tarafından tanınıyordu.
    Masaya gelen patron misafirlere hoş geldiniz deyip hal hatır sordu. Bir arzularının olup olmadığını sordu. Derviş, müziğin sesinin mümkünse en düşük seviyede olmasını bir de müziğin sözsüz dinlendirici bir fon müziği gibi olmasını rica etti.
   Patron elemanlarına talimat verdi. Biraz sonra kulakları tırmalayan bağırtılı müzik kesildi. Hafif bir ney sesi duyulmaya başladı.
  Masalarına gelen garsona yemeklerini ısmarladılar.
  Sohbet, manzaranın güzelliği üzerine başlayıp başka yerlerdeki gördükleri güzel manzaralar ve yerler üzerinde devam etti.
  Yemekler geldiğinde, yiyenler yemeklerin lezzetine hayran kaldılar. Sohbetin konusu da lezzetli yemeklere dönüşüverdi. Daha önce yenilen lezzetli yemekler de sohbete dahil oldu.
  Derviş, kaşığı ağzına götürüp, yemeğini yutmak üzereyken nasıl olduysa nefes borusuna yemeğin kaçmasıyla öksürmesi bir oldu. Üst üste öksürüyor, nefes almakta zorlanıyordu. Gözlerinden yaşlar akıyor, öksürmeye devam ediyordu. Öksürmekten dolayı yüzü kıp kırmızı olmuş, herkes ne yapacağını şaşırmıştı.
Sohbet kesilmiş, kimse yemeğe bakmıyordu. Herkes dervişe yardım etmek istiyor fakat ne yapacağını bilemiyordu. Bazıları su içmesini istiyordu fakat derviş su içecek durumda değildi.
   Derviş de ne yapacağını bilemiyor istemsiz olarak öksürüyordu. Bir an öleceğini zannetti. Zihninden hayatıyla ve geride bıraktıklarıyla alakalı düşünceler hızla akıyordu. O an hayata dair önemli gördüğü pek çok şey anlamını yitirmişti dervişin zihninde.
   Biraz sonra açılmaya başladı, öksürüğü azaldı. nefes alıp vermesi normalleşmeye başladı. Verilen suyu içti fakat hala boğazında onu rahatsız eden bir şey vardı gözleri de yaşarıyordu. Biraz sonra bu problemler de kalmadı. Derviş kurtulduğu için şükretti, hamdetti.
   Daha önce de buna benzer şeyler birkaç kez olmuştu ama hiç birisi bu kadar şiddetli ve uzun süreli olmamıştı.
  Dervişin rahatlamasıyla, arkadaşları da rahat bir nefes aldılar.
Yemeklerine kaldıkları yerden devam ettiler fakat sohbet kesilmişti.
  Derviş başına gelen olayın hala etkisindeydi.
  Yemek borusuyla nefes borusunu ayıran yemeklerin nefes borusuna kaçmasını önleyen küçük dilin insan hayatı için ne kadar önemli olduğunu düşündü ve bunu iliklerine kadar hissetti.
  Doğduğumuz andan beri kaç bin defa açılıp kapanmıştı. Bu durum istemsiz olarak oluyordu. Yemek yerken ve su içerken yanlış nefes almadan dolayı görevini azıcık yapmadığında insan için felaket oluyordu.
   Derviş, hamd etmeyi çok severdi, Bir çok kez de vücudundaki nimetler için hamd etmişti. Küçük dili ve işlevleri için hiç hamd etmediğini hatırladı. "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız" ayetini hatırladı.
  Kendi işiteceği bir sesle ve bütün içtenliğiyle:
  "Ey beni yaratan ve yaşatan Allah'ım!
Küçük dil nimetin için sana hamdediyor şükrediyorum. Beni yarattığın günden beri küçük dilimin işlevleri sayısınca hamdolsun.
Bana vermiş olduğun ,bildiğim ve bilmediğim bütün nimetlerin için sana hamdediyor şükrediyorum." dedi.
   Bundan sonraki sohbetin konusu Rabbimizin verdiği nimetler üzerine yoğunlaştı. 
 

DERVİŞ VE ÇOBAN (Tefekkür hikayeleri)


   Derviş, Ramazan günü kırlarda dolaşıp temiz hava almak, biraz tefekkür etmek istedi.

Kırlarda dolaşırken 16-17 yaşlarında bir çobana rastladı. Selam verip gölgede oturan çobanın yanına oturdu.
   Biraz sohbet ettiler. Çoban ilkokuldan sonra okumamıştı. Konuşmalarından ve tavırlarından güzel ahlaklı ve saygılı bir kişi olduğu belli oluyordu.
Bir ara sohbet Ramazan ayına ve oruca geldi.
   Derviş, çobana oruç olup olmadığını sorunca; çoban biraz hayret ederek "neden böyle bir soru soruyorsun ki" der gibi bir tavırla cevap verdi.
-Oruçluyum abi.
Derviş, çobana niçin oruç tuttuğunu sorunca, çobanın verdiği cevap hem hoşuna gitti hem de düşündürdü.
Çoban çok net bir şekilde:
"Ramazanda oruç tutulmaz mı abi ya" dedi.
 Bunu söylerken o kadar içten söylüyordu ki...
Bu cevaba göre, çobanın kafasında tek seçenek vardı, o da  Ramazan’da oruç tutulmasıydı. İkinci bir ihtimal yoktu onun zihninde. Belki ailesinden öyle görmüştü çoban, belki de başka sebepten
Bu sade ve net olan imana ve teslimiyete özendi derviş.
Bir an kendisinin imanının ve teslimiyetinin de çobanınki gibi olmasını arzuladı .
Biraz daha muhabbet ettiler. Çoban çok bilgili değildi. Ama fıtratı bozulmamış, kafası karışmamış inancı çok sağlam bir mümindi.

Kendi gençliğini düşündü. Kafasına ekilen şüphe tohumlarından kurtulma çabalarını....
Okuldayken bazı öğretmenlerinin tavsiye ettiği kitaplar tarafından kirletilen zihninin temizlenmesi için harcadığı çabayı düşündü.
Oysa çobanın zihni hiç kirlenmemiş tertemiz duruyordu ve ona ekilen az da olsa güzel şeyler çok sağlam biçimde neşv ü nema bulmuştu.

İLİM-CEHALET

                                                 Muzaffer Küçükeskici'den alıntıdır

MANŞET!

CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere   gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? M üşterilerinin eks...