DERVİŞ KIR LOKANTASINDA (Tefekkür hikayeleri)

    Derviş ve arkadaşları hem sohbet etmek hem de beraber akşam yemeği yemek maksadıyla kır lokantasına gittiler.
    Gittikleri yerin hoş, dinlendirici bir manzarası vardı. Biraz erken gittiklerinden manzarası en güzel yere oturdular. Derviş oranın eski müşterilerinden olduğu için lokantanın patronu ve çalışanları tarafından tanınıyordu.
    Masaya gelen patron misafirlere hoş geldiniz deyip hal hatır sordu. Bir arzularının olup olmadığını sordu. Derviş, müziğin sesinin mümkünse en düşük seviyede olmasını bir de müziğin sözsüz dinlendirici bir fon müziği gibi olmasını rica etti.
   Patron elemanlarına talimat verdi. Biraz sonra kulakları tırmalayan bağırtılı müzik kesildi. Hafif bir ney sesi duyulmaya başladı.
  Masalarına gelen garsona yemeklerini ısmarladılar.
  Sohbet, manzaranın güzelliği üzerine başlayıp başka yerlerdeki gördükleri güzel manzaralar ve yerler üzerinde devam etti.
  Yemekler geldiğinde, yiyenler yemeklerin lezzetine hayran kaldılar. Sohbetin konusu da lezzetli yemeklere dönüşüverdi. Daha önce yenilen lezzetli yemekler de sohbete dahil oldu.
  Derviş, kaşığı ağzına götürüp, yemeğini yutmak üzereyken nasıl olduysa nefes borusuna yemeğin kaçmasıyla öksürmesi bir oldu. Üst üste öksürüyor, nefes almakta zorlanıyordu. Gözlerinden yaşlar akıyor, öksürmeye devam ediyordu. Öksürmekten dolayı yüzü kıp kırmızı olmuş, herkes ne yapacağını şaşırmıştı.
Sohbet kesilmiş, kimse yemeğe bakmıyordu. Herkes dervişe yardım etmek istiyor fakat ne yapacağını bilemiyordu. Bazıları su içmesini istiyordu fakat derviş su içecek durumda değildi.
   Derviş de ne yapacağını bilemiyor istemsiz olarak öksürüyordu. Bir an öleceğini zannetti. Zihninden hayatıyla ve geride bıraktıklarıyla alakalı düşünceler hızla akıyordu. O an hayata dair önemli gördüğü pek çok şey anlamını yitirmişti dervişin zihninde.
   Biraz sonra açılmaya başladı, öksürüğü azaldı. nefes alıp vermesi normalleşmeye başladı. Verilen suyu içti fakat hala boğazında onu rahatsız eden bir şey vardı gözleri de yaşarıyordu. Biraz sonra bu problemler de kalmadı. Derviş kurtulduğu için şükretti, hamdetti.
   Daha önce de buna benzer şeyler birkaç kez olmuştu ama hiç birisi bu kadar şiddetli ve uzun süreli olmamıştı.
  Dervişin rahatlamasıyla, arkadaşları da rahat bir nefes aldılar.
Yemeklerine kaldıkları yerden devam ettiler fakat sohbet kesilmişti.
  Derviş başına gelen olayın hala etkisindeydi.
  Yemek borusuyla nefes borusunu ayıran yemeklerin nefes borusuna kaçmasını önleyen küçük dilin insan hayatı için ne kadar önemli olduğunu düşündü ve bunu iliklerine kadar hissetti.
  Doğduğumuz andan beri kaç bin defa açılıp kapanmıştı. Bu durum istemsiz olarak oluyordu. Yemek yerken ve su içerken yanlış nefes almadan dolayı görevini azıcık yapmadığında insan için felaket oluyordu.
   Derviş, hamd etmeyi çok severdi, Bir çok kez de vücudundaki nimetler için hamd etmişti. Küçük dili ve işlevleri için hiç hamd etmediğini hatırladı. "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız" ayetini hatırladı.
  Kendi işiteceği bir sesle ve bütün içtenliğiyle:
  "Ey beni yaratan ve yaşatan Allah'ım!
Küçük dil nimetin için sana hamdediyor şükrediyorum. Beni yarattığın günden beri küçük dilimin işlevleri sayısınca hamdolsun.
Bana vermiş olduğun ,bildiğim ve bilmediğim bütün nimetlerin için sana hamdediyor şükrediyorum." dedi.
   Bundan sonraki sohbetin konusu Rabbimizin verdiği nimetler üzerine yoğunlaştı. 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

PİŞMEMİŞSİN BE ALİ, HALA ÇİĞLİK VAR SENDE.

   Birkaç yıl önce Ramazan ayında teravihe yetişmek için arabamla aceleyle gidiyordum. Kavşakta yol benim olduğu halde bir araba önüme çı...