ORTASINI BULAMADIK.

Eskiden ilgisizlikten heder olurdu çocuklarımız.
Şimdi ise aşırı ilgi ve aşırı sevgiden heder oluyorlar.                                                           Ortasını bulamadık.
Eskiden gelinler kaynanalarından korkar ve çekinirlerdi.                                               Şimdi kaynanalar gelinlerinden tırsar oldu.                                                                  Ortasını bulamadık.
Eskiden Çocuklar babalarından annelerinden korkarlardı.                                            Şimdi ebeveynler çocuklarından çekinir oldu.                                                             Ortasını bulamadık.

Eskiden tanıdığı tanımadığı bütün büyüklerinden korkardı çocuklar.                 Şimdilerde tanıdıklarını bile takmıyorlar.                                                                     Ortasını bulamadık.
Eskiden utanılmaması gereken şeylerde bile utanır sıkılırdı insanlar,
Şimdi en mahrem şeyleri bile ulu orta gösterir ve söyler olduk.
Ortasını bulamadık.

Eskiden aileler: "eti senin kemiği benim" diye öğretmene teslim ederlerdi çocuğunu. Bazı öğretmenler de öğrencinin en küçük yanlışında bir araba sopa atılabilirdi.
Şimdi, çocuğun psikolojisi bozulurmuş! diye sert bir söz bile söyleyemiyor öğretmenler.
Ortasını bulamadık.
 
Eskiden okumak isteyen bir çok zeki çocuk, imkansızlıktan veya ailesinin istememesi sebebiyle okuyamıyordu.
Şimdilerde okumak istemeyen çocuğu zorla sıralarda oturtuyoruz.                                Ortasını bulamadık.

 Eskiden camiye giden çocuklar çocukça masum bir yanlışlık yaptıklarında bazı büyükler tarafından azarlanır adeta camiden soğutulurdu.                                          Şimdi ise safların arasında koşup namaz kılanların dikkatini dağıtıyorlar. Kimse de bir şey diyemiyor.                                                                                                                      Ortasını bulamadık.
Eskiden gençlerin bazıları karşı cinse aşık olduğu halde utancından kimseye söyleyemeyip kara sevdalara düçar olurlarmış.
Şimdilerde .......                                                                                                                            Ortasını bulamadık.
İnsanların çoğu  ya zalim oluyorlar, ya da mazlum (haksızlığa uğrayan)                    Zalimlik yapmadan, mazlum da olmadan yaşamasını beceremedik,                        Ortasını bulamadık.

Sevgili Peygamberimiz "İşlerin hayırlısı (evsat) orta olanıdır" buyurmuşlar. Yani aşırılıklardan uzak durmayı öğütlemişler, ama biz
Ortasını bulamadık.

DERVİŞİN AYNASI (Tefekkür yazıları)

   Derviş, sıcak bir temmuz günü ikindi namazını Ulucamiide kıldıktan sonra caminin bahçesine geçip boş bir masaya oturdu. Çayını ısmarladı. Gözleriyle ağaçları seyrederken zihni tefekkür halindeydi.
   Oradan geçmekte olan iki genç selam verdiler. Selam veriş tarzlarından ve tavırlarından yanına gelmek için davet beklediklerini hissetti derviş.
"Ve aleyküm selam gençler, vaktiniz varsa buyurun çay içelim" dedi. Gençler gözlerinde memnuniyet ifadesi olduğu halde biraz çekinerek davete icabet ettiler.
Derviş çaycıya" iki çay ilave" diye seslenirken zihni gençleri nereden tanıdığıyla meşguldü.
Hal hatır sordu gençlere. Gençler cevap verirken bir tanesi kendilerini tanıttı. Dervişin iyi tanıdığı bir lise öğrenci arkadaşıyla birlikte giderlerken yolda ayak üstü sohbet etmişlerdi. Genç söyleyince derviş hatırladı.
Aynı genç devam etti:
- Sizinle yolda karşılaştığımızda bizi tanıştıran arkadaş sık sık sizden bahseder. O arkadaş sayesinde sizi az da olsa tanımış olduk. Arkadaşımız sizin anlattıklarından çok etkilenmiş. Bizlere de biraz nasihatte bulunur musunuz?
Derviş biraz mahcup bir ifade ile önüne bakarak:
"Estağfirullah. Bütün güzellikler Allah'a aittir. Eğer bu güzelliklerin aktarılmasında bizi aracı kıldıysa O'na hamd ederiz" dedi.
İsimlerini sordu, birisi "Savaş" dedi.
Diğerine sordu "Necati" diye cevapladı. "Necati isminin kurtulan kişi demek odluğunu elbette biliyorsundur" dedi derviş. Genç, başını evet anlamında salladı.
Kişinin esas kurtuluşu Cehennemden kurtuluştur. Onun yolları da Kur'anda ve Peygamberimizin sözlerinde belirtilmiştir. dedi. Aynen başarılı olmak isteyen öğrencilerin yapması gerekenlerin belli olduğu gibi diye ilave etti.
Sonra Savaş'a döndü.
- Peygamber Efendimiz adı "Savaş" olan bir Müslümanın adını "Barış" olarak değiştirmiş. Savaş bazen gereklidir ama Kuranda "Barış hayırlıdır" der.  dedi.
Ailelerini, okullarını sorduktan sonra yaşlarını sordu.  İkisi de "on altı" dediler.
Kendisine sormak istedikleri özel sorularının olup olmadığını sordu. "Şimdilik yok" dediler.
Zaman zaman hayal kurup kurmadıklarını sordu.
İkisi de "evet kurarız" dediler.  Derviş dedi ki:
-O zaman bir ayna hayal edin. Bu aynada kendinizi hayalen seyredeceksiniz. Bu aynanın özelliği, geleceği gösterebilmesidir.
Şimdi gözlerinizi kapatın ve söylediklerimi, aynada hayal edin.
-18 yaşınızdasınız kendinizi nasıl görüyorsunuz?
Biraz bekledikten sonra.
-Şimdi 20 yaşındasınız.
-25 yaşındasınız.
-30 yaşınızdasınız.
beşer yaş ilerleyip biraz bekleyerek 90 yaşlarına kadar gitti.
Seksenlerden sonra ikisinin de yüzünde hoş olmayan ifadeler görülmüştü.
"Gözlerinizi açın" dedi.
-Necati önce senden başlıyayım.
-18 yaşında ne gördün.
Necati gözlerini tekrar kapadı.
-Okul bitmiş Üniversitede Tıp fakültesini kazanmışım.
-20 yaşında?
-Fakültede öğrenciyim arkadaşlarla evde kalıyorum.
-25 yaş?
-Okul bitmiş aynı okuldan mezun bir kızla evlenmişim.
- 30 yaş?
-Saçlarım biraz dökülmüş. Uzman olarak atanmışım. Bir kızımız var 2 yaşında. Arabamız var ve kirada oturuyoruz.
-35 yaş?
-Saçlarım biraz daha dökülmüş biraz da kırlaşmış. Kızım ilkokula gidiyor 3 yaşında bir oğlumuz var. Mutlu bir aileyiz. Yeni bir araba almışız
-40 yaş?
-Bahçeli, iki katlı bir evimiz var. Oğlum ilkokula gidiyor. Kızım orta okula. Bazen derslerinde yardımcı oluyoruz. Ben ve eşim biraz kilo almışız. İkimizin de saçlarındaki beyazlar artmış.
-45 yaş?
 -Başımın üst tarafındaki saçların çoğu dökülmüş. Kalanlardaki beyazlık siyahlardan fazla. Kızımız genç kız olmuş. Babam vefat etmiş.
-50 yaş?
- Saçlarım biraz daha beyazlamış. Dizlerimde problemler var. Eşimin bazı sağlık sorunları var. Kızım üniversitede mimarlık okuyor. Oğlum üniversite sınavına girecek.
-55 yaş? 
-Annem vefat etmiş. Kızım evlenmiş. Bir erkek torunumuz var. Eşim emekli olmuş baya bir yıpranmış görünüyor. Torunuyla daha çok vakit geçiriyor. Oğlum tıp fakültesi 5. sınıf. Gücümün azaldığını hissediyorum. Merdivenlerden çıkarken dinlenesim geliyor.
-60 yaş?
-Oğlumuz doktor olmuş. İki yıl önce evermişiz. Bir kız torunumuz var. Kızın bir tane daha çocuğu olmuş. Torunlar sık sık bizde kalıyorlar. Bize dede, nene diyerek sevgi gösteriyorlar. Ben de emekliliğe müracaat ediyorum. Kendimi orta yaş ile yaşlı arasında bir yerde hissediyorum. Hacca gitmek için müracaat ettik.
-65 yaş?
 Torunlarla vakit geçirmek hoşumuza gidiyor. Sağlık sorunlarım var. Bahçeyle uğraşıyorum. Sosyal hayattan uzaklaşıyorum.
-70 yaş?
Yüzlerimdeki kırışıklar artmış. Biraz zayıflamış görünüyorum. Gözlerim iyi görmüyor.  Eşimin sağlık problemleri artmış. Torunlar bize fazla uğramıyorlar artık.
-75 yaş?
Eşim vefat etmiş. Hayatın tadı yok gibi. Evimde yalnız kalıyorum. Çocuklar da baya olgun yaştalar. Kızım emekli olmuş. İlk torunum evlenmiş.
-80 yaş?
İyice güçsüz hissediyorum kendimi. Kendime tam bakamıyorum. Hizmetçiden yardım alıyorum. "Çocuklar beraber kalalım" diyorlar. Karar veremiyorum. Bazı tereddütlerim var.
-85?
Huzur evindeyim. Hayattan hiç bir beklentim yok. İbadetlerimi yapmaya çalışıyorum. Ölümü arzuluyorum.
-90 yaş?
O yaşa gelmeden ölmüşüm. mezarımın başında ölüm tarihim yazıyor. Mezarımın toprağı iyice yerleşmiş. Yaklaşık üç yıl önce ölmüşüm.
-Peki mezarın içini de hayal edebiliyor musun? dedi derviş.
Biraz bekledi. Gözlerini açabilirsin dedi. Genç gözlerini açtığında gözleri nemliydi. Farklı duygular içerisindeydi.
   Aynı soruları diğer gence de sordu. Ölüp mezarının içerisini hayal ettirdikten sonra Onun da gözlerini açtırdı.
Gençlerin ikisi de şoke olmuş gibiydiler. Dervişin sözüyle toparlandılar. Derviş diyordu ki:
Büyüklerimiz akıllı kişileri tarif ederken; Sadece bu gününü değil geleceğini de düşünerek yaşayanlar olarak tarif etmişlerdir."

EĞİTİMDE METOT (ÖZELLİKLE DİN EĞİTİMİNDE) AYETLERE VE HADİSLERE GÖRE NASIL OLMALIDIR?

1-Kolaylaştırınız,zorlaştırmayınız; Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz (Hadis- şerif)
"müjdeleyiniz" sözünü eğitimde: teşvik ediniz, cesaretlendiriniz şeklinde de anlayabiliriz.
"nefret ettirmeyiniz" sözünü ise bıktırmayınız, sevdiriniz biçiminde de anlayabiliriz
2-Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.(İsrâ : 53)
Bu ayeti eğitimciler: (öğretmen)kullarıma söyle (öğrencilerine)en güzel şekilde konuşsunlar. Yoksa şeytan aralarını bozar..." biçiminde anlarlarsa daha güzel eğitim verirler. Sözlerimizi dörde ayırabiliriz:
1-Kaba ve kötü  konuşma.
2-normal konuşma.
3-güzel konuşma.
 4-En güzel konuşma.
Ayet-i Kerimede bizlerden istenen "en güzel konuşma -ahsen-" dır. Bu durum, ancak seçerek ve dikkatli bir biçimde konuşmakla mümkündür.
3-"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et..."(Nahl : 125)
Bu ayet-i kerimede, Allah Teala dinini öğretmenin ve ona çağırmanın iki temel ilkesini bizlere öğretmiştir.
a-Hikmet: Neyi, nerede, ne zaman, ne kadar, ve nasıl anlatacaksın (öğreteceksin) bunlar hikmetin eğitimdeki tezahürleridir.
b- Güzel öğüt: Gönlüne ve aklına hitap ederek, bağırıp çağırmadan, hakaret etmeden, seviyesine uygun örneklerle muhatabı iknaya çalışmak.
4-Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.(Âl-i İmrân : 159)
Bu ayetten çıkardığımız eğitimle ilgili mesajlar:
*Eğitimci merhametli, yumuşak huylu, tatlı dilli olacak. Nazik ve güler yüzlü olacak, öğrencilerinin kalbini fethetmeye çalışacak
*Kin gütmeyecek kendisine karşı yapılan hataları (gerektiğinde uyaracak) fakat affedecek.
*Gerektiğinde sınıfla ilgili kararlarda onlara danışacak. Alınan kararlara da uyulmasını sağlayacak.
*Güzel bir eğitim-öğretim için tüm tedbirleri aldıktan sonra hedefe ulaşmak için Allah'a tevekkül edip Onun yardımını dileyecek.
*Öğrencileri için dua edecek.
Kaba söz ve davranışlardan uzak duracak.

NOT: Bu hatırlatmalarımın, özellikle öğretmenliğimin ilk yıllarında bu ilkelere aykırı  bazı tavır ve davranışlarıma keffaret olmasını dilerim.

ÖĞRETMENİM! BEN OKUMAK İSTEMİYORUM. (Eğitim yazıları)

İlköğretimde öğretmenlik yaptığım yıllarda, 8. sınıflardan birisinin de sınıf rehber öğretmeniydim.
İngilizce öğretmeni bayan arkadaş, sınıfımdaki Ahmet isimli öğrencinin sınıfın huzurunu bozduğunu bildirdi. Biraz şaşırdım. Çünkü bahsedilen öğrenci uyumsuz bir öğrenci değildi. Çalışkan değildi ama şımarık da değildi.
Müsait bir zamanda Ahmet'i çağırdım. Hal-hatır sorduktan sonra. Onun iyi ve terbiyeli bir öğrenci olduğunu fakat İngilizce dersinde dersin huzurunu bozmasına şaşırdığımı ifade ettim.
Ahmet, açık yüreklilikle anlattı:
Öğretmenim, ben okumak istemiyorum. Mecbur olduğu için okula geliyorum. Bu yıldan sonra da okumayacağım (O zaman lise zorunlu değildi) Ben kasap olmak istiyorum.
İngilizce dersinin benim işime yarayacağını düşünmüyorum. Bundan dolayı derse ilgi göstermiyorum ve dinlemiyorum. Öğretmenim de bana soru soruyor. Cevap veremeyince bana kızıyor.  Ağır sözler söylüyor. Arkadaşlarımın yanında küçük düşüyorum. Ben de O'nun dersinde huzursuzluk çıkarıyorum.
Ahmet'e dedim ki:
-Evladım! İşine yaramayacağını düşündüğün dersi öğrenmek istememekle haklı olabilirsin. öğretmenin görevi de öğretmek olduğu için o da sana öğretmek istiyor.
Okumak istemediğine göre, sana bu yıldan sonra İngilizce lazım olmayacak ama, liseye gidecek arkadaşların bu dersi öğrenmesi gerekiyor. Senin yüzünden bazı konuları anlamazlarsa onlara zarar vermiş olursun.
Ben öğretmeninle konuşayım derste sana soru sormasın. Sen de sınıfı rahatsız etmeden başka bir şeyle meşgul ol.
 “Tamam hocam” dedi. Hocasıyla da konuşarak meseleyi hallettik.
Okumak istemeyen çocuğu zorla okula getirirsen problem çıkartır.
Bizim köyde, camiye gitmek istemeyen çocuğu, babası namaz için zorla camiye götürmek isteyince çocuk:
"Namaz kılarım ama okumam" demiş. Zoraki eğitim de o hesap. Okula gelir ama derse katılmaz
Üç ay kadar önce bir şeyler almak için bir kasap dükkanına girdim. Baktım bizim Ahmet kasap olmuş. Elimi öptü. "Çay içmeden bırakmam" dedi.  Sohbet ederken ben Ahmet’in sekizinci sınıf yıllarına gittim.
Demem o ki, okumak istemeyen çocuğu zorla okula getirmek hem çocuğa zulüm,
 hem öğretmenlerine zulüm,
hem de arkadaşlarına zulümdür.

HATA YAPAR MISINIZ?


HATA YAPAR MISIZ?
  İnsanın her hali aynı olmaz. Bazen duygu yoğunluğu yaşarsınız. Kafanız  öyle meşgul olur ki yaptığınız hatayı fark etmediğiniz bile olur. Veya daha sonra fark edersiniz.
  İyi niyetliyseniz hata yaptığınız kişiden özür dilersiniz. Fakat bu da her zaman mümkün olmayabilir. Mesela trafikte hata yaptığınız kişiden durup da özür dileme şansınız pek olmaz. Bazı durumlarda işaretle özür işareti yapabilirsiniz ancak.
   Peki siz hata yapabildiğinize göre başkaları yapamaz mı?
   Sanki kasıtlı yapılmış gibi öfkelenmenin, kornaya basmanın, hakaret etmenin ne gereği var?
İş hayatında, ev hayatında ve sosyal hayatta da hatalarımız olur. Bazen de bize karşı hata yapılır.
Böyle durumlarda şunları aklımıza getirmeliyiz:
Özür dilemek büyük bir erdemdir.
Affetmek ise daha büyük bir erdemdir.
Öfke ve stresin en çok zararı sahibinedir.
  Amerika'da üniversite öğrencilerinin uzun zamanda yaptıkları araştırma-gözlem sonuçlarını bilimsel bir dergiden yapılan alıntıdan okumuştum.
 Buna göre; affedebilen insanlar affedemeyenlere göre daha kaliteli yaşıyorlarmış ve daha uzun ömürlü oluyorlarmış.
Peki adam hem hatalı hem de ukalalık yapıyorsa ne yapalım?
 Cevabını Kuran veriyor:
"Rahmân'ın has kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller (kendini bilmez kimseler) onlara laf attıkları zaman, "selâm!" der (geçer)ler."
 (Furkân : 63)
 
 

TARTTIKLARINIZI DA TARTACAK, HER ŞEYİ ÖLÇECEK ADALET TERAZİLERİ

EY ALIŞ VERİŞ İŞİYLE UĞRAŞANLAR!

Doğru terazi (ölçüm aleti) kullanın ve düzgün ölçün/tartın.
metrenizi, litrenizi, gramınızı düzgün tutun.
Ölçüm aleti kullanmıyorsanız vicdan terazinizi düzgün tutun. Dil ölçünüzü de doğru tutun (kandırmayın)
Alım satımını düzgün yapanlara Allah Rasulü müjde verirken;
Ölçü ve tartıda hile yapanlara Mutaffifin suresinde önemli ikazlar vardır.
Unutmayın bütün ölçüp tartmalarınız kaydediliyor ve bir gün bunlar da teraziye girecek. Ayrıca  İsra 35. ayeti dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

EY USTA VE SANATKARLAR!
Yaptığınız işlerde vicdan terazisini iyi kullanın. Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyleri başkalarına yapmayın. İkna kabiliyetiniz yüksek olabilir. Dilinizle vicdanınız birbirini destekliyor mu ona bakın.
 Muhatabınız yaptığınız işin cahili olabilir. Yaptığınız 30 luk bir işe 300 de diyebilirsiniz. Unutmayın bunlar kaydediliyor ve bir gün tümü teraziye konulacaktır. Enbiya 47. ayeti dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

EY DEVLET İŞLERİNE EMANET EDENLER! YÖNETİCİLER!
Emanete eminlik gerekir.
Emanetinize hainlik etmeyin. Hak sahibine hakkını verin, Hakkı olmayanlara da torpil geçmeyin.
 O makam-mevki size emanet olarak verilmiştir. Yaptıklarınızı vicdan terazisinde tartınız. Yaptığınız her şey kaydedilmektedir ve bir gün teraziye konulacaktır. Nisa 58. ayeti dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

EY DEVLET KADEMELERİNDE MEMUR OLANLAR!
Siz o kuruma hangi işi yapmak için girdiğinizi daha iyi biliyorsunuz. İşinizi savsaklamayınız. Yoksa emanete hainlik yapmış olursunuz.Size yapılmasını istemediğiniz davranışı başkalarına yapmayınız. Yaptıklarınızı sizler de vicdan terazinize vurunuz. Yaptığınız her şey kaydediliyor ve bir gün bunlar tartılacaktır. Enbiya 47. ve maide 8.ayetleri dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.
EY ADALET TERAZİSİNİ ELİNDE BULUNDURANLAR!
Aman dikkatli olunuz. Verdiğiniz kararların muhataplarınızın ve onların ailelerini nasıl etkilediğini sizler daha iyi biliyorsunuz. Verdiğiniz kararlarla ilgili bir gün, Yüce Mahkemede karar verileceğini aklınızdan çıkarmayın. Yalnız bu kararların temyizi yoktur. Nisa 58. ve Maide 8. ayetleri dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

EY İNSANLAR!
“Haksızlık yapmayın, (kendinize) haksızlığa da razı olmayın.”(Hadis-i şerif)
Yaptığımız en küçük (olumlu-olumsuz)şeylerin bile bir gün tartıya gireceğini aklımızdan çıkarmayalım.(Zilzal suresi)

                AYETLER
"Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız.
 Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.(Enbiyâ : 47)
"Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!" (Mutaffifîn : 1)
"...Ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız hakkında bile olsa, adaletli olun..."(En'am:152)
“Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.”(İsrâ : 35)
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisâ : 58)
“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mâide : 8)

MANŞET!

CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere   gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? M üşterilerinin eks...