YIL BAŞI HATIRASI!

   Yıl 1972... Elektriği ve suyu olmayan köyümüzde,(3,4 ve 5. Sınıfların aynı derslikte tek öğretmen tarafından okutulduğu okulda) ilkokul 5. Sınıfa giderken öğretmenimiz sordu:
-Çocuklar bu akşam ne yapacaksınız?
-Ne yapalım öğretmenim önceki akşamlar ne yapıyorsak yine öyle yapacağız.
-Olur mu çocuklar! Bu akşam yıl başı. Yeni bir yıla giriyoruz. Bu gece bütün dünya eğleniyor. Siz de bu coşkuya katılın. Sizler de eylenin… v.b….
Tabi çok etkilendik. Aramızda para toplayıp bakkaldan çerez aldık. Bazıları sigara da almışlar. Radyoları olan bir arkadaşın evinde toplandık. (O zamanlar köyde sadece birkaç ailede radyo vardı) Radyosu olan arkadaş yıl başı gecesi çok güzel proğramların olacağını söylemişti.
Neyse, arkadaş radyoyu açtı. Hakikaten bize göre çok eğlenceli şeyler dinliyoruz ve çerez yiyoruz.
Arkadaşın annesi çay getirdi. Çayları içerken sigaralar çıktı. Sigaraları yaktık (bazıları önceden içiyorlardı bazıları da o günün hatırına! yaktılar.) Kış günü, kapı pencere kapalı . Odamız küçük olduğundan acaip bir duman kapladı odayı. Bir ara arkadaşın annesi geldi. Kapıyı açar açmaz sigara dumanı kapıdan dışarı hücum etti. Bize kızıp bir şeyler söyledi.
Bir arkadaş dedi ki:
“Karışma be… Bu gün yıl başı…”
Kadıncağız bir şey demeden gitti. Biz de kaldığımız yerden devam ettik.
Şimdi düşünüyorum da, elektriğin, televizyonun olmadığı, dış dünyaya neredeyse kapalı olan bir köyde bile bu kadar etkilenmişsek, Dünyadaki her şeyden anında haberdar olan gençlerimizin durumu nasıl olur?
İşimiz hiç de kolay değil…

Ali USLU- 31/12/2019- TAVŞANLI

PEYGAMBERİMİZİN CEHENNEMLE TEHDİT ETTİĞİ KİŞİLERDEN OLMAYASINIZ

PEYGAMBER EFENDİMİZE İFTİRAYA ORTAK OLMAYINIZ...
İnternette gördüğünüz Peygamberimize ait olduğu söylenen her sözü lütfen paylaşmayınız.
Bazen güvenilir hadis kaynaklarında olmayan sözlerin hadis diye paylaşıldığına şahit oluyoruz.
Peygamber Efendimizin pek çok yoldan bize ulaşan bir hadisi bizi bu konuda uyarmaktadır.

"Kim kasıtlı olarak benim adıma yalan söylerse (Söylemediğim sözü söylemişim gibi söylerse) Cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buhari /ilim-38, Müslim ....)

Peygamberimiz adına söylenen her söz O'na ait olmayabilir.

Merakınız varsa konuyla ilgili aşağıdaki kısa açıklamayı okuyabilirsiniz.

Peygamber Efendimizin sözleri ve davranışları bizler için çok önemlidir. Bu söz ve davranışlar bizlere bu konuyla uğraşan İslam alimlerinin çabaları sonucu ulaştırılmaya çalışılmıştır.
Bu alimlerimiz Peygamber efendimize atfedilen söz ve davranışları (özet olarak)üç ana grupta toplamışlardır.

1- Sahih hadisler. Peygamber efendimize ait olduğu (konunun uzmanlarınca) kabul edilmiş hadisler.

2- Zayıf hadisler. Peygamber efendimize ait olup olmadığı tam tesbit edilememiş.(Doğru olma ihtimali yanında yanlış olma ihtimali de olan) hadisler.

3-Mevzu (uydurma) hadisler. Peygamberimize ait olmadığı tesbit edilmiş O'na ait olmayan söz ve davranışlar. Aslında bunlara hadis denilmez fakat bize hadis olarak söylendiğinden dolayı bu ad verilmiştir.
Hadis olarak nakledilen yazılarda mutlaka kaynağına bakınız. Kaynağı belirtilmemişse hadis sahih de olabilir, zayıf da olabilir, uydurma da olabilir.
Uydurma hadisleri yaymanın vebalini bir Müslüman üzerine almamalıdır.
 

İKİ AYET ÜZERİNE

Kur'an-ı Kerim'de Peygamberimizden bahseden bir ayet ile amcalarından birisinden bahseden ayet hep dikkatimi çekmiştir.
Birisi şu ayet:
"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin." (Ahzâb : 56)
Diğer ayet-i kerime ise hepimizin bildiği Tebbet suresindeki ilk ayet.
"Ebu lehebin elleri kurusun. kurudu da."(Tebbet: 1)

İlk ayette Peygamber efendimizin Allah Teala ve melekler katındaki değerini anlıyoruz. Ayrıca Peygamber efendimize salat u selam getirmemiz emredilmektedir, ki bu sebepten bizler sık sık Peygamberimize salavat getirir,O için dua ederiz.

Tebbet suresini her okuduğumuzda ise Peygamber efendimizin (islam düşmanı/müşrik) öz amcası ebu lehebe lanet ederiz.
Bu iki ayeti beraber düşündüğümüzde çıkardığımız en önemli dersler şunlar oluyor:
1-Dinimize göre kişilerin üstünlüğü; ırk, soy, kabile vb. şeylere bağlı değildir.
2-Allah Teala kimseye torpil yapmıyor. Hz. Muhammed (aleyhisselam) ın hatırına amcasına hidayet vermiyor.









DEĞERLİ GENÇLER!


Değerli gençler!
İnsanlar, çok sevdikleri, zevk aldıkları şeylerden bir zaman sonra bıkabilirler.
Elde etmek için peşinden koştuğu, uğruna pek çok şeyini feda ettiği dünyalıklar bir zaman sonra sıradanlaşabilir.

Hatta bazen her şey, hatta hayatın kendisi bile anlamsızlaşıp değersizleşebilir. Daha da ötesi her şey onu sıkmaya başlayabilir.
Böyle bir durumla karşılaşırsanız hemen pes etmeyin.
Mutluluğu yanlış yerlerde aramışsınız demek ki.
İçi boş emziklerle çocukların avutulduğu gibi, boş şeylerle mutlu olmaya çalışmışsınız belki de.
İnsan ruh ve bedenden oluşur.
Bedenin ihtiyaçları yerine gelmediğinde huzursuz olunur. (açlık, uykusuzluk, vücudun kirli olması gibi)
Ruhumuzun ihtiyaçları giderilmediğinde ise mutsuz oluruz. Mutsuz kişi onu tatmin için geçici mutluluk arayışlarına yönelir. (eğlence, insanların ilgisi, meşhur olma, zengin olma v.b gibi)
Bunlar kişide geçici mutluluk hissi oluştururlar fakat bir zaman sonra tekrar başa dönülür.
Bıkılmayan ve insanı manevi anlamda tatmin eden şey ise, İbadettir, zikirdir.

Bizi yaratan ve bizim hem biyolojik hem psikolojik yapımızı bilen Rabbimiz diyor ki:

"...İyi biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. (Ra'd : 28)
Bir de bu söze kulak verin isterseniz. Pek bir şey kaybetmezsiniz. Belki çok şey kazanırsınız.

SAVRULMALAR

Rüzgarlar, bazı yaprakları dalından koparırlarken, güçlü rüzgarlar ağaçların bazı dallarını kırabilirler.
Fırtınalar ise, kökü sağlam olmayan bazı ağaçları kökünden söküp, gövdesinde problem olan ağaçları gövdesinden kırabilirler.
Manevi anlamda sert rüzgarların estiğini müşahede ediyoruz. Bazılarının sürüklendiğini, savrulduğunu görüyoruz.

Lütfen kendinizi ve çocuklarınızı sert rüzgarların olumsuzluklarından koruyunuz.
Şu ayette öğretilen dua ile Rabbimize iltica edelim (sığınalım)

Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla.Hiç kuşku yok, lutfu bol olan yalnız sensin.”(Âl-i İmrân : 8)

 



TAKLİTLERİNDEN SAKININIZ!!!


Rahmetli babam, köye gelen satıcılardan bir masaj aleti satın almış. Köye gittiğimde bana gösterdi.
Ambalajında " TAKLİTLERİNDEN SAKININIZ " uyarısı vardı. Biraz inceledim, ürünün tam bir taklit olduğu her halinden belliydi.
Epeydir gözlemlerim. En sahtekar insanlar bile doğruluktan, dürüstlükten bahsedip toplumdaki sahtekarlık ve sahtekarlardan şikayet ediyorlar.
Tabii bu konuşmaların asıl amacının kendine yeni müşteriler bulmak (kandırabileceği kişiler bulmak) olduğunu hemen anlayabiliyoruz.
Dini konularda başkaların yanlışları! üzerinde konuşanları da yukarıdakiler gibi dinlerim. Acaba maksat kendilerine alan açmak mı? diye.

CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere  gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? Müşterilerinin ekserisi genç ve bunların büyük çoğunluğu öğrenci değil mi?
  Bu öğrencilerin kimisinin ailesi üst düzey gelire sahiptir. Kimisinin ekonomik durumu normaldir, ama kimisinin ekonomik durumu zayıftır.

  Bu ekonomik durumu zayıf aileler muhtemelen çocukları mağdur olmasınlar diye kendi zorunlu ihtiyaçlarından kısarak çocuklarına gönderiyorlar veya ek işler yaparak günlük çalışma saatlerini 15 saate çıkarıyorlardır.
 Aileler bu kadar fedakarlık yaparken. çocukları onların iyi niyetlerini kötüye kullanıyorlar.
Onların bir kısmının babası kahvehanede birkaç kişiye çay ısmarlamak zorunda kalmamak için bardağı bir lira olan kahvehaneye gidemezken çocukları üç-beş liraya rahat rahat çay içebilmektedirler.
    İş bu kadarla kalsa iyi de, bu tür harcamalara alışan çocuklar ileride iyi bir işi olmazsa kazandıkları kendilerine yetmemekte, aile kurduklarında "idareli kullanmayı" bilmediklerinden ekonomik zorluklara maruz kalıp neticede iş yuvaların dağılmasına kadar gidebilmektedir.

Bu durum sadece ekonomik durumu zayıf aile çocuklarıyla sınırlı değildir. Orta gelir seviyesindeki ailelerin çocukları da aileler desteklerini çektiklerinde aynı olumsuzluklarla karşılaşabilmektedirler.

YASİN SURESİNDEKİ BİR AYETİ OKURKEN HİSSETTİKLERİM.


   On yıl kadar önceydi.Yasin suresini okurken, o zamana kadar hiç düşünmediğim bir durumla karşılaştım.
5. sayfadaki "vemtezü'l yevme eyyühe'l mücrimun.
"Ve "Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!" . (Yâsîn : 59)
Ayetini okuduğumda bir an durdum. Mahşer günü bütün insanların dirilip toplandıklarını hayal ettim.
Uçsuz bucaksız insan doluydu  her yer, fakat çıt çıkmıyordu.
Amel defterleri verilmiş, herkes  kendi durumlarını görmüşlerdi.

   Bekleşirlerken  yukarıdaki hitap geliyor ve bütün insanlar bu hitabı duyuyor.

"Ey mücrimler! (suçlular, günahkarlar) Siz şöyle bir ayrılın bakayım..."

Bir hareketlilik başlıyor. Gösterilen tarafa gidenlerin yüzünden düşen bin parça... Kendilerine lanet ediyorlar. Dünyada yaptıklarına bin pişman oluyorlar. Kendini ayartanlara kızıyorlar...
Bir an için onların arasında hissettim kendimi. Aman Allah'ım...  ne büyük bir felaket.
Dönüşü ve telafisi olmayan bir yola gidiliyor. Çünkü suçluların oradan gidecekleri yerler belli.

Gözlerim yaşardı. Oraya gitmemek, diğer tarafta kalmak için neleri feda etmezdim ki.

Sonra birden kendime geldim. Dünyada olduğuma sevindim, şükrettim.
Sonra şu mealde dualar ettim.
Allah'ım! o gün o mücrimlerin arasında bulunmaktan sana sığınırım.
Onların oraya gitmelerine sebep olan şeyleri yapmaktan sana sığınırım.
Bizleri  hakiki manada iman eden ve her zaman sana itaat eden iyilerden eyle. İyilerle beraber ruhumuzu kabz eyle. İyilerle beraber. haşr eyle.

O günden bu yana bilinçli olarak ne zaman bu ayeti okusam ürperirim.
Rabbim bizleri o hitaba muhatap olmaktan muhafaza eylesin.
Ali USLU -7 ARALIK / TAVŞANLI

FAKİRLİĞİNİZDEN UTANDIĞINIZ OLDU MU?


Fakir oluşunuzdan dolayı utandığınız oldu mu hiç?
Benim oldu...

 Aslında fakirliğimden değil de fakirliğimin ilan edilmesinden utanmıştım.

 Köyden okumak için ilçeye gelmiş bir öğrenciydim. Gittiğim okulun orta okul ve lisesi aynı binadaydı. Ortaokul 3. sınıfta (sekizinci sınıf) öğrenim gördüğüm yıl,(muhtemelen giysilerimin yıpranmışlığından olsa gerek) bir gün beni sınıftan idareye çağırdılar. Gittiğimde  yaklaşık otuz öğrencinin daha olduğunu gördüm.
Bir öğretmen eşliğinde bizi terzi dükkanına götürdüler. Ölçülerimiz alındı ve gönderildik.
Bir müddet sonra yine çağıp, pantolon ve ceketten oluşan  elbiselerimizi bizlere teslim ettiler. (Ceket farklı, pantolon farklı Sümerbank kumaşındandı)Tabi ki çok sevindim.
Ertesi gün, yeni elbisemi giyerek okuluma gittim. Okula gittiğimde yaklaşık otuz kişinin aynı renk elbiseyi giydiğini fark ettim
O zamanlar okul kıyafeti olarak, ceket, pantolon, gömlek ve kravat zorunlu idi fakat renkleri, desenleri serbest idi. Dolayısıyle herkesin farklı, farklı elbisesi varken otuz kişinin aynıydı ve bu çok dikkat çekiyordu.(Veya bana öyle gelmişti.)

Daha açık bir deyişle elbiselerimiz adeta "Biz fakiriz! Bize bundan dolayı yardım yapıldı" diye bağırıyordu. İşte o gün çok mahcup olmuştum.
Eve vardığımda  tekrar önceki giysilerimi giydim. O yıl bir daha verilen elbiseyi  okulda hiç giyemedim.
Ta ki, liseyi Kütahya'da okuduğum için ertesi yıl giyebildim.(O zaman da ceketin kolları biraz kısa gelmişti)
 Bu olayın bendeki etkisi ne kadar büyük olmuş ki, daha sonraki elbiselerimin pek azının rengini/desenini hatırlarken  o utandığım elbisenin her şeyini hala hatırlarım.
Yine bu olayın etkisiyle olsa gerek, ne zaman yoksullara açıktan yardım yapıldığını görsem içim acır, kendimi kötü hissederim.

Bu olayı hatırlayıp yazmama şu durum sebep oldu.
İki hafta kadar önce bir vesile ile Ressam Abdullah Taktak orta okuluna gitmiştim.
Okul Müdürü Sayın Abdullah Öztürk Beyin odasında sohbet ederken, konu öğrencilere yapılan yardımlara geldi.
Geçen Ramazan ayında, bazı hayırseverlerin, fakir öğrencilere verilmek üzere para ve erzak yardımında bulunduklarını, bu yardımları, bazı gönüllü idareci ve öğretmenlerle akşamdan sonra öğrencilerin evlerine arabalarıyla bıraktıklarını anlattı.
Çok duygulandım ve bu duyarlı davranıştan dolayı kendilerini tebrik ettim.

Rabbimiz yoksullara yardım etmeyi emir ve tavsiye eder fakat, bunu onların onurlarını kırmadan yapılmasını da belirtir.
"Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü incitmeyen kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir." (Bakara : 262)
Ayrıca Peygamber Efendimiz, yardım yaparken  adeta sağ elin verdiğini sol eli görmeyecek biçimde davrananları müjdelemiştir.
Yardım yaparken veya yapılan yardımlara aracılık yaparken onların incinmesine sebep olacak tutum davranışlardan kaçınalım.
   Ali USLU- 4 ARALIK / 2019

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN BİR ÖĞRENCİMDEN ÖĞRENDİKLERİM.

Sizlere, öğrencilere bakış açımda önemli değişimlere sebep olan bir olaydan bahsetmek istiyorum.

28 Şubatçıların bizi İHL den sürgün etmeleri sebebiyle ilk öğretim okullarında çalışmaya başlamıştım.
Okulun birisinde defalarca şahit olup etkilendiğim bir durum beni uzun uzun düşünmeye sevk etmişti..

4. sınıfta dersine de girdiğim sakin biraz çelimsiz bir öğrencim vardı. Sınıf öğretmeninin anlattığına göre çocuk, bebekliğinde ateşli bir hastalık geçirmiş. Muhtemelen hastalığın etkisiyle çocuğun zeka düzeyi arkadaşlarına göre biraz düşüktü, dersleri anlamada güçlük çekerdi.
Bu tür öğrenciler genelde öğretmenlerin pek de önemsemediği kişilerdir.

İşte bu öğrenciyi, babası elinden tutar çantasını da kendisi taşıyarak okula getirir. öğrenciler sıraya geçinceye kadar beklerdi. Zil çalıp öğrenciler sıraya geçmeye başlayınca çantayı çocuğunun sırtına takar, eğilip şefkatle yanaklarından öper, çocuk sırasına geçince de ayrılırdı. Bu durum her gün bu şekilde devam ederdi.
Bu babanın oğluna karşı davranışları hep dikkatimi çekerdi. Bir gün onları seyrederken zihnimde şimşekler çaktı.
Kendi kendime dedim ki:
-Bak Ali! Bu öğretmenlerin pek de önemsemediği, derslerde varlığıyla yokluğu belli olmayan çocuk var ya... bu babaya göre Dünyanın en değerli çocuğu O.

Buradaki öğretmenlerin gözdesi olan en çalışkan çocukların hepsini bir tarafa koysak bu baba yine kendi çocuğunu tercih edecektir.

Yani bütün çocuklar kendi anne-babalarının yanında en değerlidir. O halde sen de onlara bunu dikkate alarak davranmalısın.

 

DENİZLERLDEKİ NİMETLER ÜZERİNE...

    Kuran-ı Kerimdeki denizlerden bahseden ayeti okuduğumda durup üzerinde biraz tefekkür ettim.
"O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) onun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir."   (Nahl : 14)
    Bu ayet ile ilgili düşündüklerim:
1-Rabbimiz denizlerde, küçüklü- büyüklü milyonlarca ton balık var etmiştir.
 Bunların yetişmesinde (kafes balıkçılığı hariç) insanların hiç bir emeği yoktur.
 İnsanların önemli bir besin kaynağı olan bu balıklar insanlığın istifadesine sunulmuştur.
İnsanların bir kısmı bu balıkları avlayarak, bir kısmı avlanan balıkların nakliyatını yaparak, bir kısmı onun perakende satışını yaparak, bir kısmı balık lokantalarında pişirerek, bir kısmı değişik balık ürünleri imal ederek rızıklarını kazanırlar.
Milyonlarca insan da bu balıkları satın alarak açlıklarını giderirler. Fakat ödenen ücret o balıkları yetiştiren(Allah CC)a değildir. O bize hediye etmiştir. Bizler tabiri caizse hediye edilen bir eşyanın kargo ücretini öder gibi ödeme yaparız.

2-Bu denizlerden yine insanların hiç bir emeği olmadan yetişen inci mercan gibi süs eşyaları çıkarılır. Bunları çıkaranlar, ürünleri süs eşyası/takı haline getirenler, onları satanlar da bu nimet sayesinde rızıklanırlar.
3-Gemiler, (tekneler, deniz araçları vs.) hem balık avında kullanılır, hem süs eşyalarını çıkarmada kullanılır hem de nakliyat aracı olarak kullanılır. Öyle ki binlerce tonluk yükler tek bir gemide taşınabilmektedir.
 Ekonomik olarak düşündüğümüzde bazı kimseler gemi sanayiinde çalışarak (Mühendis, usta, işçi vs), bazıları gemilerde hizmet ederek, bazıları da deniz yoluyla ticaret yaparak rızıklarını kazanmaktadırlar.
Gemilerin hareket etmesine sebep olan denizleri meydana getiren ve orada gemilerin yüzmesi için suyun kaldırma kuvvetini var eden Allah Teala'dır.
Rabbimiz yukarıda saydığımız lütuflarına karşılık bizden şükür beklemektedir. Nimetler karşısında insanın durumu ya şükretmesi ya da nankörlük etmesidir.

Bu ayetten yola çıkarak şöyle de düşünebiliriz.
Bir çok sahada Rabbimizin bizlere rızık kapıları vardır.
Mesela; Diyelim ki hayvancılıkla uğraşıyoruz.
 Sabahleyin hayvanlarımızı meraya çıkarır Allah Teala'nın var ettiği otlarla hayvanlarımızı besleriz. Yine Onun var ettiği suyla onları sularız. Akşam dönerken bütün bunları karşılıksız veren Rabbimize şükretmezsek olur mu?

Yine hayvancılığın bağlı olduğu diğer iş kollarında  (dericilik, et ürünleri, süt ürünleri gibi)çalışanlar da bu sebeple rızıklanmaktadırlar. 

Bu misalleri çoğaltabiliriz.
 Mesela; ormanlar ve orman ürünlerinden  rızıklananlar.
Madenler ve madenciliğin yan kollarından rızıklananlar.
Petrol ve doğal gaz sektöründen veya bunlara bağlı kollardan rızıklananlar.
Kaplıcalardan ve onlara bağlı sektörlerden rızıklananlar.
Güneş enerjisi sisteminde çalışanlar ve rızıklananlar. v.s.
 Bir de bu gibi nimetlerden yararlananlara hizmet sunarak rızıklananlar var (Tıp, eğitim, turizm v.b)
Bu nimetlerden dolayı şükretmeleri gerekmez mi?
Bize rızık kapıları açan Rabbimize  verdiği nimetler sayısınca şükürler olsun.

30 Kasım 2019/ TAVŞANLI

   
 
 

İSRA MUCİZESİNDEN BAHSEDEN AYET OLMASAYDI NELER OLURDU?

İsra suresinde Peygamberimizin bir gece Mekke'den Kudüs'e götürüldüğünden bahseder.
"Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrâ : 1)

Kaynaklarımızda belirtildiğine göre Efendimiz bir gece Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa'ya götürülmüş, Oradan da semaya çıkarılmış, Orada vahiy almış, bazı ilginç olaylara şahit olmuş ve aynı gece Mekke'ye geri dönmüştür.
Miraç gecesi dediğimiz gecede meydana gelen İsra ve Mi'rac olayı hakkında hepimizin az çok bilgisi vardır.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim mevzu ise şu:
 Şayet, Peygamber Efendimiz isra olayını yaşadığı halde bu konuda yukarıdaki ayet-i kerime olmasaydı, Efendimiz bu yaşadıklarını ashabına anlatmış olsaydı  save aybu olay sadece hadis kaynaklarımızda geçseydi neler olurdu?
Mesela bu gün birileri mantık yürüterek şöyle diyebilirlerdi:
"Peygamberimiz sıcak bir mevsimde çölün kaynadığı bir zamanda üstelik de düşmanları peşindeyken,  gizlenerek , zorluklara katlanarak (iki haftada) Mekke'den Medine'ye hicret etmedi mi?
.......
Peygamberimiz Bir gecede Mekke'den Kudüs'e gidip- gelebiliyorsa neden sıkıntılara katlanmak zorunda kalarak hicret etti?
Demek ki bu anlatılan isra olayı uydurma rivayetmiş" diyerek mantık yürütüp hem sapar hem de saptırırlardı değil mi?
Bun konuda ayet olduğundan İsra mucizesini şimdilik inkar etmiyorlar.

Demek istediğim şu: Peygamber efendimizden gelen rivayetleri mantığımızla değerlendirdiğimizde her zaman doğru sonuca ulaşamayabiliriz.

Rabbimiz sapmaktan ve saptırmaktan muhafaza buyursun.

Ali USLU  26 KASIM 2019/ TAVŞANLI

MELEKLERİN DUASINI ALMAK İSTER MİSİNİZ

    Kur'an-ı Kerim'in Mümin süresi 7,8,9. ayetlerinde meleklerin bazı müminlere dua ettikleri haber verilir.
Sizler de meleklerin dualarına muhatap olmak  onların dualarının kapsam alanına girmek ister misiniz.?
    Bahsettiğim ayetler:
"Arş'ı taşıyanlar ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler)." (Mü'min : 7)

"Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin." (Mü'min : 8)

"Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur." (Mü'min : 9)
Ne güzel dualar değil mi? İnşaallah bizler de bu güzel duaların kapsamına girenlerden oluruz. 
Ayetlerden anladığımız kadarıyla bu duaların kapsamına girebilmek için üç özelliğimizin bulunması gerekiyor.
1-Mümin olmak. 2-Hatalarımızdan pişman olup (tövbe edip)Allah Tealaya yönelmek. 3-Rabbimizin yoluna girmek.
 Bizler de  meleklerden öğrendiğimiz bu dualarla müminlere dua edelim. 
Unutmayalım! bizler başkaları için dua ettikçe yanımızda bulunan melekler de aynı duaları bizim için yaparlar.
Ali USLU  16/11/2019 TAVŞANLI
 

DALGALI DENİZLERDE YÜZEBİLİR MİSİNİZ?

DALGALI DENİZLERDE YÜZMEYE ÇALIŞMAK

Yüzme bilmeyen kişiler, boyunu aşan durgun sularda bile boğulabilirler değil mi?
Yüzme bildiği halde iyi yüzücü olmayanlar ise, boyunu aşsa da havuzlarda ve denizlerin kıyıya yakın yerlerinde yüzebilirler. Fakat denizin açıkları onlar için tehlikelidir.
Yüzmesi iyi olanlar ise denizin açıklarında rahatça yüzebilirler Fakat denizde dalga çıkınca onlar için de risk başlamıştır.
Yüksek dalgaların olduğu denizlerde yüzebilmeniz için tecrübeli usta bir yüzücü olmanız gerekir.
Bunları şunun için anlattım. Gençlerden bazen, dini mevzularda öyle şeyler duyuyorum ki hayretler içerisinde kalıyorum.
Tabiri caizse havuzda zar zor yüzecek kadar dini bilgisi olan bazıları ,fırtınalı, dalgalı denizlere dalmışlar. Tabi kafaları allak bullak olmuş, alt yapısı sağlam olmadığından imanı tehlikeye girmiş.
Demem o ki  dini bilgiler noktasında sağlam bir altyapınız yoksa,  internette gördüğünüz her bilgiye dalmayınız. Yoksa manevi anlamda boğulabilirsiniz.
Bir de çocuklarınızın girdiği sitelere dikkat ediniz. Çocuğunuz boğulduktan sonra ah vah etmek fayda vermez.

 Ali USLU /11 Kasım 2019- TAVŞANLI 

BOŞANMAYI DÜŞÜNENLER

Birkaç yıl önce, tanıdığım bir bey, anlaşamadığı gerekçesiyle eşinden boşandı.
Yine tanıdığım bir bayan da aynı gerekçelerle eşinden boşanmıştı. Boşandıktan epey sonra bunlar (yeni işyerlerinde)tanışıyorlar ve evlendiler.

Sonra ne mi oldu?

Evlilikleri sadece üç ay sürebildi.

Diyorum ki;
Boşanmayı düşünenler!
Eğer boşanma düşüncesinin sebebi ahlaki, yüz kızartıcı şeyler değilse veya birlikteliğiniz çekilmez bir hale gelmişse kararlarınızı tekrar bir gözden geçirin.
Belki problemin bir kısmının sebebi sizsinizdir.

Bir de şu ayet-i kerimeyi tefekkür ediniz

"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Tegâbün : 14)

Size düşmanlık  yapanları bile affetmek tavsiye edildiğine göre, sizinki muhtemelen düşmanlıktan daha aşağıda belki de sen-ben meselesidir

ALLAH TEALA'NIN SİZE NE YAPMASINI İSTİYORSUNUZ?

Allah Teala'nın size ne yapmasını  veya  size nasıl davranmasını istiyorsunuz?

  Hepimiz, dünyada mutlu ve huzurlu olmak, başarılı olmak isteriz. Allah Teala'dan işlerimizi kolaylaştırmasını ve işlerimizde bizi muvaffak kılmasını dileriz değil  mi? Aslında beklediğimizi şeylerin gerçekleşmesi biraz da bizim elimizde.
Söylediklerimi daha iyi anlayabilmek için  lütfen aşağıdaki Hadis-i şerifleri ve ayet-i kerimeyi okuyabilirsiniz
      HADİS- ŞERİFLER
“. Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse  Allah Teala da onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”(Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58.)

245-122   Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “... Kim de zor ve dar durumda olan birine kolaylık gösterirse Allah’ta ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir, bir kimse bir müslümanın ayıbını örterse Allah’ta onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul din kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da o kulun yardımındadır....” (Müslim, zikir 38)

 "Yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin. (Tirmizî /Birr 16)
                                         AYET-İ KERİME
"İçinizden yardım sever ve zengin olanlar akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere artık bir şey vermeyeceğiz diye yemin etmesinler. Bağışlasınlar, hoş görsünler; Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir."
 (Nûr : 22)


BU HADİS-İ ŞERİFLERDEN VE AYETTEN ANLADIKLARIMIZI MADDELER HALİNDE YAZALIM
1- Müslümanların ihtiyacını giderenlerin Allah Teala ihtiyaçlarını giderir.
2- Müslümanların sıkıntılarını giderenlerin Allah Teala sıkıntılarını giderir.
3-Müslümanların ayıp ve kusurlarını örtenlerin Allah Teala hem dünyada hem de ahirette ayıp ve kusurlarını örter.
4- Zorda ve darda olan Müslümanlara kolaylık gösterenlere, Allah Teala hem dünyada hem Ahirette kolaylık gösterir.
5- Müslümanlar din kardeşlerinin yardımında oldukça Allah Teala onlara (yardımda bulunanlara) yardım eder.
6- Müslümanlar yer yüzündeki canlılara (insan-hayvan- bitki gibi) merhamet gösterdikçe kendisine merhamet olunur.
7- Nur suresi 22. ayetten anladığımıza göre, insanları bağışlayanları  Allah Teala bağışlar.
       Bir de bu durumların tersini düşünelim Müslümanlara işlerinde zorluk çıkaranlar, merhametsiz olanlar, imkanı olduğu halde din kardeşlerine yardım etmeyenler, insanların kusurlarını araştırıp yayanlar v.b.
Acaba Allah Teala da onlara, onların yaptıkları gibi davranır mı sizce?

Benim acizane bu hadisi şeriflerden çıkardığım genel sonuç şudur:
Allah Teala dünyada, bizlere, bizim çevremize karşı tutum ve davranışlarımıza göre muamelede bulunuyor.







HEM NAMAZ KILIP HEM KÖTÜLÜK YAPILABİLİR Mİ? )

HEM NAMAZ KILIP HEM KÖTÜLÜK YAPILABİLİR Mİ?
" Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."
    (Ankebut süresi 45.ayet)

AYET-İKERİME 2019 TÜRKİYESİ'Nİ Mİ ANLATIYOR YOKSA!!! "

AYET-İKERİME 2019 TÜRKİYESİ'Nİ Mİ ANLATIYOR YOKSA!!!

"...Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır."
 (Meryem : 59)

İKİ AYET-İ KERİME ARASINDA BAĞ KURABİLİRMİYİZ?


İKİ AYET-İ KERİME ARASINDA BAĞ KURABİLİRMİYİZ?

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...” (Tahrîm süresi : 6)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe  süresi: 119)

"DÜRÜST OLDUĞUMDA KAZANAMIYORUM" DİYORSANIZ AYETLERİ DİKKATLİCE OKUYUNUZ.

"DÜRÜST OLDUĞUMDA KAZANAMIYORUM" DİYORSANIZ AYETLERİ DİKKATLİCE OKUYUNUZ.

Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.
 (Ahzâb : 70)
(Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
 (Ahzâb : 71)

İNSAN TOPRAK İLİŞKİSİ

Toprak testinin ağzını ne kadar sağlam kaparsanız kapayın, bir gün içinde olan şeyleri dışarı sızdırır.
İnsan da topraktan yaratıldığına göre...???

MÜNAFIK DEMEK!


MÜNAFIK
Sosyal medyada bazıları, fikirlerini beğenmedikleri kişilere kolaylıkla "münafık" diyebiliyorlar.
Bu dini açıdan çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü;
1-O kişi Allah katında münafık değilse bu çok büyük bir iftira olur
2-O kişi münafık değilse, münafıklık sıfatı söyleyen kişiye döner.
3- O kişi Allah katında münafıksa,  söyleyene hiç bir faydası olmaz. Bundan dolayı sevap kazanmaz.
4- Peygamber efendimiz münafıkların özelliklerini belirttiği halde kimseye şu münafıktır dediğini bilmiyoruz. (Sadece Hz. Huzeyfe'ye (R.Anh) münafıkların listesini bir sır olarak verdiğini biliyoruz. Ki O da bunları açıklamamıştır.)
5- Ehl-i kıble tekfir edilemez.
6- Bu tür sözler İslam toplumunun içine fitne düşürür. Bu hem dini açıdan hem sosyolojik açıdan zararlıdır..
7- Beğenmediğimiz görüşler usul dairesinde eleştirilmelidir.
8-Sırf, bazı insanlar "münafık" dedikleri  için Allah Teala kimseye münafık muamelesi yapmaz.
9-Bu yazıyı yazarak ikaz görevimi yapmaya çalışıyorum.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE-BABANIN TEPKİLERİ...(Eğitim yazıları)

Çocuklar bizim tepkilerimize göre, neye ne kadar önem verdiğimizi tesbit ederler.

Mesela çocuğu, dersten düşük not aldığında telaşlanan ve çareler arayan ebeveynler, Onun ahlaksız bir davranışı karşısında bu kadar telaşlanmıyor, zamanı gelince düzelir diye düşünüyorsa; çocuk iyi not almanın güzel ahlaktan daha önemli olduğunu düşünür ve benimserler.

Çocukları parasını kaybettiğinde buna üzülen ve sıkı sıkı tembihleyen ebeveynler, onların ahlaksız sayılan davranışları karşısında bu kadar üzülmüyor ve telaşlanmıyorsa, çocuklar, paranın ahlaki ilkelerden daha önemli olduğunu düşünür ve bu görüşü benimserler.
Örnekleri çoğaltabiliriz fakat bu kadarı meramımızı anlatmaya kafidir.
16/09/2019- TAVŞANLI

KIRGINLIKLAR DÜŞMANLIĞA DÖNÜŞMEDEN...

Dostlar arasındaki kırgınlıklar tamir edilmezse, zamanla düşmanlığa dönüşebilir.

Özellikle incinen taraftaki yara git gide büyüyüp  tüm bedeni etkisi altına alabilir.
"Müminler ancak kardeştirler öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltiniz..."  Ayet-i Kerimesini iyi idrak etmek lazım.
Bu Ayet-i Kerime, kimlere ne gibi sorumluluklar yüklüyor acaba?

CAMİLERDEKİ ÇOCUK GÜRÜLTÜLERİ.

Camilerimize, masum, günahsız çocuklarımızın gelmeleri oralara ayrı bir güzellik katıyor.
Bizim çocukluğumuzda camiye gelen çocukların kıkırdaşmalarına bazı büyükler aşırı tepki gösterip çocukların camiden soğumalarına sebep olabilirlerdi. Hatta cami avlusunda oynayan çocukları da kovarlardı.
Bu gün böyle aşırı tepkiler yok hamdolsun. Diyanetin ve imamlarımızın da bunda katkısı var. Fakat bir problem var onu da halletmek gerekiyor.
Özellikle yatsı namazlarında (farz kılınırken) üç dört yaşlarındaki küçük çocukların safların boşluğunda bir o başa bir bu başa koşuşturduklarına defalarca şahit oldum. Tabii bu durum namaz kılanların dikkatini dağıtıyor.
Bazen de, safların arkasında bağrışarak koşturmalar oluyor ki, bu da ister istemez namazın huşu'unu engelliyor.
Çocukları camiye alıştıralım derken büyükleri camiden uzaklaştıracağız diye endişe ediyorum.
Çocuklar camiye gelmeli, oranın manevi havasını teneffüs etmelidir. Lakin çocuğa camiyi bir oyun alanı gibi göstermemeliyiz. Oranın bazı kuralları olduğunu öğretmeliyiz. Çocukları mümkünse yanımızdan ayırmamalı, koşmalarına ve bağrışmalarına müsaade etmemeliyiz. Buna rağmen elbette çocuklar bir araya geldiğinde gülüşürler, kıkırdaşırlar. Bunlara da aşırı tepki göstermeden münasip bir lisanla uyarmalıyız.
Çocuklarını namaza getiren bazı babalar/dedeler görüyorum. Önceden öğretilmiş ki ,çocuk babasının veya dedesinin yanından ayrılmıyor. Sessizce sağa sola bakarak anlamaya çalışıyor. Babasının yaptığı hareketleri yapıyor. İşte, çocukların camiye alıştırılması böyle olmalıdır.
Ankara'da ikamet eden bir dostum, Ramazanda çocuk gürültüsünden yatsı ve teravih namazlarını zor kıldığından şikayet etmişti. Muhtemelen bu durumdan muzdarip epey kişi vardır. Onların da hassasiyetlerine saygı duymalıyız.
Bu konuda başta ebeveynler olmak üzere gerekli merciler uyarılarını uygun bir lisanla yaparlarsa durumun düzeleceğine inanıyorum.

15-09-2019.  Ali USLU/ TAVŞANLI

"YEDİSİNDE NE İSE; YETMİŞİNDE DE ODUR." SÖZÜ ÜZERİNE

“YEDİSİNDE NEYSE YETMİŞİNDE DE ODUR” SÖZÜ ÜZERİNE
 Bu söz bir yönüyle doğrudur bir yönüyle yanlıştır.
Önce yanlış tarafından başlayalım.
Eğer kişi hiç değişmeyecekse o takdirde eğitimin hiçbir önemi olmaz.
Halbuki bazı alışkanlıklar, davranışlar eğitimle değişebilir ki gerçekten değişiyor. Mesela yalancı bir kişi eğitimle dürüst bir kişi haline gelebilir. Temizlik kurallarına riayet etmeyen bir kişi eğitimle (mesela çevresinden görerek ki o da bir eğitimdir)  temiz bir kişi haline gelebilir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bir çok davranış ve alışkanlık zamanla değişebilir.
Doğru tarafına gelince:
İnsanın doğuştan getirdiği karakter yapısı vardır ki bunlar kolay kolay değişmez. Mesela küçüklüğünde cesur olan kişi büyüdüğünde de cesurdur. Küçüklüğünde espiriyi seven kişi büyüdüğünde de esprili ve şakacı olur. Çocukluğunda ciddi olan şakadan hoşlanmayan kişiler büyüdüğünde de aynıdırlar. Bazıları konuşmayı sever bazıları çok konuşmaktan hoşlanmaz.
Peki eğitimin bunlara etkisi yokmudur. Vardır elbette. Fakat şu şekilde vardır. Çocukluğunda cesur olan kişileri eğitmez veya kötü şekilde eğitirseniz kabadayı veya mafya gibi kişiler olabilirler.
 İyi yönde eğitirseniz haksızlıklara karşı koyan bu yolda gözünü budaktan sakınmayan bir mücahit olurlar, serdengeçti olurlar.
   Hazret-i Ömer Efendimizden örnek verecek olursak; O Müslüman olmadan önce de cesaretli, gözünü budaktan esirgemeyen sert mizaçlı idi, Müslüman olduktan sonra da aynı özellikleri kendisinde devam etti. Şu farkla ki önceden güç ve cesaretini cahiliyye yolunda harcarken, İslamla şereflendikten sonra bu özelliklerini Allah yolunda kullanmıştır.
Allah Teala Ondan ve diğer sahabe efendilerimizden razı olsun.

"ALİ OSMAN" İSMİ ÜZERİNE

.
“ALİ OSMAN” İSMİ ÜZERİNE
Ali Osman ismi hep dikkatimi çekmiştir.
Halkı Müslüman olan diğer ülkelerde böyle bir isim var mıdır bilmiyorum.
Fakat, Anadolu'da bir çok Ali Osman ismi vardır. Bu ismi çocuklarına veren Anadolu Müslümanları adeta şu mesajı vermişlerdir:
"Bizler Hem ehl-i beyti çok severiz hem de diğer sahabileri çok severiz."
Ne güzel bir barış kültürü. Allah Teala bu güzellikleri bize yaşatan atalarımıza rahmet eylesin. Peygamber Efendimize, ehl-i beytine ve tüm sahabilerine selam olsun.

EĞİTİMLE İLGİLİ GÜZEL BİR YAZI (İKTİBAS)

   Geçenlerde bir sohbet esnasında “Kel Mahmut gibi hafızam var” dedi bir öğretmen arkadaşım. “30 yıl önceki öğrencilerimi bile numaralarıyla hatırlıyorum…”
Sonra saymaya başladı. Doktorlar, öğretmenler, mimarlar, mühendisler, eczacılar, diş hekimleri, başarılı işadamları…
Bunlardan bazılarının üzerinde ne kadar çok emeği olduğundan bahsetti. Haylaz, yaramaz pek çok öğrencisinin şimdi başarılı birer insan olduğunu anlattı.
“Kazandığın öğrencileri iyi hatırlıyorsun” dedim.
“Evet” dedi… “Dedim ya, güçlüdür hafızam…”
“Ben de hatırlıyorum” dedim… “Kaç öğrenciyi kazandığımı, kaç öğrencimin adam olduğunu, kaç öğrencimin elinden tuttuğumu, kaç öğrencimi uçurumun kenarından çekip aldığımı, kaç öğrencimin başarılı olduğunu, kaç öğrencimin beni gururlandırdığını çok iyi hatırlıyorum…”
“Ama” dedim. “Ama ben bir şeyi daha hatırlıyorum…”
“Neyi?” dedi…
“Kaç öğrencimi kaybettiğimi de hatırlıyorum. Kaç öğrencimden vazgeçtiğimi, düşerken elinden tutamadığımı, kaç öğrencimi dinlemediğimi, anlamadığımı, anlayamadığımı, kaç öğrencimin imdat dilenen bakışlarını okuyamadığımı çok iyi hatırlıyorum… Düşerken yetişemediklerimi, düştüklerini anlayamadıklarımı, anlamadıklarımı, yanlış anladıklarımı da hatırlıyorum…”
Sustu… Ben devam ettim…
“Kazandıklarımızla övünmek hadi hakkımız olsun, ancak kaybettiklerimizle dövünmek de görevimiz değil mi?”
Gözlerim buğulandı…
“Ben kaç öğrenciyi kazandığımın değil, kaç öğrenciyi kaybettiğimin hesabını yapıyorum…”
“Kaç öğrenciyi kaybettin?” dedi.
“Sıfır’dan çok” dedim… “Bu yüzden gerçekten çok üzgünüm…”
Westbrook Lisesi'ni Kurtarmak” filmini izlediniz mi? İzlemediyseniz mutlaka izlemelisiniz. Filmde zenci drama öğretmeniyle, okulu kapatmak için görevlendirilen okul müdürü arasındaki konuşma çok etkileyici. Aslında yazıma ilham veren şey de bu konuşma oldu. Zenci drama öğretmeni okul müdürüne şöyle diyor filmde:
Öğrencilerden birinin okulu bıraktığını biliyor musunuz? 16 yaşında ve eğitimini bitiriyor. Tehlikeli bir yola giriyor, ben bunu hissedebiliyorum. Onu kurtarmak için her şeyi yapıyorum ama kaybedilmiş bir savaşın içindeyim… Nasıl hissettirdiğini biliyor musunuz? Ben kaç öğrenci kurtarmış olsam da kaybettiklerimi hatırlıyorum…
Kazandığımız pek çok öğrenci oldu. Bundan sonra da pek çok öğrenciyi kazanacağız… Gayretimizle, fedakârlıklarımızla pek çok öğrenciyi kurtaracağız.
Kurtardığımız öğrencileri hatırlamak hakkımız…
Kurtardığımız öğrencileri hatırlayarak mutlu olmak da…
Ancak…
Asıl kaybettiklerimizi hatırlamalıyız…
Hatırlamalıyız ki, bundan sonra kaybettiğimiz, kaybedeceğimiz bir tek öğrenci olmasın…
Bu yüzden…
Sorunlu öğrenciyi “umutsuz vaka” olarak görmek ve onu eğitim sisteminin dışına itmeye çalışmak yanlış ve asıl sorunlu olan vaka bu düşünce sistemi…
Yapmamız gereken şey, öğrenciyi sınıfımızdan, okulumuzdan atmak ya da ilgi alanımızın dışına itmek değil…
Asıl yapmamız gereken, bizi sorunlu öğrencilerden vazgeçmeye yönelten düşüncelerden kurtulmak için mücadele etmektir.
Bunu yaparsak…
Yani hiçbir öğrencimizden vazgeçmezsek…
Kazandıklarımızla övünmekten çok, kaybettiklerimiz için dövünürsek…
Ve kaç öğrenciyi kaybettiğimizi hatırlarsak…
Hem iyi bir insan, hem iyi bir öğretmen oluruz…
Ali ÇAM Eğitimci Yazar

MANŞET!

DÜNYANIN EN ZOR UĞRAŞISI

Dervişe dediler ki: -Size göre dünyanın en zor uğraşısı nedir? Derviş, hiç düşünmeden "İnsanlarla uğraşmaktır" dedi ve devam...