CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere  gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? Müşterilerinin ekserisi genç ve bunların büyük çoğunluğu öğrenci değil mi?
  Bu öğrencilerin kimisinin ailesi üst düzey gelire sahiptir. Kimisinin ekonomik durumu normaldir, ama kimisinin ekonomik durumu zayıftır.

  Bu ekonomik durumu zayıf aileler muhtemelen çocukları mağdur olmasınlar diye kendi zorunlu ihtiyaçlarından kısarak çocuklarına gönderiyorlar veya ek işler yaparak günlük çalışma saatlerini 15 saate çıkarıyorlardır.
 Aileler bu kadar fedakarlık yaparken. çocukları onların iyi niyetlerini kötüye kullanıyorlar.
Onların bir kısmının babası kahvehanede birkaç kişiye çay ısmarlamak zorunda kalmamak için bardağı bir lira olan kahvehaneye gidemezken çocukları üç-beş liraya rahat rahat çay içebilmektedirler.
    İş bu kadarla kalsa iyi de, bu tür harcamalara alışan çocuklar ileride iyi bir işi olmazsa kazandıkları kendilerine yetmemekte, aile kurduklarında "idareli kullanmayı" bilmediklerinden ekonomik zorluklara maruz kalıp neticede iş yuvaların dağılmasına kadar gidebilmektedir.

Bu durum sadece ekonomik durumu zayıf aile çocuklarıyla sınırlı değildir. Orta gelir seviyesindeki ailelerin çocukları da aileler desteklerini çektiklerinde aynı olumsuzluklarla karşılaşabilmektedirler.

YASİN SURESİNDEKİ BİR AYETİ OKURKEN HİSSETTİKLERİM.



   On yıl kadar önceydi.Yasin suresini okurken, o zamana kadar hiç düşünmediğim bir durumla karşılaştım.
5. sayfadaki "vemtezü'l yevme eyyühe'l mücrimun.
"Ve "Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!" . (Yâsîn : 59)
Ayetini okurken bir an durdum. Mahşer günü bütün insanların dirilip toplandıklarını hayal ettim.
Uçsuz bucaksız insan doluydu  her yer, fakat çıt çıkmıyordu.
Amel defterleri verilmiş, herkes  kendisinin durumlarını görmüşlerdi.

   Bekleşirlerken  yukarıdaki hitap geliyor ve bütün insanlar bu hitabı duyuyor.

"Ey mücrimler! (suçlular, günahkarlar) Siz şöyle bir ayrılın bakayım..."

Bir hareketlilik başlıyor. Gösterilen tarafa gidenlerin yüzünden düşen bin parça... Kendilerine lanet ediyorlar. Dünyada yaptıklarına bin pişman oluyorlar. Kendini ayartanlara kızıyorlar...
Bir an için onların arasında hissettim kendimi. Aman Allah'ım...  ne büyük bir felaket.
Dönüşü ve telafisi olmayan bir yola gidiliyor. Çünkü suçluların oradan gidecekleri yerler belli.

Gözlerim yaşardı. Oraya gitmemek, diğer tarafta kalmak için neleri feda etmezdim ki.

Sonra birden kendime geldim. Dünyada olduğuma sevindim, şükrettim.
Sonra şu mealde dualar ettim.
Allah'ım! o gün o mücrimlerin arasında bulunmaktan sana sığınırım.
Onların oraya gitmelerine sebep olan şeyleri yapmaktan sana sığınırım.
Bizleri  hakiki manada iman eden ve her zaman sana itaat eden iyilerden eyle. İyilerle beraber ruhumuzu kabz eyle. İyilerle beraber. haşr eyle.

O günden bu yana bilinçli olarak ne zaman bu ayeti okusam ürperirim.
Rabbim bizleri o hitaba muhatap olmaktan muhafaza eylesin.
Ali USLU -7 ARALIK / TAVŞANLI

FAKİRLİĞİNİZDEN UTANDIĞINIZ OLDU MU?


Fakir oluşunuzdan dolayı utandığınız oldu mu hiç?
Benim oldu...

 Aslında fakirliğimden değil de fakirliğimin ilan edilmesinden utanmıştım.

 Köyden okumak için ilçeye gelmiş bir öğrenciydim. Gittiğim okulun orta okul ve lisesi aynı binadaydı. Ortaokul 3. sınıfta (sekizinci sınıf) öğrenim gördüğüm yıl,(muhtemelen giysilerimin yıpranmışlığından olsa gerek) bir gün beni sınıftan idareye çağırdılar. Gittiğimde  yaklaşık otuz öğrencinin daha olduğunu gördüm.
Bir öğretmen eşliğinde bizi terzi dükkanına götürdüler. Ölçülerimiz alındı ve gönderildik.
Bir müddet sonra yine çağıp, pantolon ve ceketten oluşan  elbiselerimizi bizlere teslim ettiler. (Ceket farklı, pantolon farklı Sümerbank kumaşındandı)Tabi ki çok sevindim.
Ertesi gün, yeni elbisemi giyerek okuluma gittim. Okula gittiğimde yaklaşık otuz kişinin aynı renk elbiseyi giydiğini fark ettim
O zamanlar okul kıyafeti olarak, ceket, pantolon, gömlek ve kravat zorunlu idi fakat renkleri, desenleri serbest idi. Dolayısıyle herkesin farklı, farklı elbisesi varken otuz kişinin aynıydı ve bu çok dikkat çekiyordu.(Veya bana öyle gelmişti.)

Daha açık bir deyişle elbiselerimiz adeta "Biz fakiriz! Bize bundan dolayı yardım yapıldı" diye bağırıyordu. İşte o gün çok mahcup olmuştum.
Eve vardığımda  tekrar önceki giysilerimi giydim. O yıl bir daha verilen elbiseyi  okulda hiç giyemedim.
Ta ki, liseyi Kütahya'da okuduğum için ertesi yıl giyebildim.(O zaman da ceketin kolları biraz kısa gelmişti)
 Bu olayın bendeki etkisi ne kadar büyük olmuş ki, daha sonraki elbiselerimin pek azının rengini/desenini hatırlarken  o utandığım elbisenin her şeyini hala hatırlarım.
Yine bu olayın etkisiyle olsa gerek, ne zaman yoksullara açıktan yardım yapıldığını görsem içim acır, kendimi kötü hissederim.

Bu olayı hatırlayıp yazmama şu durum sebep oldu.
İki hafta kadar önce bir vesile ile Ressam Abdullah Taktak orta okuluna gitmiştim.
Okul Müdürü Sayın Abdullah Öztürk Beyin odasında sohbet ederken, konu öğrencilere yapılan yardımlara geldi.
Geçen Ramazan ayında, bazı hayırseverlerin, fakir öğrencilere verilmek üzere para ve erzak yardımında bulunduklarını, bu yardımları, bazı gönüllü idareci ve öğretmenlerle akşamdan sonra öğrencilerin evlerine arabalarıyla bıraktıklarını anlattı.
Çok duygulandım ve bu duyarlı davranıştan dolayı kendilerini tebrik ettim.

Rabbimiz yoksullara yardım etmeyi emir ve tavsiye eder fakat, bunu onların onurlarını kırmadan yapılmasını da belirtir.
"Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü incitmeyen kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir." (Bakara : 262)
Ayrıca Peygamber Efendimiz, yardım yaparken  adeta sağ elin verdiğini sol eli görmeyecek biçimde davrananları müjdelemiştir.
Yardım yaparken veya yapılan yardımlara aracılık yaparken onların incinmesine sebep olacak tutum davranışlardan kaçınalım.
   Ali USLU- 4 ARALIK / 2019

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN BİR ÖĞRENCİMDEN ÖĞRENDİKLERİM.

Sizlere, öğrencilere bakış açımda önemli değişimlere sebep olan bir olaydan bahsetmek istiyorum.

28 Şubatçıların bizi İHL den sürgün etmeleri sebebiyle ilk öğretim okullarında çalışmaya başlamıştım.
Okulun birisinde defalarca şahit olup etkilendiğim bir durum beni uzun uzun düşünmeye sevk etmişti..

4. sınıfta dersine de girdiğim sakin biraz çelimsiz bir öğrencim vardı. Sınıf öğretmeninin anlattığına göre çocuk, bebekliğinde ateşli bir hastalık geçirmiş. Muhtemelen hastalığın etkisiyle çocuğun zeka düzeyi arkadaşlarına göre biraz düşüktü, dersleri anlamada güçlük çekerdi.
Bu tür öğrenciler genelde öğretmenlerin pek de önemsemediği kişilerdir.

İşte bu öğrenciyi, babası elinden tutar çantasını da kendisi taşıyarak okula getirir. öğrenciler sıraya geçinceye kadar beklerdi. Zil çalıp öğrenciler sıraya geçmeye başlayınca çantayı çocuğunun sırtına takar, eğilip şefkatle yanaklarından öper, çocuk sırasına geçince de ayrılırdı. Bu durum her gün bu şekilde devam ederdi.
Bu babanın oğluna karşı davranışları hep dikkatimi çekerdi. Bir gün onları seyrederken zihnimde şimşekler çaktı.
Kendi kendime dedim ki:
-Bak Ali! Bu öğretmenlerin pek de önemsemediği, derslerde varlığıyla yokluğu belli olmayan çocuk var ya... bu babaya göre Dünyanın en değerli çocuğu O.

Buradaki öğretmenlerin gözdesi olan en çalışkan çocukların hepsini bir tarafa koysak bu baba yine kendi çocuğunu tercih edecektir.

Yani bütün çocuklar kendi anne-babalarının yanında en değerlidir. O halde sen de onlara bunu dikkate alarak davranmalısın.

 

DENİZLERLE İLGİLİ BİR AYET VE DÜŞÜNDÜKLERİM...

    Kuran-ı Kerimdeki denizlerden bahseden ayeti okuduğumda üzerinde biraz tefekkür ettim. Çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşmak istedim.
"O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) onun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir."   (Nahl : 14)
    Bu ayet ile ilgili düşündüklerim:
1-Rabbimiz denizlerde, küçüklü- büyüklü milyonlarca ton balık var etmiştir.
 Bunların yetişmesinde (kafes balıkçılığı hariç) insanların hiç bir emeği yoktur.
 İnsanların önemli bir besin kaynağı olan bu balıklar insanlığın istifadesine sunulmuştur.
İnsanların bir kısmı bu balıkları avlayarak, bir kısmı avlanan balıkların nakliyatını yaparak, bir kısmı onun perakende satışını yaparak, bir kısmı balık lokantalarında pişirerek, bir kısmı değişik balık ürünleri imal ederek rızıklarını kazanırlar.
Milyonlarca insan da bu balıkları satın alarak açlıklarını giderirler. Fakat ödenen ücret o balıkları yetiştiren(Allah C:C)a değildir. O bize hediye etmiştir. Bizler tabiri caizse hediye edilen bir eşyanın kargo ücretini öder gibi ödeme yaparız.

2-Bu denizlerden yine insanların hiç bir emeği olmadan yetişen inci mercan gibi süs eşyaları çıkarılır. Bunları çıkaranlar, ürünleri süs eşyası/takı haline getirenler, onları satanlar da bu nimet sayesinde rızıklanırlar.
3-Gemiler, (tekneler, deniz araçları vs.) hem balık avında kullanılır, hem süs eşyalarını çıkarmada kullanılır hem de nakliyat aracı olarak kullanılır. Öyle ki binlerce tonluk yükler tek bir gemide taşınabilmektedir.
 Ekonomik olarak düşündüğümüzde bazı kimseler gemi sanayiinde çalışarak (Mühendis, usta, işçi vs), bazıları gemilerde hizmet ederek, bazıları da deniz yoluyla ticaret yaparak rızıklarını kazanmaktadırlar.
Gemilerin hareket etmesine sebep olan denizleri meydana getiren ve orada gemilerin yüzmesi için suyun kaldırma kuvvetini var eden Allah Teala'dır.
Rabbimiz yukarıda saydığımız lütuflarına karşılık bizden şükür beklemektedir. Nimetler karşısında insanın durumu ya şükretmesi ya da nankörlük etmesidir.

Bu ayetten yola çıkarak şöyle de düşünebiliriz.
Bir çok sahada Rabbimizin bizlere rızık kapıları vardır.
Mesela; Diyelim ki hayvancılıkla uğraşıyoruz.
 Sabahleyin hayvanlarımızı meraya çıkarır Allah Teala'nın var ettiği otlarla hayvanlarımızı besleriz. Yine Onun var ettiği suyla onları sularız. Akşam dönerken bütün bunları karşılıksız veren Rabbimize şükretmezsek olur mu?

Yine hayvancılığın bağlı olduğu diğer iş kollarında  (dericilik, et ürünleri, süt ürünleri gibi)çalışanlar da bu sebeple rızıklanmaktadırlar. 

Bu misalleri çoğaltabiliriz.
 Mesela; ormanlar ve orman ürünlerinden  rızıklananlar.
Madenler ve madenciliğin yan kollarından rızıklananlar.
Petrol ve doğal gaz sektöründen veya bunlara bağlı kollardan rızıklananlar.
Kaplıcalardan ve onlara bağlı sektörlerden rızıklananlar.
Güneş enerjisi sisteminde çalışanlar ve rızıklananlar. v.s.
 Bir de bu gibi nimetlerden yararlananlara hizmet sunarak rızıklananlar var (Tıp, eğitim, turizm v.b)
Bu nimetlerden dolayı şükretmeleri gerekmez mi?
Bize rızık kapıları açan Rabbimize  verdiği nimetler sayısınca şükürler olsun.

30 Kasım 2019/ TAVŞANLI

   
 
 

İSRA MUCİZESİNDEN BAHSEDEN AYET OLMASAYDI NELER OLURDU?

İsra suresinde Peygamberimizin bir gece Mekke'den Kudüs'e götürüldüğünden bahseder.
"Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrâ : 1)

Kaynaklarımızda belirtildiğine göre Efendimiz bir gece Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa'ya götürülmüş, Oradan da semaya çıkarılmış, Orada vahiy almış, bazı ilginç olaylara şahit olmuş ve aynı gece Mekke'ye geri dönmüştür.
Miraç gecesi dediğimiz gecede meydana gelen İsra ve Mi'rac olayı hakkında hepimizin az çok bilgisi vardır.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim mevzu ise şu:
 Şayet, Peygamber Efendimiz isra olayını yaşadığı halde bu konuda yukarıdaki ayet-i kerime olmasaydı, Efendimiz bu yaşadıklarını ashabına anlatmış olsaydı  save aybu olay sadece hadis kaynaklarımızda geçseydi neler olurdu?
Mesela bu gün birileri mantık yürüterek şöyle diyebilirlerdi:
"Peygamberimiz sıcak bir mevsimde çölün kaynadığı bir zamanda üstelik de düşmanları peşindeyken,  gizlenerek , zorluklara katlanarak (iki haftada) Mekke'den Medine'ye hicret etmedi mi?
.......
Peygamberimiz Bir gecede Mekke'den Kudüs'e gidip- gelebiliyorsa neden sıkıntılara katlanmak zorunda kalarak hicret etti?
Demek ki bu anlatılan isra olayı uydurma rivayetmiş" diyerek mantık yürütüp hem sapar hem de saptırırlardı değil mi?
Bun konuda ayet olduğundan İsra mucizesini şimdilik inkar etmiyorlar.

Demek istediğim şu: Peygamber efendimizden gelen rivayetleri mantığımızla değerlendirdiğimizde her zaman doğru sonuca ulaşamayabiliriz.

Rabbimiz sapmaktan ve saptırmaktan muhafaza buyursun.

Ali USLU  26 KASIM 2019/ TAVŞANLI

MELEKLERİN DUASINI ALMAK İSTER MİSİNİZ

    Kur'an-ı Kerim'in Mümin süresi 7,8,9. ayetlerinde meleklerin bazı müminlere dua ettikleri haber verilir.
Sizler de meleklerin dualarına muhatap olmak  onların dualarının kapsam alanına girmek ister misiniz.?
    Bahsettiğim ayetler:
"Arş'ı taşıyanlar ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler)." (Mü'min : 7)

"Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin." (Mü'min : 8)

"Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur." (Mü'min : 9)
Ne güzel dualar değil mi? İnşaallah bizler de bu güzel duaların kapsamına girenlerden oluruz. 
Ayetlerden anladığımız kadarıyla bu duaların kapsamına girebilmek için üç özelliğimizin bulunması gerekiyor.
1-Mümin olmak. 2-Hatalarımızdan pişman olup (tövbe edip)Allah Tealaya yönelmek. 3-Rabbimizin yoluna girmek.
 Bizler de  meleklerden öğrendiğimiz bu dualarla müminlere dua edelim. 
Unutmayalım! bizler başkaları için dua ettikçe yanımızda bulunan melekler de aynı duaları bizim için yaparlar.
Ali USLU  16/11/2019 TAVŞANLI
 

DALGALI DENİZLERDE YÜZEBİLİR MİSİNİZ?

DALGALI DENİZLERDE YÜZMEYE ÇALIŞMAK

Yüzme bilmeyen kişiler, boyunu aşan durgun sularda bile boğulabilirler değil mi?
Yüzme bildiği halde iyi yüzücü olmayanlar ise, boyunu aşsa da havuzlarda ve kıyıya yakın denizlerde yüzebilirler. Fakat denizin açıkları onlar için tehlikelidir.
Yüzmesi iyi olanlar ise denizin açıklarında rahatça yüzebilirler Fakat denizde dalga çıkınca onlar için de risk başlamıştır.
Yüksek dalgaların olduğu denizlerde yüzebilmeniz için tecrübeli usta bir yüzücü olmanız gerekir.
Bunları şunun için anlattım. Gençlerden bazen öyle şeyler duyuyorum ki dini mevzularda, hayretler içerisinde kalıyorum.
Tabiri caizse havuzda zar zor yüzecek kadar dini bilgisi olan bazıları ,fırtınalı, dalgalı denizlere dalmışlar. Tabi kafaları allak bullak olmuş, karışmış, alt yapısı sağlam olmadığından imanı tehlikeye girmiş.
Demem o ki  dini bilgiler noktasında sağlam bir altyapınız yoksa  internette gördüğünüz her bilgiye atlamayınız. Yoksa manevi anlamda boğulabilirsiniz.
Bir de çocuklarınızın girdiği sitelere dikkat ediniz. Çocuğunuz boğulduktan sonra ah vah etmek fayda vermez.
 Ali USLU /11 Kasım 2019- TAVŞANLI

BOŞANMAYI DÜŞÜNENLER

Birkaç yıl önce, tanıdığım bir bey, anlaşamadığı gerekçesiyle eşinden boşandı.
Yine tanıdığım bir bayan da aynı gerekçelerle eşinden boşanmıştı. Boşandıktan epey sonra bunlar (yeni işyerlerinde)tanışıyorlar ve evlendiler.

Sonra ne mi oldu?

Evlilikleri sadece üç ay sürebildi.

Diyorum ki;
Boşanmayı düşünenler!
Eğer boşanma düşüncesinin sebebi ahlaki, yüz kızartıcı şeyler değilse veya birlikteliğiniz çekilmez bir hale gelmişse kararlarınızı tekrar bir gözden geçirin.
Belki problemin bir kısmının sebebi sizsinizdir.

Bir de şu ayet-i kerimeyi tefekkür ediniz

"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Tegâbün : 14)

Size düşmanlık  yapanları bile affetmek tavsiye edildiğine göre, sizinki muhtemelen düşmanlıktan daha aşağıda belki de sen-ben meselesidir

ALLAH TEALA'NIN SİZE NE YAPMASINI İSTİYORSUNUZ?

Allah Teala'nın size ne yapmasını  veya  size nasıl davranmasını istiyorsunuz?

  Hepimiz, dünyada mutlu ve huzurlu olmak, başarılı olmak isteriz. Allah Teala'dan işlerimizi kolaylaştırmasını ve işlerimizde bizi muvaffak kılmasını dileriz değil  mi? Aslında beklediğimizi şeylerin gerçekleşmesi biraz da bizim elimizde.
Söylediklerimi daha iyi anlayabilmek için  lütfen aşağıdaki Hadis-i şerifleri ve ayet-i kerimeyi okuyabilirsiniz
      HADİS- ŞERİFLER
“. Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse  Allah Teala da onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”(Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58.)

245-122   Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “... Kim de zor ve dar durumda olan birine kolaylık gösterirse Allah’ta ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir, bir kimse bir müslümanın ayıbını örterse Allah’ta onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul din kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da o kulun yardımındadır....” (Müslim, zikir 38)

 "Yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin. (Tirmizî /Birr 16)
                                         AYET-İ KERİME
"İçinizden yardım sever ve zengin olanlar akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere artık bir şey vermeyeceğiz diye yemin etmesinler. Bağışlasınlar, hoş görsünler; Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir."
 (Nûr : 22)


BU HADİS-İ ŞERİFLERDEN VE AYETTEN ANLADIKLARIMIZI MADDELER HALİNDE YAZALIM
1- Müslümanların ihtiyacını giderenlerin Allah Teala ihtiyaçlarını giderir.
2- Müslümanların sıkıntılarını giderenlerin Allah Teala sıkıntılarını giderir.
3-Müslümanların ayıp ve kusurlarını örtenlerin Allah Teala hem dünyada hem de ahirette ayıp ve kusurlarını örter.
4- Zorda ve darda olan Müslümanlara kolaylık gösterenlere, Allah Teala hem dünyada hem Ahirette kolaylık gösterir.
5- Müslümanlar din kardeşlerinin yardımında oldukça Allah Teala onlara (yardımda bulunanlara) yardım eder.
6- Müslümanlar yer yüzündeki canlılara (insan-hayvan- bitki gibi) merhamet gösterdikçe kendisine merhamet olunur.
7- Nur suresi 22. ayetten anladığımıza göre, insanları bağışlayanları  Allah Teala bağışlar.
       Bir de bu durumların tersini düşünelim Müslümanlara işlerinde zorluk çıkaranlar, merhametsiz olanlar, imkanı olduğu halde din kardeşlerine yardım etmeyenler, insanların kusurlarını araştırıp yayanlar v.b.
Acaba Allah Teala da onlara, onların yaptıkları gibi davranır mı sizce?

Benim acizane bu hadisi şeriflerden çıkardığım genel sonuç şudur:
Allah Teala dünyada, bizlere, bizim çevremize karşı tutum ve davranışlarımıza göre muamelede bulunuyor.







HEM NAMAZ KILIP HEM KÖTÜLÜK YAPILABİLİR Mİ? )

HEM NAMAZ KILIP HEM KÖTÜLÜK YAPILABİLİR Mİ?
" Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."
    (Ankebut süresi 45.ayet)

AYET-İKERİME 2019 TÜRKİYESİ'Nİ Mİ ANLATIYOR YOKSA!!! "

AYET-İKERİME 2019 TÜRKİYESİ'Nİ Mİ ANLATIYOR YOKSA!!!

"...Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır."
 (Meryem : 59)

İKİ AYET-İ KERİME ARASINDA BAĞ KURABİLİRMİYİZ?


İKİ AYET-İ KERİME ARASINDA BAĞ KURABİLİRMİYİZ?

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...” (Tahrîm süresi : 6)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe  süresi: 119)

"DÜRÜST OLDUĞUMDA KAZANAMIYORUM" DİYORSANIZ AYETLERİ DİKKATLİCE OKUYUNUZ.

"DÜRÜST OLDUĞUMDA KAZANAMIYORUM" DİYORSANIZ AYETLERİ DİKKATLİCE OKUYUNUZ.

Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.
 (Ahzâb : 70)
(Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
 (Ahzâb : 71)

İNSAN TOPRAK İLİŞKİSİ

Toprak testinin ağzını ne kadar sağlam kaparsanız kapayın, bir gün içinde olan şeyleri dışarı sızdırır.
İnsan da topraktan yaratıldığına göre...???

MÜNAFIK DEMEK!


MÜNAFIK
Sosyal medyada bazıları, fikirlerini beğenmedikleri kişilere kolaylıkla "münafık" diyebiliyorlar.
Bu dini açıdan çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü;
1-O kişi Allah katında münafık değilse bu çok büyük bir iftira olur
2-O kişi münafık değilse, münafıklık sıfatı söyleyen kişiye döner.
3- O kişi Allah katında münafıksa,  söyleyene hiç bir faydası olmaz. Bundan dolayı sevap kazanmaz.
4- Peygamber efendimiz münafıkların özelliklerini belirttiği halde kimseye şu münafıktır dediğini bilmiyoruz. (Sadece Hz. Huzeyfe'ye (R.Anh) münafıkların listesini bir sır olarak verdiğini biliyoruz. Ki O da bunları açıklamamıştır.)
5- Ehl-i kıble tekfir edilemez.
6- Bu tür sözler İslam toplumunun içine fitne düşürür. Bu hem dini açıdan hem sosyolojik açıdan zararlıdır..
7- Beğenmediğimiz görüşler usul dairesinde eleştirilmelidir.
8-Sırf, bazı insanlar "münafık" dedikleri  için Allah Teala kimseye münafık muamelesi yapmaz.
9-Bu yazıyı yazarak ikaz görevimi yapmaya çalışıyorum.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE-BABANIN TEPKİLERİ...(Eğitim yazıları)

Çocuklar bizim tepkilerimize göre, neye ne kadar önem verdiğimizi tesbit ederler.

Mesela çocuğu, dersten düşük not aldığında telaşlanan ve çareler arayan ebeveynler, Onun ahlaksız bir davranışı karşısında bu kadar telaşlanmıyor, zamanı gelince düzelir diye düşünüyorsa; çocuk iyi not almanın güzel ahlaktan daha önemli olduğunu düşünür ve benimserler.

Çocukları parasını kaybettiğinde buna üzülen ve sıkı sıkı tembihleyen ebeveynler, onların ahlaksız sayılan davranışları karşısında bu kadar üzülmüyor ve telaşlanmıyorsa, çocuklar, paranın ahlaki ilkelerden daha önemli olduğunu düşünür ve bu görüşü benimserler.
Örnekleri çoğaltabiliriz fakat bu kadarı meramımızı anlatmaya kafidir.
16/09/2019- TAVŞANLI

KIRGINLIKLAR DÜŞMANLIĞA DÖNÜŞMEDEN...

Dostlar arasındaki kırgınlıklar tamir edilmezse, zamanla düşmanlığa dönüşebilir.

Özellikle incinen taraftaki yara git gide büyüyüp  tüm bedeni etkisi altına alabilir.
"Müminler ancak kardeştirler öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltiniz..."  Ayet-i Kerimesini iyi idrak etmek lazım.
Bu Ayet-i Kerime, kimlere ne gibi sorumluluklar yüklüyor acaba?

CAMİLERDEKİ ÇOCUK GÜRÜLTÜLERİ.

Camilerimize, masum, günahsız çocuklarımızın gelmeleri oralara ayrı bir güzellik katıyor.
Bizim çocukluğumuzda camiye gelen çocukların kıkırdaşmalarına bazı büyükler aşırı tepki gösterip çocukların camiden soğumalarına sebep olabilirlerdi. Hatta cami avlusunda oynayan çocukları da kovarlardı.
Bu gün böyle aşırı tepkiler yok hamdolsun. Diyanetin ve imamlarımızın da bunda katkısı var. Fakat bir problem var onu da halletmek gerekiyor.
Özellikle yatsı namazlarında (farz kılınırken) üç dört yaşlarındaki küçük çocukların safların boşluğunda bir o başa bir bu başa koşuşturduklarına defalarca şahit oldum. Tabii bu durum namaz kılanların dikkatini dağıtıyor.
Bazen de, safların arkasında bağrışarak koşturmalar oluyor ki, bu da ister istemez namazın huşu'unu engelliyor.
Çocukları camiye alıştıralım derken büyükleri camiden uzaklaştıracağız diye endişe ediyorum.
Çocuklar camiye gelmeli, oranın manevi havasını teneffüs etmelidir. Lakin çocuğa camiyi bir oyun alanı gibi göstermemeliyiz. Oranın bazı kuralları olduğunu öğretmeliyiz. Çocukları mümkünse yanımızdan ayırmamalı, koşmalarına ve bağrışmalarına müsaade etmemeliyiz. Buna rağmen elbette çocuklar bir araya geldiğinde gülüşürler, kıkırdaşırlar. Bunlara da aşırı tepki göstermeden münasip bir lisanla uyarmalıyız.
Çocuklarını namaza getiren bazı babalar/dedeler görüyorum. Önceden öğretilmiş ki ,çocuk babasının veya dedesinin yanından ayrılmıyor. Sessizce sağa sola bakarak anlamaya çalışıyor. Babasının yaptığı hareketleri yapıyor. İşte, çocukların camiye alıştırılması böyle olmalıdır.
Ankara'da ikamet eden bir dostum, Ramazanda çocuk gürültüsünden yatsı ve teravih namazlarını zor kıldığından şikayet etmişti. Muhtemelen bu durumdan muzdarip epey kişi vardır. Onların da hassasiyetlerine saygı duymalıyız.
Bu konuda başta ebeveynler olmak üzere gerekli merciler uyarılarını uygun bir lisanla yaparlarsa durumun düzeleceğine inanıyorum.

15-09-2019.  Ali USLU/ TAVŞANLI

"ALİ OSMAN" İSMİ ÜZERİNE

.
“ALİ OSMAN” İSMİ ÜZERİNE
Ali Osman ismi hep dikkatimi çekmiştir.
Halkı Müslüman olan diğer ülkelerde böyle bir isim var mıdır bilmiyorum.
Fakat, Anadolu'da bir çok Ali Osman ismi vardır. Bu ismi çocuklarına veren Anadolu Müslümanları adeta şu mesajı vermişlerdir:
"Bizler Hem ehl-i beyti çok severiz hem de diğer sahabileri çok severiz."
Ne güzel bir barış kültürü. Allah Teala bu güzellikleri bize yaşatan atalarımıza rahmet eylesin. Peygamber Efendimize, ehl-i beytine ve tüm sahabilerine selam olsun.

EĞİTİMLE İLGİLİ GÜZEL BİR YAZI (İKTİBAS)

   Geçenlerde bir sohbet esnasında “Kel Mahmut gibi hafızam var” dedi bir öğretmen arkadaşım. “30 yıl önceki öğrencilerimi bile numaralarıyla hatırlıyorum…”
Sonra saymaya başladı. Doktorlar, öğretmenler, mimarlar, mühendisler, eczacılar, diş hekimleri, başarılı işadamları…
Bunlardan bazılarının üzerinde ne kadar çok emeği olduğundan bahsetti. Haylaz, yaramaz pek çok öğrencisinin şimdi başarılı birer insan olduğunu anlattı.
“Kazandığın öğrencileri iyi hatırlıyorsun” dedim.
“Evet” dedi… “Dedim ya, güçlüdür hafızam…”
“Ben de hatırlıyorum” dedim… “Kaç öğrenciyi kazandığımı, kaç öğrencimin adam olduğunu, kaç öğrencimin elinden tuttuğumu, kaç öğrencimi uçurumun kenarından çekip aldığımı, kaç öğrencimin başarılı olduğunu, kaç öğrencimin beni gururlandırdığını çok iyi hatırlıyorum…”
“Ama” dedim. “Ama ben bir şeyi daha hatırlıyorum…”
“Neyi?” dedi…
“Kaç öğrencimi kaybettiğimi de hatırlıyorum. Kaç öğrencimden vazgeçtiğimi, düşerken elinden tutamadığımı, kaç öğrencimi dinlemediğimi, anlamadığımı, anlayamadığımı, kaç öğrencimin imdat dilenen bakışlarını okuyamadığımı çok iyi hatırlıyorum… Düşerken yetişemediklerimi, düştüklerini anlayamadıklarımı, anlamadıklarımı, yanlış anladıklarımı da hatırlıyorum…”
Sustu… Ben devam ettim…
“Kazandıklarımızla övünmek hadi hakkımız olsun, ancak kaybettiklerimizle dövünmek de görevimiz değil mi?”
Gözlerim buğulandı…
“Ben kaç öğrenciyi kazandığımın değil, kaç öğrenciyi kaybettiğimin hesabını yapıyorum…”
“Kaç öğrenciyi kaybettin?” dedi.
“Sıfır’dan çok” dedim… “Bu yüzden gerçekten çok üzgünüm…”
Westbrook Lisesi'ni Kurtarmak” filmini izlediniz mi? İzlemediyseniz mutlaka izlemelisiniz. Filmde zenci drama öğretmeniyle, okulu kapatmak için görevlendirilen okul müdürü arasındaki konuşma çok etkileyici. Aslında yazıma ilham veren şey de bu konuşma oldu. Zenci drama öğretmeni okul müdürüne şöyle diyor filmde:
Öğrencilerden birinin okulu bıraktığını biliyor musunuz? 16 yaşında ve eğitimini bitiriyor. Tehlikeli bir yola giriyor, ben bunu hissedebiliyorum. Onu kurtarmak için her şeyi yapıyorum ama kaybedilmiş bir savaşın içindeyim… Nasıl hissettirdiğini biliyor musunuz? Ben kaç öğrenci kurtarmış olsam da kaybettiklerimi hatırlıyorum…
Kazandığımız pek çok öğrenci oldu. Bundan sonra da pek çok öğrenciyi kazanacağız… Gayretimizle, fedakârlıklarımızla pek çok öğrenciyi kurtaracağız.
Kurtardığımız öğrencileri hatırlamak hakkımız…
Kurtardığımız öğrencileri hatırlayarak mutlu olmak da…
Ancak…
Asıl kaybettiklerimizi hatırlamalıyız…
Hatırlamalıyız ki, bundan sonra kaybettiğimiz, kaybedeceğimiz bir tek öğrenci olmasın…
Bu yüzden…
Sorunlu öğrenciyi “umutsuz vaka” olarak görmek ve onu eğitim sisteminin dışına itmeye çalışmak yanlış ve asıl sorunlu olan vaka bu düşünce sistemi…
Yapmamız gereken şey, öğrenciyi sınıfımızdan, okulumuzdan atmak ya da ilgi alanımızın dışına itmek değil…
Asıl yapmamız gereken, bizi sorunlu öğrencilerden vazgeçmeye yönelten düşüncelerden kurtulmak için mücadele etmektir.
Bunu yaparsak…
Yani hiçbir öğrencimizden vazgeçmezsek…
Kazandıklarımızla övünmekten çok, kaybettiklerimiz için dövünürsek…
Ve kaç öğrenciyi kaybettiğimizi hatırlarsak…
Hem iyi bir insan, hem iyi bir öğretmen oluruz…
Ali ÇAM Eğitimci Yazar

MESLEĞİNDE ÖRNEK KİŞİLER-2 (HADEME YAŞAR ABİ)

   Meşru iş olmak kaydıyla hangi iş olursa olsun ,işinin hakkını veren kimselere hep saygı duymuşumdur.
Hele bu kimseler toplum hizmeti veriyorlarsa saygım daha da artar. Çünkü devlet dairesine girdikten sonra işini hakkıyla yapanla işini savsaklayan kimseler aynı maaşı alırlar. Ve onların iş akitlerini feshetmek pek kolay değildir.

 İşinin hakkını veren bir hizmetli görevini savsaklayan veya beceriksiz bir öğretmen ve müdürden daha değerlidir benim gözümde.

Bu gün anlatacağım kişi de, görevini layıkıyla yapanlardan hizmetli Yaşar abimizdir.
1994 yılında İHL ye tayinim çıktığında dikkatimi çeken şeylerden birisi de Yaşar (Eser) abinin çalışması ve gayreti olmuştu..
O yıllarda dört hizmetli vardı okulumuzda. Her kat bir hizmetlinin uhdesine verilir, o katın temizliğinden malzemelerinden vs. onlar sorumlu olurdu.
O dönemlerde İlçenin yollarının çoğu asfalt olmadığından öğrencilerin çoğunun ayakkabılarında az  da olsa çamur olur, çamurlar kuruyunca dökülür, sınıfları koridorları ve merdivenleri kirletirdi. İyi süpürülmediğinde çocuklar geçtikçe toz kalkardı.
Yaşar abinin olduğu kat hemen fark edilirdi. Koridor ve sınıflarında pek toz göremezdik.
Çünkü, öğrenciler derse girince koridorları  paspasla temizler merdivenleri süpürür WC leri temizlerdi.
Öğrenciler gittiklerinde sınıfları emek çekerek süpürür, orta yerleri paspas yaparak ince tozları da alır, sonra da masa ve sıraları nemli bezle temizlerdi.
O katta derse giren öğretmenler sınıfların temizliğini hemen fark ederler, daha rahat ve huzurlu ders işlerlerdi.
Diğer katlardan birinin temizliği de nispeten güzel olurken, diğer ikisinin temizliği bazen üstün körü yapılır, İnce tozlar alınmadığından öğrencilerin giriş ve çıkışlarında tozlar kalkar dersin ilk dakikaları pencere açtırmakla geçerdi. (O dönemler hem orta okul hem de lise kısmımız aynı binadaydı. Özellikle orta okul sınıflarında giriş-çıkışlarda hemen toz kalkardı.)
Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde O dönem idarecilik yapan büyüklerime Yaşar abiyi sorduğumda, benim bilmediğim yönlerini de anlattılar.
Mesela; Okul için alınan ve artan malzemeleri  bir kaç yıl sonra bile "şu malzemeler var mıydı" diye sorulduğunda  varsa, hemen çatıdan bulup getirirdi." dediler.
 Bu da gösteriyor ki Yaşar abi okulun işini ve malzemelerini kendi işi ve malzemeleri gibi görmüş. onların bir emanet olduğunun bilincinde olmuştur.
Allah Teala Ondan ve onun gibilerden razı olsun.

Yaşar abi uzun zaman önce emekli oldu ve  köyünde  (Örenköy'de) yaşıyor.
Rabbimiz, kendisine hayırlı ve huzurlu ömürler nasip eylesin.

Benzer diğer yazımız (Marangoz Kara Mehmet) için lütfen tıklayınız.
http://www.aliuslu.net/2018/05/mesleginde-ornek-kisiler-1-marangoz.html

  

ÖĞÜT VERMEDEN EĞİTEBİLMEK.

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLER-2 (ANADOLU İRFANI)
TEMA Vakfı başkanı, Sayın Hayrettin Karaca'yı yıllar önce bir TV programında dinlemiştim.
O küçükken, annesi yemek yaptığında, bazen komşularına, özellikle yoksul veya yaşlılara yemek gönderirmiş. Gönderirken çok kısık bir sesle dermiş ki:
"Hayrettin! Bunu al falan teyzeye ver gel."
Hayrettin bey diyor ki:
Ben annemin konuşma tarzından bu işin çok gizli tutulması gerektiğini anlardım ve öyle yapardım.
Oysa annem o konuşmayı kısık sesle yaparken evde zaten üç kişi bulunuyorduk. Annem, babam ve ben. Dolayısıyla konuşmayı hepimiz duyuyorduk. Fakat O, kısık sesle konuşarak yapılan iyiliğin gizli yapılması gerektiğini bana öğretmiş oluyordu.

İrfan sahibi bu Anadolu kadını, hem iyilik yapıyor hem de  bu davranışıyla çocuğuna şunları öğretiyordu.
1-İyilik yapmayı, infak etmeyi, zayıflara karşı duyarlı olmayı öğretiyor.
2-İyiliğin nasıl yapılması gerektiğini öğretiyor.
3- Komşuluk hak ve sorumluluklarını öğretiyor.
 

HABER DEĞERİ TAŞIMAYAN GÜZELLİKLERİMİZ

   Maalesef bir şeyin haber değeri olması için olumsuz şey olması gerekiyormuş gibi haberlerin çoğu olumsuz şeylerden oluşuyor.
Haberleri izlediğimizde çevremizdeki her şey olumsuzmuş gibi bir duyguya kapılıyoruz. Halbuki haber değeri taşımayan çok güzel şeyler de oluyor ülkemizde ve bunların sayıları oldukça fazla.
Mesela:
HER ERKEK MERHAMETSİZ VE SORUMSUZ DEĞİL.
Bu gün milyonlarca kişi evine helal rızık götürmek için işine gitti. Dürüst bir şekilde işini yapıp evine çoluk-çocuklarının yanına döndü. Yorgunluğuna rağmen gülümseyerek onları mutlu etmek için gayret gösterdi.

HER ANNE ACIMASIZ DEĞİL.
Bu gün on binlerce anne bebeğinin rahatı için fedakarlık yaptı, gece uykusunu böldü. Gündüz özgürlüğünden gezmesinden fedakarlık yaparak bebeğiyle ilgilendi.
Büyük çocuklarının iyi insan olması için gayret gösterdi.

HER KADIN SORUMSUZ DEĞİL.
Bu gün on binlerce ev hanımı /hanım, evini derleyip toparladı eşi ve çocukları için yemek yaptı onların çamaşırlarını yıkayıp ütüledi.
HER ŞOFÖR TRAFİK MAGANDASI DEĞİL.
Bu gün on binlerce şoför trafik kurallarına uyarak, başkalarının hakkını gözeterek yolculuk yaptı.

HERKES YALANCI /SAHTEKAR DEĞİL.
Bu gün binlerce kişi kendine saygısından ve ahlaki ilkelerine bağlı olduğu için doğru konuştu her türlü hileden uzak durdu.

HER ÇOCUK İSYANKAR DEĞİL.
Bu gün on binlerce çocuk anne-babasının hatırını kırmamak için gayret gösterdi. Onlara sevgi ve saygı cümleleriyle hitap etti.
HERKES VEFASIZ DEĞİL.
Bu gün binlerce kişi eşini-dostunu aradı hal hatır sordu.Bazıları ziyaret ettiler.

HERKES MENFAATÇİ DEĞİL.
Bu gün binlerce kişi hiç bir maddi beklentisi olmaksızın birilerine selam verdi, hal-hatır sordu. Dertlerini dinledi çare olmaya çalıştı.
Bu gün binlerce kişi memleketin ilerlemesi için kafa yordu, gayret gösterdi.
BU ÖRNEKLERİ ÇOĞALTABİLİRİZ.
………

TOPLUMDAKİ İĞRENÇ KOKULAR

Usulüne uygun muhafaza edilmeyen gıdaların bozulduğunu hepimiz müşahede etmişizdir. Hele bu gıdalar hayvansal gıdalarsa, kötü, hatta iğrenç kokular yaymaya başlarlar.

Yine hepimiz biliriz ki bozulan gıdaların kötü kokuları bozulmanın sebebi değil sonucudur.

Toplumumuzda infial uyandıran olaylar da ( kadın cinayetleri, taciz ve tecavüz olayları v.s) toplumdaki bozulmanın sonuçlarıdır.

Nasıl ki gıda maddeleri bozulduğunda sonuca değil sebeplere odaklanıyor isek, bu tür olaylarda da sebeplere odaklanmalıyız.

Toplumsal problemlerin sebepleri çok karmaşık olabilir. Dolayısıyla çözümleri ve alınacak tedbirler de çok kolay olmayabilir.

Daha önemlisi bu gün uygulamaya başladığımız tedbirlerin neticelerini görmek  birkaç yıldan fazla zaman alabilir.
Çözüm önerisi:
Toplumsal problemler ve sebepleri, sahalarında  yetkin olan psikologlar, sosyal bilimciler, siyasetçiler, hukukçular, eğitimciler, din adamları, gazeteciler  vb. tarafından  aceleye getirilmeden  objektif bir biçimde tartışılmalı en azından uzlaşılan maddeler uygulamaya konulmalıdır.

Üniversiteler bu konuda öncülük yapıp belirtilen grupları bir araya getirip çalıştay düzenleyebilirler.

NOT:
Kişilerin veya grupların, olayların sorumlusu olarak birbirlerini suçlaması ve  olaylara ideolojik yaklaşılması  çözümün önündeki engellerdendir.


    Ali USLU- 26/08/2019-TAVŞANLI

GENÇDİK, SAMİMİYDİK...

GENÇDİK,
Samimiydik.
Davamız vardı ve davamıza adanmıştık.
Düşüncelerimiz gayet netti.
Beyaz ve siyah vardı zihnimizde. Beyaz haricindeki bütün gri tonlar, siyahtı bizim gözümüzde.
Bütün problemlerin çok basit çözümleri vardı. Biz buna bütün kalbimizde İnanmıştık.

Aradan çok yıllar geçti.
Çok şeyler yaşadık ve gördük.
Hayal kırıklıklarımız çok oldu.
Uzaktan "büyük" gördüklerimizin bir çokları yaklaştıkça küçüldüler gözümüzde.
Dava adamı bildiklerimizin birçoğuyla hedeflerimizin (davalarımızın) farklı olduğunu fark ettik.
Artık beyaz aramıyoruz.
Gözlerimiz beyaza yakın gri görünce seviniyor.
Problemlerin çözümünün çok basit olmadığını da yaşayarak kavradık.

Eski heyecanımız yok artık,
Toptan kabul ve toptan ret yok söylenilenlere karşı.
Söylenenleri ve eleştirileri filtreden geçiriyoruz zihnimizde.
Grinin tonlarına göre değerlendiriyoruz ekser insanları.

Gençlik heyecanımız yok, fakat;
Çok şükür imanımız var.
Allah'a güvenimiz var.
Şahıslara bağlı olmayan bir davamız ve dava şuurumuz var.
Hiç kimseye kiralanmayan akıllarımız var.
Zalimlere kinimiz, mazlumlara dualarımız var.
Az da olsa, dünyalık hiçbir beklentisi olmayan  inanmış insanlarımız var.
Samimiyetimiz var.
Ve ümitlerimiz var.
Ali USLU/ 16 Ağustos 2019- TAVŞANLI

MANŞET!

CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere   gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? M üşterilerinin eks...