SONRA HALLEDERİZ.


SONRA HALLEDERİZ.
Dostluklara, arkadaşlıklara en çok zarar veren şeylerden birisi de "sonra hallederiz" sözü veya düşüncesidir.
Belki sizler de benzer durumlara şahit olmuşsunuzdur. Mesela:
Dostlar birbirleriyle alış veriş yaparlar. Satın alan kişi sorar:
Bunun borcu ne kadar?
Cevap:
-Sonra hallederiz...
İki tanıdık veya dost biri birine iş yaptırır. Ayıp olur düşüncesiyle işin ücretini konuşmazlar. Sonra hallederiz diye düşünülür. Bazen de iş bitince sorulur.
- Borcumuz?
Cevap:
-Ne acelesi var sonra hallederiz.

Bir-kaç arkadaş bir araya gelip birlikte iş yapmaya karar verirler. Ortaklığın ana konularını görüşürler, fakat ayıp olur düşüncesiyle veya ihmalkarlıktan, işin detaylarını konuşmazlar.
Şöyle düşünülür:
"Sonra hallederiz."
Fakat, genellikle hallolmaz. Hallolmadığı gibi, dostluklara arkadaşlıklara halel (zarar) gelir. Hatta, kırgınlıklara, dargınlıklara, kavgalara sebep olabilir..
Halbuki çözüm basittir.
Sonraya bırakmadan halletmek (çözüme kavuşturmak). Sonra hall olunacak bir mesele olsa dahi şartlarını, fiyatını karara bağlamak.
Yüce Dinimiz de yapılacak işlerin veya alışverişin şartlarının ve fiyatının alış veriş esnasında belirlenmesini bizden talep eder.

ELEŞTİRMEK VE İCRA ETMEK


 
Bir şeyleri eleştirmek çok kolaydır.
Hiç yerinizden kalkmadan bir kaç dakika içerisinde epeyce eleştiri yapabilirsiniz.
Hatta eleştiri yapmak için konunun uzmanı da olmayabilirsiniz.
Fakat yapmak, icra etmek, o kadar kolay değildir.
En küçük şeyleri yapmak için bile yerinizden kalkmanız, bir yerlere gitmeniz, birileriyle muhatap olmanız gerekebilir. En azından zaman gerekir. Bazen maddi fedakarlık gerekir. Her şeyden önemlisi yaptığınız şeylerden anlamanız gerekir.
Bir de şunları dikkate almak gerekiyor:
1- Eleştirdiğimiz şeyleri kendimiz yapmaya kalksak acaba ne kadar başarılı oluruz?
2-Bir işe giriştiğimizde daha önce bilmediğimiz hatta öngörüde bulunmadığımız bir çok şeyle karşılaşma ihtimalimiz vardır. Belki de eleştirdiğimiz şeylerde de iç yüzünü bilmediğimiz, ön göremediğimiz şeyler vardır.
Netice olarak, bir şeyleri eleştirmek kolaydır, fakat o şeyleri icra etmek, eleştirmek kadar kolay değildir.
Eleştirirken biraz daha insaflı olmalıyız.
 
 
 

DERVİŞ'İN DERTLİ ARKADAŞI .


   Derviş epey dertli olan arkadaşını uzun süre sözünü hiç kesmeden dinledi. Çünkü O, iyi bir dinleyici olmanın muhatabını rahatlattığını, sıkıntısı olanlara psikoterapi etkisi yaptığını öğrendiğinden beri böyle yapar, muhatabının sıkıntılarını anlatmasına imkan tanırdı.
   Muhatabı konuşurken dikkatle dinler, dinlediğini bakışlarıyla ve mimikleriyle hissettirir ve  sözünü kesmemeye özen gösterirdi.
   Arkadaşı, dervişin dikkatli bir şekilde dinlemesinden de cesaret alarak, büyük-küçük tüm dertlerini, sıkıntılarını detaylarına kadar anlattı. Anlatacakları bittiğinde epeyce rahatlamıştı.
   Derviş, arkadaşının omuzunu şefkatle tutarak yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
-Allah Teala sabırlar ve güç-kuvvet versin kardeşim. Biliyorsun ki imtihan dünyasındayız ve imtihanımızın neticesine göre Ahirette karşılık göreceğiz. Sonra devam etti:
-Çevrende gördüğün insanları dertsiz mi zannediyorsun? Kim bilir onların ne tür dert ve sıkıntıları var. Herkes kapısını kapattığında kim bilir hangi dertleriyle baş başa kalıyorlar?
Herkesin imtihanı farklı farklı. Kimi sağlığıyla imtihan oluyor, kimisi maddiyatla.
Kimisi eşiyle imtihan oluyor kimisi anne-babasıyla.
Kimisinin çocuğu olmuyor onunla imtihan olurken kimisi çocuklarının sağlığıyla veya davranışlarıyla imtihan oluyor. Mesela geçenlerde çok temiz bir aile geldi. Liseye giden uyuşturucu müptelası çocukları için çaresiz kalmışlar.
    Bazen bize danışmaya geldiklerinden biliyorum. Çevresinin onun gibi olmak istedikleri nice insanlar biliyorum. Kimseye açamadıkları dertleri var.
Rabbimiz çekemeyeceğimiz dert vermesin. İmtihanımızı kolaylaştırsın ve sabredip kazananlardan eylesin.
   Arkadaşı Dervişi dikkatle dinledi. O'nun duasına kendi işiteceği bir sesle "amin" dedi. Müsaade isteyip ayrılırken altında ezildiğini sıkıntılarının sanki azaldığını hissediyordu.

SAKIN SÖYLEME!

SAKIN SÖYLEME!
Bazen muhatabın seni incitici şeyler söyler ve
kendince rahatlar ya...
O kızgınlıkla veya incinmişlik ruh haliyle sen de bir şeyler söylemek istersin. Dilinin ucuna kadar gelir cümleler.

Sakın söyleme, yut o sözü.
Seni her gördüğünde o kişi mahcup olsun artık. Utanma duygusu varsa tabii.

Utanma duygusu yoksa, muhatap almaya da değmez söz söylemeye de.

DERVİŞE GÖRE HUZURSUZ İNSAN...

     EN HUZURSUZ İNSANLAR KİMLERDİR?
   Dervişe, en huzursuz insanların kimler olduğunu sordular.
Derviş biraz düşündükten sonra cevapladı:
-Kanaatim odur ki, en huzursuz insanlar hayatı hakkında kafası net olmayan ne yöne gideceğini bilemeyip bocalayan kişilerdir.
   İkinci olarak da, inandıklarıyla yaptıkları birbirini desteklemeyen kişilerdir.

BİR ORGANIMIZ HASTALANDIĞINDA...

BİR ORGANIMIZ HASTALANDIĞINDA...
Bir organımız hastalandığında ilk yaptığımız şey onu tedaviye çalışmaktır değil mi?
Tedavi uzun sürse de tedaviye devam ederiz.
Allah göstermesin kangren hariç uzuvlarımızdan vazgeçmeyiz.

Dostlarımız, kardeşlerimiz ve akrabalarımız da organlarımız gibidir. Bir problemimiz olduğunda onlardan vazgeçemeyiz. Tolere etmeye çalışırız. Sabrederiz, tedaviye çalışırız. Fakat kesip atmayız.
Daha doğrusu (ilişkilerimizi) kesip atmamalıyız.

İNFAK / İSRAF

İnfak, tohumu toprağa atmak (ekmek) gibidir.
İsraf, tohumu çöpe atmak gibidir.
Gösteriş için yapılan infak ise kaya üzerine tohum atmak gibidir.

DERVİŞİN GENCE NASİHATİ

    Derviş, kendisini ziyarete gelen enerji dolu, hayatı siyah ve beyaz olarak gören, her şeyi çok basit tedbirlerle düzelteceğine inanan genci uzun süre dinledi. Dinlerken biraz da kendi ilk gençlik yıllarını gördü o gençte. Sonra dedi ki:  
   Bak evlat! Dibini görmediğin bulanık suya girmeyesin. Çünkü suyun altında senin için hangi tehlikeler vardır bilmiyorsun. Timsahların avlarını bulanık suda avladıklarını aklından çıkarma.
   Güvenli az sularda yüzmek; riskli, bol sularda yüzmekten daha iyidir.
    Maceraya atılanlar hayellerindekine ulaşmak bir yana bazen hayal kuracak yerlerini bile kaybetmişlerdir.

DERVİŞ VE PROBLEM


Derviş, çevresiyle yaşadığı problemlerini anlatıp dert yanan ve kendisinin haklı olduğuna inanan arkadaşını uzun süre dinledi. Arkadaşı sözünü bitirdiğinde derin bir nefes aldı ve hafif bir ses tonuyla konuştu:
-Bak dostum! Haklı olabilirsin. Fakat senin de gördüğün gibi haklı olmak probleminin çözümünde her zaman işe yaramayabilir. Bunun için haklı olmanın yanında bir de akıllı olmak gerekir.
Sonra devam etti:
Dostum! Diyelim ki arabanla başka bir şehre gideceksin. Çevre yoluna vardın, kırmızı ışıkta durdun. Sana yeşil yandığında tam hareket etmek üzereyken  baktın ki bir kamyon  kırmızı ışıkta hızla geliyor. Ne yaparsın?
Arkadaşı:
- Dururum.
Derviş:
-Yol senin ama  niçin duruyorsun?
Arkadaşı:
-Adam kırmızıda geldiğine göre dalgın mı? sarhoş mu? fireni mi patladı bilemeyiz. Adam ezer geçer Allah muhafaza.
Derviş:
-Durmakta haklısın ve akıllıca bir davranışta bulunmuş olursun. Aksi taktirde haklı olarak ölmüş veya yaralanmış olursun. İşte insanlar arasındaki ilişkilerde de böyle yapmalıyız. Bazen haklı olduğumuz halde firene basabilmeliyiz.
Biraz bekledi ve devam etti:
-Bak dostum! Sosyal hayattaki haklılık yoldaki işaretler kadar kesin de değildir ha...
 Sen kendini haklı olarak görürken belki muhatabın da kendisini haklı görüyordur?
 

KALEM KILIÇTAN KESKİNDİR


"Kalem kılıçtan keskindir" demiş atalarımız ilmin önemini anlatmak için.
Bugün ise maalesef kalemini kılıç gibi kullananlar var. Bunları gördükçe şöyle düşünüyorum.
"Kalem (klavye) kılıçtan keskindir. Hatta Kurşundan daha etkilidir."
Yazılan bazı sözler insanları birbirine düşman yapabiliyor maalesef. Ve şeytanların istediği tam da bu. (İsra/53)

DERVİŞE GÖRE MAKAM-MEVKİ


   Bayramın üçüncü günüydü. Kapı zili çaldığında kapıyı derviş açtı. Eski üç öğrencisini karşısında görmesi onun için sürpriz olmuştu. Gençler dervişin ellerine sarıldılar. Derviş ellerini öptürmemek için uğraşsa da başarılı olamadı. Çok memnun olduğunu belirterek içeri buyur etti. Gelen kişiler ülkenin değişik yerlerinde bürokrat olan gençlerdi. Bayram dolayısıyla ilçeye gelmişler buluşmuşlar bu arada öğrenciliğinde kendisinden istifade ettikleri dervişi de unutmamışlardı.
  Hal hatır faslından sonra çaylarını içerlerken derviş, öğrencilerinin iş durumlarını sordu. Cevaplar bittiğinde şunları söyledi.:
Gençler! Öteden beri makam-mevki, ve çeşitli kademelerdeki görevler hakkında hep şöyle düşünmüşümdür:
Bunlar kişinin giysilerine benzerler. Giysiler eskiyebilir, değişebilir. Kimileri daha pahalı giysiler giyerken kimileri daha ucuzuna güç yetirebilirler, veya gücü yetse bile tercihini bu yönde kullanırlar. Kimisine giydiği yakışır, kimine pek yakışmaz.
İnsanın kişiliği ise bedeni gibidir. Kişiliğini oluşturan şeyler ise organları gibidir. Bunlar kolay kolay değişmez. Ve esas kıymetli olan da budur.
Bulunduğunuz mevkilerin birer emanet olduğunu unutmayın. Orada bulunuş gayenizi de unutmayın.
Bir gün o makam ve mevkileri bırakacaksınız. Hesap günü izahını yapamayacağınız şeylere imza atmayınız. En önemlisi de, imtihanınızın büyük bölümünün makam ve mevkinizdeki kararlarınız ve tavırlarınızla alakalı olduğunu da hatırınızdan çıkarmayınız...
Gençler müsaade isteyip çıkarlarken hepsinin zihninde dervişin nasihatleri vardı. 
İçlerinden biri dedi ki: 
-Dervişin nasihati gibi nasihatlere ne çok ihtiyacım varmış meğer...
Arkadaşları, kendilerinin de aynı şeyi düşündüklerini ima edercesine başlarıyla arkadaşlarını tasdik ettiler.

DERVİŞ VE İMTİHAN

Derviş, çevresinden dolayı çok sıkıntı çektiği her halinden belli olan öğrencisini dinledikten sonra biraz bekledi.
Sonra öğrencisinin omuzundan tuttu ve dedi ki:
Bak güzel kardeşim! Bu dünyada imtihan oluyoruz ve herkesin İmtihanı farklı farklıdır.

DERVİŞ VE YUSUF

   Dervişi ziyarete gelen bir öğrencisi, çevresindeki bazı kişilerin tavırlarından şikayet ediyor, kendisinin sosyal statüsünden dolayı küçümsendiğini üzülerek anlatıyordu.
Derviş, öğrencisini konuşması bitene kadar dinledi. Sözünü bitirdiğinde, hafif bir ses tonuyla, yavaş yavaş konuşmaya başladı. Konuşurken uzaklara bakıyordu. Onu görenler çok uzaklarda bir şeyler gördüğünü bile zannedebilirlerdi.
  -Bak kardeşim! Yusuf'u hatırla, Hazreti Yusuf'u.... Çevresinin O'na  karşı tavırlarını, O'na bakışlarını düşün!
Yusuf aynı Yusuf,ama çevresine göre değeri farklı farklı.
Mesela, babası Yakup (A.S)a göre Yusuf'un değeri nedir?
Adeta, "Dünya bir yana  Yusuf  bir yana." değil mi?
Anneleri ayrı olan kardeşlerine göre?
Huzursuzluğun kıskançlıklarının kaynağı, gördüklerinde nefret ettikleri,sevimsiz ,yok edilmesi gereken bir varlık.
Kervandakilere göre?
Satılıp kar getirecek bir ticaret metaı.
Onu satın alan vezire göre?
İyi bir hizmetçi adayı.

Mısırdaki tanıyanlara göre?
Vezirin kölesi.
Vezirin karısı ve diğer bazı kadınlara göre?
Yakışıklı, hoşça vakit geçirilecek partner.
Elma soyarken ellerini kesen kadınlara göre?
..........
Zindandaki görevlilere göre?
Güzel kadınlara musallat olan bir köle. En iyi ihtimalle zanlı...
Zindan arkadaşlarına göre?
İyi bir rüya yorumcusu.
Hükümdara göre?
Kendinden istifade edilecek az sayıdaki yetenekli ve güvenilir idarecilerden birisi.

Sonra yüzünü öğrencisine çevirdi ve sesini biraz yükselterek devam etti.
  - Peki Meleklere göre Yusuf'un değeri nedir?
En önemlisi Cenab-ı Hakk indinde Yusuf'un değeri nedir? 
....
Sonra devam etti:
   Selam olsun tüm salih kullara...
   Selam olsun Yusuf aleyhisselama...
   Selam olsun bütün Peygamberlere...

DERVİŞE GÖRE KALİTELİ İNSAN


Dervişe, "kaliteli insan kimdir"? Diye sordular.

Derviş biraz düşündükten sonra cevap verdi.

-Kaliteli insan, hiç bir yanlışa hatır için "hee" , hiçbir doğruya da hatır için "yoo" demeyen kimsedir.

AHLAKİ İLKELERİMİZİ ÖĞRENCİLERE NİÇİN TAM VEREMİYORUZ?

  Öğrenciler okullarımızda en az 12 yıl öğrenim gördükleri halde niçin istenilen seviyede ahlaki ilkelerimizi, manevi değerlerimizi benimsetemiyoruz?

Elbette bunun birden çok sebebi var. Ben önemli gördüklerimi aktarayım.
Mesela öğrencilerin geldiği çevreler manevi değerlerimiz konusunda aynı hassasiyete sahip olmadıkları gibi, ahlaki ilkeler konusunda da farklı görüşlere sahip olabiliyorlar.
Bir de öğrenciler sadece aile ve okuldan eğitim almıyorlar. Arkadaş çevresi ve girdikleri internet siteleri de onların bakış açıları, düşünce dünyaları ve davranışları üzerinde etkili oluyorlar.
  Ayrıca, bizim toplum olarak benimsediğimiz ahlaki ilkelerimiz var mı acaba? Varsa hangi ahlaki ilkeler?
Okullarda öğretilen ahlak ilkeleriyle çevrede gördükleri birbirini desteklemiyorsa bu çocuklara ahlaki ilkeleri benimsetebilir misiniz?
Mesela; Okullarda kumarın kötülüğünü öğrenen çocuklar milli piyangonun ve spor totonun devlet eliyle organize edildiğini gördüğünde neler düşünüyorlardır?
Okullarda saygı ve hoşgörüyü öğrenen çocuklar televizyon kanallarında toplumun değer verdiği büyüklerinin birbirlerine hakaretlerini gördüğünde neler düşünürler?
Okullarda zinanın zararlarını öğrenen çocuklar magazin programlarında ve dergilerinde bazı sanatçıların nikahsız birlikteliklerini öğrendiklerinde kafaları karışmaz mı?
Örnekleri çoğaltabiliriz.
  Tesbit ettiğim en önemli etkenlerden birisi de toplumun bir yansıması olan öğretmenlerin de ahlak anlayışları birbiriyle aynı değil. Bu sebeple her öğretmen kendi benimsediği ahlakı vermeye çalışıyor.
Yaşadığım bir olayı anlatırsam meramımı daha iyi anlatmış olurum.
Yıllar önce bir ilköğretim okulunda çalışırken, sınıf rehber öğretmeni olduğum sekizinci sınıflardan iki kız öğrencim, iki erkek arkadaşlarının kendilerini rahatsız ettiklerini, çıkma teklifinde bulunduklarını bundan rahatsız olduklarını söyleyerek şikayette bulundular. Çocukları Md.yardımcısı odasının boş olduğu bir zamanda oraya çağırdım ve nasihat ediyordum. Onlara, bulunduğumuz ilçenin çok büyük olmadığını bu gün teklifte bulunduğu kızların belkide ileride bir yakınıyla evlenebileceğini o durumda bu kızlardan utanacaklarını vs. anlatıyordum. Bir arkadaş geldi. Biraz dinledikten sonra. (muhtemelen çocukların kız yüzünden bunalıma girdiğini zannetti )ve söze girdi. Dedi ki:
"Bak oğlum ben on bir tane kızla gezdim on ikincisiyle evlendim."
Bir hocaya baktım, bir öğrencilere baktım. Öğrencilerime "çıkabilirsiniz" diyebildim.

PEYGAMBER EFENDİMİZE GÖRE KİMLERE GÜVENİLMEZ?

  Nasıl ki, doktorlar hastalıkların belirtilerini bizlere bidiriyor,ve hastalandığımızda belirtilere göre teşhis koyuyorlarsa;
Manevi hastalıkların doktoru olan Efendimiz de münafıklık hastalığının belirtilerini bizlere bildiriyor.
 Bildiğiniz gibi münafıklar çok tehlikeli, ilkesiz ve güvenilmez kimselerdir.
Buyuruyorlar ki:
“Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfıktır. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir  özellik bulunmuş olur.
1-Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder.
2-Konuştuğunda yalan söyler.
3-Söz verince sözünden döner.
4-(Birileriyle) hasım olduğunda facirlik yapar.(hak-hukuk, kural, ilke tanımaz)”
( Buhârî,/Îmân 24, Müslim,/Îmân 106, Ebû Dâvûd,/Sünnet 15;  Tirmizî/ Îmân 14; Nesâî/Îmân 20.
Rabbimiz cümlemizi münafıklıktan ve münafıklardan muhafaza eylesin.

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLER (2)

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLER
TEMA Vakfı başkanı Hayrettin Karaca'yı TV programında dinlemiştim.
O küçükken, annesi yemek yaptığında bazen komşularına, özellikle yoksul veya yaşlılara yemek gönderirmiş. Gönderirken çok kısık bir sesle dermiş ki:
"Hayrettin! Bunu al falan teyzeye ver gel."
Hayrettin bey diyor ki:
Ben annemin konuşma tarzından bu işin çok gizli tutulması gerektiğini anlardım ve öyle yapardım.
Annem o konuşmayı kısık sesle yaparken evde sadece üç kişiydik. Annem,babam ve ben. Dolayısıyla  konuşmayı hepimiz duyuyorduk. Fakat O, kısık sesle konuşarak yapılan iyiliğin gizli yapılması gerektiğini bana öğretmiş oluyordu.

ÜÇ AYLARDA ÜÇ ŞEY

ÜÇ AYLARDA ÜÇ ŞEY
Malum mübarek üç ayların en önemlisi Ramazan ayıdır.
Ramazan ayı ise önemini Kur'andan alır.
"Ramazan ayı, ki Kur’an o ayda indirilmiştir."(Bakara /185) Bildiğimiz gibi Kur'an-ı Kerim’in inmeye başladığı Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.(Kadir/3)
O zaman düşünelim:
Kur'an’ın indiği gece bin aydan daha değerli ise; O’nun indiği ay, diğer aylardan değerli ise Kur'an’ın kendisi ne kadar değerlidir?
Buradan yola çıkarak şu çıkarımlarda bulunabiliriz:
Kur'an-ı Kerim’i okuyarak veya anlama gayretiyle geçirdiğimiz bir saat, diğer binlerce günden daha değerlidir.
Ramazan ayı çok değerli olduğundan her anı bizler için mühimdir. Bundan dolayıdır ki -kanaatime göre- Ramazan'a hazırlık için önceki iki ay dahi önemli kılınmıştır.
Malum, önemli şeylere önceden hazırlanılır, son güne bırakılmaz. Mesela Dünya Kupası maçlarına katılacak takımlar epey önceden hazırlık maçları yapmaya başlarlar. Yoksa sonuç hüsran olur. Bizler de Ramazan ayına ruh ve beden yönünden hazırlık yapmalıyız. Hiç hazırlanmadan Ramazan’a başlarsak istenilen performansı gösteremeyiz.
Peki bu iki ayda ne gibi hazırlık yapmalıyız?
1-ZARARLILARI BIRAKMALIYIZ. Rabbimizin hoşlanmadığı davranışlarımız, sözlerimiz, ahlakımız varsa bunları bu iki ayda bırakmaya çalışmalıyız
2-YARARLI ŞEYLERİ ÇOĞALTMALIYIZ. Rabbimizin emrettiği şeylerde noksanlarımız varsa onları tamamlamalı, O’nun tavsiye ettiği, bizi Rabbimize yaklaştıracak şeyleri çoğaltmalıyız. Mesela nafile namazlar, oruç, Kur’an okumak, tesbihat, zikir, dua gibi nafile ibadetlerimizi çoğaltmalıyız. İbadetlerimizi ve ahlakımızı Peygamber Efendimizinkine benzetmeye çalışmalıyız.
3- ZARARI DA YARARI DA OLMAYAN ŞEYLERİ TERKETMELİ HİÇ OLMAZSA AZALTMALIYIZ. Bu tür söz ve davranışlarımız her ne kadar zararı olmasa da -kardan zarar- sayılır. Çok önemli zaman dilimlerini boşa geçirmemize sebep olurlar.
İlk iki ayda bunları yaparsak, inşallah Ramazanı daha dolu bir biçimde geçirebilir ve O ayın bereketinden daha çok istifade edebiliriz.
NOT: Bir davranışın bırakılması ve kazanılması yaklaşık kırk gündür.
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net

KÖTÜ VE KÖTÜNÜN KÖTÜSÜ


Kötü şeyler vardır. Bir de kötünün de kötüsü şeyler...
Mesela;
Hırsızlık kötüdür.
Fakat gariban bir kimsenin parasını çalmak daha kötüdür.

Zina kötüdür,
Fakat, aile içi zina iğrençtir.

Yalan kötüdür,
Fakat Allah Teala ve Peygamberimiz adına yalan sözler daha kötüdür.

Bir kişiyle alay etmek kötüdür.
Fakat özürlü bir kişinin özrünü konu ederek alay etmek daha kötüdür.

Sır açıklamak kötüdür.
Fakat dostlarının sana verdiği sırları onlarla aranız açıldığında ifşa etmek daha kötüdür.

Hainlik kötüdür.
Fakat sana güvenen  bu sebeple önlem almayan kişiye hainlik daha kötüdür.

Bir kişiyi dövmek kötüdür.
Fakat sakat, kimsesiz veya savunmasız kimseleri dövmek daha kötüdür.

Bir kişiye küfretmek kötüdür,
Fakat, ana-babaya küfretmek iğrençtir.

İftiranın her çeşidi kötüdür,
Fakat kişinin iffetiyle ilgili yapılan iftira daha kötüdür.

MUTLU OLMAK VEYA MUTSUZ OLMAMAK İÇİN...


MUTLU OLMAK VEYA MUTSUZ OLMAMAK İÇİN... (1)
Kişiyi mutsuz eden şeylerin ilk sıralarında beklentilerinin gerçekleşmemesi gelir.
Beklentilerimizi azalttığımız oranda mutluluğumuz da artar. En azından bu konuda mutsuz olmayız.
Bu beklentiler; İlgi, sevgi-saygı, teşekkür, vefa gibi beklentiler olabildiği gibi,
Makam- mevki veya maddi şeyler de olabilir.
***************************************************
MUTLU OLMAK (VEYA MUTSUZ OLMAMAK İÇİN) -2
Kişinin problem yaşadığı kişileri affedememesi de onu mutsuz yapar.
Düşünsenize! O kişiyi her gördüğünüzde yapılanları hatırlayıp huzursuz olursunuz.
Veya olayı her hatırlayışınızda iç aleminizde farklı olumsuz duygular meydana gelir. (Öfke, kırgınlık, nefret gibi) Bunlar da sizin mutluluğunuza o anda engel olurlar.
Çaresi affetmektir.
Eğer af edemiyorsak Allah Teala'ya havale edip hesabı Ahirete bırakmak bizi rahatlatır.
 
***********************************************

MUTLU OLMAK VEYA MUTSUZ OLMAMAK İÇİN...(3)
Kişiyi mutsuz veya huzursuz yapan şeylerden biri de; kişinin olduğundan farklı görünmeye çalışmasıdır.
Olduğumuz gibi görünür veya göründüğümüz gibi olursak hem daha huzurlu oluruz, hem de çevremizdeki saygınlığımız artar.

*******************************************

MUTLU OLMAK VEYA MUTSUZ OLMAMAK İÇİN...(4) 


Kişinin kanaatkar olması, elindekiyle yetinebilmeyi bilmesi ve şükredebilmesi  kişiyi mutlu yaparken; Aşırı hırslı olması, kendisini (maddi anlamda)başkalarıyla kıyaslaması onları mutsuz yapar.

*****************************************

MUTLU OLMAK (VEYA MUTSUZ OLMAMAK) İÇİN.-5
Kişinin, kendisini ilgilendirmeyen mevzularla ilgilenmesi ve konuşması, onu bazen sıkıntıya sokar ve mutsuzluğuna sebep olur.
 
************************************************ 

OK YAYDAN ÇIKMADAN (MİNİ ÖYKÜ)

Derviş anlatmaya devam etti:
Ok yaydan çıktıktan sonra artık senin kontrolünde değildir.
Onu tutma veya geri çevirme şansın yoktur.
Senin istediğin yere mi gider başka bir yere mi gider belli olmaz.
Belki de hiç istemediğin halde birilerini yaralar,
bir şeyleri kırar döker.
Bundan dolayı oku atmadan önce iyi düşünmek gerekir.
Unutma! Söylenen her söz atılan bir ok gibidir.
Şu farkla ki; Okun açtığı yara, zamanla düzelirken, sözün açtığı yara zamanla daha da derinleşir.

“SÜBHANALLAH “ CÜMLESİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELERİM.

1-“SÜBHANALLAH” Tesbihatını söylemek kişiyi o anda atomlardan galaksilere kadar Evrenle uyumlu hale getirir. Diye düşünüyorum.
Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de: “ Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”( Hadîd : 1-DİB meali) buyuruluyor.
2- Acaba bu mübarek cümle, Kainattaki varlıklarla iletişim kurmadaki bir şifre midir?
Aşağıdaki Hadis-i Şerifin : ;”… sübhanallah velhamdulillah arz ve sema arasını doldurur.” Bölümünden ,bu mübarek cümlelerin sevap olarak çok büyük karşılığı olduğunu anlıyoruz. Bunun yanında söyleyen kişinin ağzından çıktıktan sonra halka halka yayılarak yer ve gök arasındaki tüm atomlarla iletişime geçerek oraları doldurduğunu düşenebilir miyiz?
4638 - Ebu Malik el-Eş'ari radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülilllah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdulillah arz ve sema arasını doldurur; namaz nurdur; sadaka bürhandır; sabır ziyadır; Kur'ân ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır, kimisi de helâk eder."
(Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizi, Da'avat 91, (3512); Nesai, Zekat 1, (5, 5-6).) 

Bu mübarek cümleler bu kadar önemli olduğu halde. Sübhanallah cümlesini Fesuphanallah diyerek türkü formatında okumanın eğlenmenin ve oynamanın ne kadar büyük bir gaflet olduğunu anlatmaya gerek yoktur herhalde.

MANŞET!

SONRA HALLEDERİZ.

SONRA HALLEDERİZ. Dostluklara, arkadaşlıklara en çok zarar veren şeylerden birisi de "sonra hallederiz" sözü veya düşüncesidir...