NİYET


Derviş, kendisini ziyarete gelen idealist gençlerin "Bu millet ve memleket için neler yapmalıyız?"
sorusuna, aklının erdiği ve dilinin döndüğü kadar cevap vermeye çalıştı.
En sonunda dedi ki:
-Bakınız gençler! İsteyen herkes, millet ve memleket için kendi durumuna göre bir şeyler yapabilir, yapmalıdır da.
 Fakat asla unutulmaması gereken şudur:
Allah rızası harici niyetlerle yapılan her iş bereketsizdir. Velev ki yapılan işler güzel işler olsun. Bereketi olmaz, istenilen sonuç elde edilmez. Gerçekten hizmet etmek isteyenler önce niyetlerini ıslah etmelidirler.
Ayrıca niyetlerin zaman içerisinde değişmemesine dikkat etmelidirler.

DALGINLIKLARIMLA İMTİHANIM

    Öğretmenliğe ilk başladığım yılın haziran ayı. Tarsus'un en kalabalık caddesinde yürüyorum. "Selamun aleyküm " diye bir ses duyuyorum. Sesi algılayıp "kim bu selam veren acaba" diye arkama döndüğümde Tarsus eski müftüsü ve o zamanki Mersin vaizi Ahmet Topal hoca olduğunu görüyorum.  
Fakat en az on metre uzaklaşmış durumda. Geriye dönüp koşturup  selamı almak garip geliyor. "Aleyküm selam" diyerek yoluma devam ediyorum. Giderken zihnimi bu durum meşgul ediyor. Acaba hoca bu durumu yanlış anlayıp kırılmış mıdır? vs. Git gide bu durumdan rahatsız oluyorum. Dönüp durumu telafi etmek istiyorum, bu sefer dönsem bile bulamama ihtimalim var.(Hem epey uzaklaştık hem de hava çok sıcak) O zamanlar cep telefonları da yok. Gördüğümde durumu izah ederim diyorum. Hocayı göremeden yaz tatili geliyor Tavşanlı'ya dönüyorum.
  Eylül ayında tekrar Tarsus'a döndüğümde Ahmet hocanın yakın arkadaşı olan ev sahibim Selahaddin hoca, Ahmet hocanın oğlunun sünnet davetiyesini veriyor, zamanı gelince beraber gidiyoruz.
Biz vardığımızda biraz erken varmışız ki kendisiyle sohbet imkanımız oluyor.
 Hocaya yukarıda anlattığım olayı anlatıyorum ve özür diliyorum "umarım yanlış anlamamışsınızdır" diyorum.
  Ahmet hoca dedi ki: "Valla hocam yanlış anlamadım desem yalan olur. Caddede karşılaştığımızda bana bakıyordun, selam bekledim vermedin. Ben selam verdim selamı almadan kafanı çeviriverdin. O zaman düşündüm ben bu arkadaşa kötü bir şey söylemedim, aramızda da bir problem yaşanmadı ama bana neden böyle yaptı acaba. Ama davetime gelmekle  ve bu durumu da anlatınca meseleyi anladım"
   Tavşanlı'ya tayinim çıktıktan sonra da bir büyüğümden buna benzer bir sitem işittim. Ona da durumu izah edip özür diledim.
   Düşündüm ki, yolda bir düşünceye odaklandığımda, zihnim, karşılaştığım tanıdık kişileri bile sadece birer birey olarak algılıyor ve konuşulan şeyleri sadece birer çarşı gürültüsü olarak algılıyor. Bunun için mümkün mertebe özellikle kalabalık yerlerde bir düşünceye yoğunlaşmamaya çalışıyorum. Fakat bu her zaman bizim elimizde olmuyor.
   Bunu şunun için anlattım:
Belki, bu gibi durumlarla karşılaşıp bizden beklediği ilgiyi görememiş, tebessümüne, selamına, karşılık bulamamış tanıdıklarımız hatta dostlarımız olabilir. Belki bu sebeple kırılmış olanlar da olabilir.
 Bu durumun kasıtlı olmadığını, dalgınlığımın veya yoğunluğumun bir neticesi olduğunu bilmelerini isterim. Böyle bir durumla kaşılaşanlar haber verirlerse gidip özür de dileriz.
   Hatası olmayan sadece O'dur. O'na emanet olunuz.
27-05-2020      Ali USLU -      TAVŞANLI
 

ORUÇ TUTARKEN ZORLANDIN MI YAVRUCUĞUM.

   Bayram namazından sonra, çocuk, dervişin ve annesinin ellerini öptü. Derviş önceden hazırladığı en yeni parayı çocuğuna verirken yanaklarını öptü ve O'na dua etti.
Sonra hep birlikte kahvaltıya oturdular. Tatlı bir sohbet eşliğinde kahvaltılarını yaptılar.
   Derviş, oğluna dönerek "Bu sene ilk kez oruçlarının tamamını tutabildin galiba" deyince, birden çocuğun gözleri parladı ve bir şeyleri başarmış olmanın gururuyla, "evet" anlamında başını salladı.
Çocuğunu tebrik edip O'nu övücü sözler söyledikten sonra sordu:

-Oruç tutarken zorlandığın oldu mu?
-İlk başlarda baya bi zorlandım. Epey acıktım, susadım, dermansız kaldım, fakat birkaç gün sonra vücudum bu duruma alıştıktan sonra pek zorlanmadım.
Yalnız arkadaşlarımla koşturduğum bir gün susuzluğum hat safhaya çıktı. Hatta oruç olan arkadaşlardan biri dayanamıyorum diyerek su içti. Ama ben sabrettim.


Derviş, çocuğunun omzuma elini koyarak," İnsan çok dayanıklı bir varlıktır evlat. Yeter ki kararlı olsun ve başaracağına inansın" dedi ve devam etti
-Biliyor musun yavrum, oruç tutarken, zorluklar karşısında gösterdiğin her sabır, her direnç, senin iradeni daha da kuvvetlendirdi. Adeta irade güçlendirme egzersizleri yapmış gibi oldun. Bundan sonra zorluklarla daha iyi mücadele edebileceğine inanıyorum.
Bu söz çocuğun çok hoşuna gitmişti.
Derviş, konuşmasına devam etti:
- Bak evladım! "fırsatlar bulutlar gibidir" demiş büyüklerimiz. Yani her zaman ele geçmezler.
 Ramazanlar hayatımızın önemli fırsatlarıdır. Bu yıl da bu fırsatı bazıları değerlendirdiler. Bazıları fırsatı kaçırdılar.
Sonra çocuğuna tekrar sordu:
-Oruç tutarken zorlandığın zamanların etkisi var mı hala?
Çocuk:
-Hayır baba, hiç bir etkisi yok. Hatta öyle bir olay olup olmadığı konusunda neredeyse tereddüt içerisindeyim.
-Evet evladım aynen dediğin gibidir. Geçen şeylerin çoğu maddi anlamdaki etkisini hemen yitirirler. İnsanlar, yaşadığı olayların bazılarını rüya görmüş gibi hatırlarlar ancak.
Bir süre susarak devam etti.
-Bu Ramazanda da, oruç tutanlar olduğu gibi tutmayanlar da oldu değil mi? Dinimizce oruç tutmamasına izin verilenlerden bahsetmiyorum tabii ki.

Şimdi düşün bakalım evladım!
Oruçlarını tutanlar maddi olarak neler kaybettiler? Manevi olarak neler kazandılar?
Basit bahanelerle oruçlarını tutmayanlar, maddi olarak neler kazandılar? Manevi olarak neler kaybettiler?

Sonra odasına geçmek için müsaade istedi çocuğundan.
Babası gittiğinde, çocuğun zihni uzun süre babasının son cümleleriyle meşgul oldu.
 

MAKYAJ


28 şubat döneminin ünlü aktörlerinden Şeyh!!! Ali KALKANCI' nın  makyaj malzemesi nelerdi?
1-sakal
2-cübbe
3-tesbih
4- Çevresindeki görevlilere! ve topladığı/kandırdığı kişilere zikir yaptırmak. Onlara sohbet etmek.

5- Dini bütün bir şeyh efendi görüntüsü ve tavırları.
28 şubattaki görevi tamamlanıp makyaj silindiğinde ne gördük;

Dinle alakası olmayan uyuşturucu satıcısı bir üç kağıtçı...
 Ha bir de aczi mendi tarikatı şeyhi Müslüm Gündüz vardı. Müritleri, üzerlerinde dikkat çeken kıyafetlerle sıra sıra dizilirler, gençler bile ellerinde  bastonla büyük şehirlerin caddelerinde her gün dikkat çekerek yürürlerdi. 

Sonra Müslüm'ün kamaralar eşliğinde Fadime Şahinle basılması...
Ardından Fadime Şahin'in her gün bir ekranda gözyaşlarıyla aldatıldığını anlatması. vs. 

28 şubattan sonra göreniniz oldu mu onları...
Yani uyanık olmak lazım. Bir çok ürünün orijinali ve çakması olduğu gibi, din konusunda da böyle ..
Hakiki alimler ve Tasavvuf erbabı olduğu gibi, taklitleri hatta görevlileri!!! de var maalesef. 

MEYVELER VE İNSANLAR...

   Derviş, bahçesindeki ağaçtan elma kopartıp yiyen çocuğunun yanına varıp biraz Onu biraz seyrettikten sonra
"Nasıl, lezzetli mi?" diye sordu.
Çocuğun yüzünde büyük bir memnuniyet ifadesi vardı.
"Çok harika! hem de çok güzel kokusu var." diye cevap verdi.
 Evden bir kilim  getirmesi için hanımına seslendi derviş.
Hanımı ve çocuğuyla birlikte oturdular elma ağacının altına.

Derviş, " bak yavrucuğum!" diye başladı söze:
-Ben elmadan örnek vereyim sen diğer meyveleri de buna göre düşün.
Olgunlaşmış dalından düşmemiş elmalar olgun müminlere benzerler. Tadı hoştur, kokusu, görüntüsü hoştur. Yemesi hoştur, kolayca boğazdan geçer.O elma, yiyenlere nasıl ki fayda sağlıyor gıda ve şifa oluyor; Olgun mümin de öyledir. Çevresine her yönden faydası dokunur.
Olgunlaşmamış elma ise manen olgunlaşmamış ham kişilere benzer. Nasıl ki gök/ham elma ,yiyenin ağzını buruşturur. Ham insanlar da öyledir. Onlarla teşrik-i mesaisi olanlar onlardan dolayı zaman zaman incinirler.

Sonra:
Yerdeki çürümüş elmayı  gösterip:
-Bunlar da fıtratı bozulmuş kişilere benzer. Bu gördüğün elmanın yapısı bozulmuş, kokusu kötü, görüntüsü kötü, tadı tamamen berbattır.
Bunu yiyenler fayda yerine zarar görürler. İşte fıtratı bozulmuş kimseler de manevi anlamda böyledirler. Onlarla teşrik-i mesaisi olanlar onlardan maddi ve manevi anlamda zarar görürler. Lakin elma gibi çürüğünü göremediğimiz için bunu kolay anlayamayız. Ancak davranışlarından anlayabiliriz. Fakat melekler onun ne kadar iğrenç koktuğunu bilirler.

Sonra devamla:
-Evladım o çürük elmanın yakınına var bakalım çevresinde bir şeyler görebilecek misin?
-Evet baba küçük sinekler var etrafında hem de sayılamayacak kadar çoklar... dedi çocuk.
-Evladım işte fıtratı bozuk kimselerin etrafı da böyledir sanki olumsuzlukların merkezi gibidirler. Aman onlardan uzak durasın...
Sonra müsaade isteyip kalktı, daldan bir elma kopardı. Çocuğun duyacağı şekilde
"Odun şeklindeki dalların ucundan bizlere rızık gönderen Rabbimize hamdolsun.
"Tatsız topraktan, çamurdan bize tatlı, güzel rızıklar çıkaran Allah'ımıza hamdolsun" dedi. Yandaki musluktan yıkayıp" Bismillahirrahmanirrahim" diyerek ısırdı ve evine yöneldi.
Çocuğun zihninde, babasının anlattığı şeyler vardı. Hala onlar üzerine düşünüyordu.

Ali USLU - 12/05/2020 /TAVŞANLI

İNFAK ÜZERİNE


İNFAKTA (YARDIM EDERKEN) NELERE DİKKAT ETMELİYİZ:

1- Yardım yaptığımız kişileri (gerek yardım yaparken gerek daha sonra) incitecek söz ve davranışlardan kaçınmalıyız. (Bakara/262)

2-Yaptığımız iyiliği daha sonra başa kakmamalıyız. (Bakara/262)

3- Malın iyisinden vermeliyiz. Bize verilse içimize sinmeyecek, gönül rahatlığıyla almayacağımız malı başkalarına hayır olarak vermemeliyiz. (Bakara/267)


YAPTIĞIMIZ HAYIRLARI BOŞA ÇIKARTAN ŞEYLER NELERDİR? 
1-Gösteriş için vermek.
2- Yardım yaparken veya daha sonra yardım yaptığımız kişileri (bu yardım sebebiyle) incitmek, gönlünü kırmak.

3-Yaptığımız yardımları başa kakmak.
"Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez." (Bakara : 264)
 
 

VİCTOR HUGO MÜSLÜMAN MIYDI?

        İKTİBAS (alıntı)
Victor Hugo'nun Peygamberimizle ilgili şiiri
Etkilenmemek mümkün değil
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
TARİH VE STRATEJİ
19 Nisan 2014, 21:09 ·
Ünlü Fransız yazar Victor Hugo'nun, 1855 yılında sürgündeyken yazmaya başladığı, insanlık tarihi ve gelişimini anlatan ve hala Fransa'nın gerçek anlamdaki tek destanı olarak kabul edilen, "La Légende des Siècles (Yüzyılların Efsanesi)" adlı eserinde; Allah, İslam, Kur'an ayetleri ve Hz. Muhammed ile ilgili çok sayıda şiirinin olduğu yüz yıllardır biliniyor. Ancak, aynı eserin Brüksel'de 28 Eylül 1859 yılında yapılan ilk baskısında yer alan İslam ve İslam peygamberine dair 'Mahomet', diğer baskılarından çıkarılmıştı. Yüzyılın Efsanesi'nde de yer alan "Mahomet"'i Le Centre national de la recherche scientifique (Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi), ancak, Hugo'nun ölümünden yüzyıl sonra yani 1985 yılında yayınlamıştı. Bu yayınla birlikte Hristiyan dünyasında bir çok tartışmaya neden olan Hugo'nun Müslüman olduğu da tartışılmaya başlanmıştı.

Hugo'nun 'Mohamet'i nin orijinal metinlerini Le Centre national de la recherche scientifique 'den elde eden Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Dil Eğitim Merkezi Fransızca Bölümü Öğretim Görevlilerinden Yakup Yaşa, uzun bir çalışma sonucu eseri Türkçe'ye çevirdi. Yakup Yaşa, "7 yıldır yaklaşık 400'e yakın Fransızca şiiri Türkçe'ye çevirdim. Uzun süredir Hugo'nun Hz. Muhammed'e yazdığı şiir üzerinde çalışıyordum. Fransa'da çeşitli üniversitelerde görev yapan edebiyatçı akademisyenlerle görüştüm. Hugo'nun şiirinin orijinalini bulup Türçe'ye çevirdim. Çeviriyi henüz bitirdim. Üniversitede üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Hugo şiirinde Hz. Muhammed'i o kadar güzel anlatıyor ki etkilenmemek mümkün değil. Bu anlatımlar Hugo'nun İslamiyet'le ne kadar ilgili olduğunu gösteriyor" dedi.

"KİM OLDUĞUMU VE ADIMIN NE OLDUĞUNU, YALNIZCA ALLAH BİLİR"

"Son zamanlarda Victor Hugo ile ilgili yazılan en ciddi yapıtlardan biri olan ve ünlü yazın araştırmacısı, Henri Guillemin imzasını taşıyan "Hugo" adlı eserin ön sözünde, Hugo'nun şu sözlerine yer vermektedir:

"Je m'ignore ; je suis pour moi-même voilé, DIEU seul sait qui je suis et comment je me nomme : Ben bile kendimi tanıyamıyorum ; kendi kendime yabancıyım, kim olduğumu ve adımın ne olduğunu, yalnızca Allah bilir."

Hugo'nun, gerek iki oğlu gerek erkek torununun vaftiz edilmediğini ve Hristiyanlık adetlerine göre defnedilmediğini belirten yazar, ayrıca kitabın bir çok yerinde onun sürekli evinde gizli ibadet ettiğini belirtir. Bu durum ve "Mahomet" mersiyesindeki içerik, detaylar ve anlatılan öykü Hugo'nun Müslümanlığının konuşulur hale gelmesine en büyük etkendir.

Yaşar'ın çevirdiği dizeler şöyle:

L'AN NEUF DE L'HEGIRE

(HİCRİ DOKUZUNCU SENE)

MAHOMET

HZ.MUHAMMED

Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu

Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında

Durup su içen develeri izliyordu arada sırada

Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.

Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu

Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu

Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi

Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi

Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.

Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.

Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı

Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi

Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi

Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı

Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.

Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı

Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı

Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı

Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı

Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu

Kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu

Sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.

Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi

Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.

Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki

Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki

Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,

Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu

Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.

Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi

"Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici

Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur

Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur

Onsuz bir değerim olmazdı."

Bir zat ona : "Ey müminlerin gerçek Sultanı!

Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne

Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne

Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.

O da: "Melekler ölümümü müzakere etti;

Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize

Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde

Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;

Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.

Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.

Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte

Ona: "Tanrı yardımcın olsun!" diye seslendi.

Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi

Dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun!

Allah benim adımı andı! Bundan emin olun

Topraktan insan, nurdan bir peygamberim

İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.

Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.

Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi

İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu

O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.

Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim

Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim;

Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı;

Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı

Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti;

Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli

Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı

Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.

Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli

Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini

Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir

Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.

Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım

Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim

Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir

Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir;

Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!

Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete

Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri

Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini

Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde

Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle;

Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi

Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi

Ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim

Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim

Savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar!" diyordum

Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum

Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki

Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi

Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla

Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta

Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım

Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım

İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım

Şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.

Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi

Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni

Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak

Bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak

Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan

Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,

Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla

Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.

Sonra: "O'na inanıp teslim olun " diye ekledi

İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri

Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri

Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;

Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki

Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi

Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere

Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece

O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar

O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar;

Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin

Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için

Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,

Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar

Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli

İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri

Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!

Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,

Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak

Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."

Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi

Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti

Ardından : "Ey insanlar! Size sesleniyorum

Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum

Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin

Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin

Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.

Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi

Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı

Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi

"Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.

Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri

Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,

Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona

Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi

Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi

Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince

"Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e

Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."

Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı

Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu

Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu

O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu

Ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru

"İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi

"Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi

Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,

Ve, Melek ona : "Allah seni bekliyor" dedi

Memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi

Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.

ibrahim halil er
ŞİRİN FRANSIZCASI
Comme s’il pressentait que son heure était proche,

Grave, il ne faisait plus à personne une reproche ;

Il marchait en rendant aux passants leur salut ;

On le voyait vieillir chaque jour, quoiqu’il eût

A peine vingt poils blancs à sa barbe encore noire ;

Il s'arrêtait parfois pour voir les chameaux boire,

Se souvenant du temps qu’il était chamelier.

Il semblait avoir vu l’Eden, l’âge de d’amour,

Les temps antérieurs, l’ère immémoriale.

Il avait le front haut, la joue impériale,

Le sourcil chauve, l’œil profond et diligent,

Le cou pareil au col d’une amphore d’argent,

L’air d’un Noé qui sait le secret du déluge.

Si des hommes venaient le consulter, ce juge

Laissait l’un affirmer, l’autre rire et nier,

Ecoutait en silence et parlait le dernier.

Sa bouche était toujours en train d’une prière ;

Il mangeait peu, serrant sur son ventre une pierre ;

Il s’occupait de lui-même à traire ses brebis ;

Il s’asseyait à terre et cousait ses habits.


Il jeûnait plus longtemps qu’autrui les jours de jeûne,

Quoiqu’il perdît sa force et qu’il ne fût plus jeune.

A soixante-trois ans une fièvre le prit.

Il relut le Coran de sa main même écrit,

Puis il remit au fils de Séid la bannière,

En lui disant : " Je touche à mon aube dernière.

Il n’est pas d’autre Dieu que Dieu. Combats pour lui. "

Et son œil, voilé d’ombre, avait ce morne ennui

D’un vieux aigle forcé d’abandonner son aire.

Il vint à la mosquée à son heure ordinaire,

Appuyé sur Ali le peuple le suivant ;

Et l’étendard sacré se déployait au vent.

Là, pâle, il s’écria, se tournant vers la foule ;

" Peuple, le jour s’éteint, l’homme passe et s’écroule ;

La poussière et la nuit, c’est nous. Dieu seul est grand.

Peuple je suis l’aveugle et suis l’ignorant.

Sans Dieu je serais vil plus que la bête immonde. "

Un cheikh lui dit : " o chef des vrais croyants ! le monde,

Sitôt qu’il t’entendit, en ta parole crut ;

Le jour où tu naquit une étoile apparut,

Et trois tours du palais de Chosroès tombèrent. "

Lui, reprit : " Sur ma mort les Anges délibèrent ;

L’heure arrive. Ecoutez. Si j’ai de l’un de vous

Mal parlé, qu’il se lève, ô peuple, et devant tous

Qu’il m’insulte et m’outrage avant que je m’échappe ;

Si j’ai frappé quelqu’un, que celui-là me frappe. "

Et, tranquille, il tendit aux passants son bâton.

Une vieille, tondant la laine d’un mouton,

Assise sur un seuil, lui cria : " Dieu t’assiste ! "

Il semblait regarder quelque vision triste,

Et songeait ; tout à coup, pensif, il dit : " voilà,

Vous tous, je suis un mot dans la bouche d’Allah ;

Je suis cendre comme homme et feu comme prophète.

J’ai complété d’Issa la lumière imparfaite.

Je suis la force, enfants ; Jésus fut la douceur.

Le soleil a toujours l’aube pour précurseur.

Jésus m’a précédé, mais il n’est pas la Cause.

Il est né d’une Vierge aspirant une rose.

Moi, comme être vivant, retenez bien ceci,

Je ne suis qu’un limon par les vices noirci ;

J’ai de tous les péchés subi l’approche étrange ;

Ma chair a plus d’affront qu’un chemin n’a de fange,

Et mon corps par le mal est tout déshonoré ;

O vous tous, je serais bien vite dévoré

Si dans l’obscurité du cercueil solitaire

Chaque faute engendre un ver de terre.

Fils, le damné renaît au fond du froid caveau

Pour être par les vers dévoré de nouveau ;

Toujours sa chair revit, jusqu’à ce que la peine,

Finie ouvre à son vol l’immensité sereine.

Fils, je suis le champ vil des sublimes combats,

Tantôt l’homme d’en haut, tantôt l’homme d’en bas,

Et le mal dans ma bouche avec le bien alterne

Comme dans le désert le sable et la citerne ;

Ce qui n’empêche pas que je n’aie, ô croyants !

Tenu tête dans l’ombre au x Anges effrayants

Qui voudraient replonger l’homme dans les ténèbres ;

J’ai parfois dans mes poings tordu leurs bras funèbres ;

Souvent, comme Jacob, j’ai la nuit, pas à pas,

Lutté contre quelqu’un que je ne voyais pas ;

Mais les hommes surtout on fait saigner ma vie ;

Ils ont jeté sur moi leur haine et leur envie,

Et, comme je sentais en moi la vérité,

Je les ai combattus, mais sans être irrité,

Et, pendant le combat je criais : " laissez faire !

Je suis le seul, nu, sanglant, blessé ; je le préfère.

Qu’ils frappent sur moi tous ! Que tout leur soit permis !

Quand même, se ruant sur moi, mes ennemis

Auraient, pour m’attaquer dans cette voie étroite,

Le soleil à leur gauche et la lune à leur droite,

Ils ne me feraient point reculer ! " C’est ainsi

Qu’après avoir lutté quarante ans, me voici

Arrivé sur le bord de la tombe profonde,

Et j’ai devant moi Allah, derrière moi le monde.

Quant à vous qui m’avez dans l’épreuve suivi,

Comme les grecs Hermès et les hébreux Lévi,

Vous avez bien souffert, mais vous verrez l’aurore.

Après la froide nuit, vous verrez l’aube éclore ;

Peuple, n’en doutez pas ; celui qui prodigua

Les lions aux ravins du Jebbel-Kronnega,

Les perles à la mer et les astres à l’ombre,

Peut bien donner un peu de joie à l’homme sombre. "

Il ajouta ; " Croyez, veillez ; courbez le front.

Ceux qui ne sont ni bons ni mauvais resteront

Sur le mur qui sépare Eden d’avec l’abîme,

Etant trop noirs pour Dieu, mais trop blancs pour le crime ;

Presque personne n’est assez pur de péchés

Pour ne pas mériter un châtiment ; tâchez,

En priant, que vos corps touchent partout la terre ;

L’enfer ne brûlera dans son fatal mystère

Que ce qui n’aura point touché la cendre, et Dieu

A qui baise la terre obscure, ouvre un ciel bleu ;

Soyez hospitaliers ; soyez saints ; soyez justes ;

Là-haut sont les fruits purs dans les arbres augustes,

Les chevaux sellés d’or, et, pour fuir aux sept dieux,

Les chars vivants ayant des foudres pour essieux ;

Chaque houri, sereine, incorruptible, heureuse,

Habite un pavillon fait d’une perle creuse ;

Le Gehennam attend les réprouvés ; malheur !

Ils auront des souliers de feu dont la chaleur

Fera bouillir leur tête ainsi qu’une chaudière.

La face des élus sera charmante et fière. "

Il s’arrêta donnant audience à l’espoir.

Puis poursuivant sa marche à pas lents, il reprit :

" O vivants ! Je répète à tous que voici l’heure

Où je vais me cacher dans une autre demeure ;

Donc, hâtez-vous. Il faut, le moment est venu,

Que je sois dénoncé par ceux qui m’ont connu,

Et que, si j’ai des torts, on me crache aux visages. "

La foule s’écartait muette à son passage.

Il se lava la barbe au puits d’Aboufléia.

Un homme réclama trois drachmes, qu’il paya,

Disant : " Mieux vaut payer ici que dans la tombe. "

L’œil du peuple était doux comme un œil de colombe

En le regardant cet homme auguste, son appui ;

Tous pleuraient ; quand, plus tard, il fut rentré chez lui,

Beaucoup restèrent là sans fermer la paupière,

Et passèrent la nuit couchés sur une pierre

Le lendemain matin, voyant l’aube arriver ;

" Aboubékre, dit-il, je ne puis me lever,

Tu vas prendre le livre et faire la prière. "

Et sa femme Aïscha se tenait en arrière ;

Il écoutait pendant qu’Aboubékre lisait,

Et souvent à voix basse achevait le verset ;

Et l’on pleurait pendant qu’il priait de la sorte.

Et l’Ange de la mort vers le soir à la porte

Apparut, demandant qu’on lui permît d’entrer.

" Qu’il entre. " On vit alors son regard s’éclairer

De la même clarté qu’au jour de sa naissance ;

Et l’Ange lui dit : " Dieu désire ta présence.

- Bien ", dit-il. Un frisson sur les tempes courut,

Un souffle ouvrit sa lèvre, et Mahomet mourut.

Victor Hugo, le 15 janvier 1858.

DUA AYETLERİ


                  KUR’AN’DAN BAZI   DUA AYETLERİ

Hz.ADEM VE EŞİNİN DUASI

Ayetin meali
(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.(A'râf : 23) 


Ayetin  dua bölümü ve anlamı: 
 رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ين

"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.""  (A'râf; 23)
 
HZ. İBRAHİM’İN DUASI

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ﴿٨٣﴾وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٨٤﴾ وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ ﴿٨٥﴾

 وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ ﴿٨٧﴾     
"Ey Rabbim! Bana  hikmet ver  ve beni  salih kimseler arasına kat."
"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan eyle."
"Beni Naîm cennetinin varislerinden kıl."
 "(Kulların) diriltilecekleri gün beni mahcup etme!"(Şuarâ : 83,84,85, 87)

****

ربِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّـنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ ﴿٤٠﴾

رَبَّـنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟ ﴿٤١﴾   


«Ey Rabbimiz! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!»  İbrâhîm : 40

"Rabbimiz! Hesabın  görüleceği günde, beni, ana-babamı ve müminleri bağışla.  " İbrâhîm : 41

SÜLEYMAN  ALEYHİSSELAMIN DUASI
"(Süleyman) onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."  (Neml; 19)

Ayetin dua bölümü ve anlamı

 رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْملْ صَالِحا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ

" Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."  (Neml; 19)

HZ YUSUF’UN DUASI

 تَوَفَّن۪ي مُسْلِماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ

“… Benim canımı müslüman olarak al ve beni Salihler arasına kat."  (Yûsuf; 101)
 
Hz EYYÜB’ÜN DUASI

“Eyyûb'u da hatırla. Hani o Rabbine, "Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.” (Enbiyâ : 83)
Ayetin dua haline gelmiş hali:

رَبّ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ

Rabbim! Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin" Enbiyâ : 83

*******

ASHAB-I KEHFİN DUASI

"O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi."  (Kehf; 10)

 رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَداً

" Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!(göster) "  (Kehf; 10) 

PEYGAMBER EFENDİMİZE ÖĞRETİLEN  DUALARDAN…

"(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir."  (Tevbe;129)

Dua bölümü ve anlamı:

 حَسْبِيَ اللّٰهُۘ  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
“Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir."  (Tevbe; 129)

******

“Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!”( Mü'minûn : 97-98)

 Ayetlerin dua bölümü ve anlamı
رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ
 
 وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

"Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!"  (40/ 97)
"Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!"  (Mü'minûn; 98)

*******
"De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!""  (Mü'minûn; 118)

 رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ
 "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!""  (Mü'minûn; 118)

********
“Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver. “İsrâ : 80

 رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَص۪يراً   
“ Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver. İsrâ : 80

*******
"De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin." Âl-i İmrân : 26"Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin."  Âl-i İmrân : 27

Ayetlerin dua bölümü ve anlamı: 
 اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿٢٦﴾ 

 تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿٢٧﴾    
"Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin." Âl-i İmrân : 26

"Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin."  Âl-i İmrân : 27

 MÜMİNLERE ÖĞRETİLEN DUALAR:
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ﴿٨﴾ 

“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lutfu bol olan yalnız sensin.” Âl-i İmrân : 8
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ  اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ﴿٩ 
"Rabbimiz! Muhakkak sen insanları geleceğinde asla şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Şüphesiz Allah sözünden dönmez."  (Âl-i İmrân; 9)
********

"Onların sözleri ancak, "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et" demekten ibaretti. Âl-i İmrân : 147

Ayetin dua bölümü ve anlamı:
 رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلىَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ﴿١٤٧ 
“Rabbimiz!  günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!”
 (Âl-i İmrân, 3/147)

******
رَبَّنَٓا اِنَّـنَا سَمِعْنَا مُنَادِياً يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّـنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ
"Rabbimiz! Doğrusu biz ‘Rabbinize inanın!’ diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve  iyilerle birlikte canımızı al."  (Âl-i İmrân; 193)

  
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ
"Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vaad ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın.""  (Âl-i İmrân; 194)

**** 
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى
 الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

 "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara : 286)
*****

"Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır."  (Furkân; 65)



 رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماًۗ
اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً  ﴿٦٦﴾ 

" Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır."  (Furkân; 65)Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!"  (Furkân; 66)
********
"Onlar, "Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle" diyenlerdir."  (Furkân; 74)

 رَبَّـنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَاماً
 "Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle"   (Furkân; 74)

********
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım. (Ahkâf : 15)

رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً
تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ ل۪ي ف۪ي ذُرِّيَّت۪يۚ اِنّ۪ي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّ۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ   
"Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.”(Ahkâf : 15)
*****
"Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"  (Haşr; 10)

 رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا رَبَّـنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟
" Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"  (Haşr; 10)
****
"Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi."  (Mü'minûn; 109)

 رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ

 "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" ."  (Mü'minûn; 109)
*******
 
"Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır."  (Bakara; 201)

 رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
"Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru"  (Bakara; 201) 

HZ İBRAHİMİN YANINDA BULUNAN MÜMİNLERİN DUASI

 رَبَّـنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ)

رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır."  (Mümtehine; 4

"Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin." (Mümtehine : 5) 


ARŞI TAŞIYAN MELEKLERİ VE TAVAF EDEN MELEKLERİN DUASI
Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler). Mü'min : 7
 
 رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ
Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler)."  (Mü'min; 7)

رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ
"Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin!"  (Mü'min; 8)

وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ  وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟
"Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur."  (Mü'min; 9)

MÜMİNLERİN AHİRETTEKİ DUASI

رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
 " Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla (arttır eksiltme) ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter." Tahrîm : 8






    





MANŞET!

NİYET

Derviş, kendisini ziyarete gelen idealist gençlerin "Bu millet ve memleket için neler yapmalıyız?" sorusuna, aklının erdiği ...