SABRİ TANDOĞAN'DAN ANEKDOTLAR

   19 yıl evveldi. Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin, tıraş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir yazı gördüm. Lütfen diyordu tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın yanında bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayiine yardımcı olun.

Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde "İsveç çeliğinden yapılmıştır" diye yazardı. İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu

(Sabri TANDOĞAN/ GÖNÜL SOHBETLERİ / ll. CİLT)

--------

"...Teyzem, evladım tuz lazım oldu, büfeden alır mısın dedi. Bir büfe vardı. Aynı zamanda bakkal görevi yapıyordu. Gittim. Kuyrukta birkaç kişi vardı. Sıraya girdim, benden önce yaşlı bir beyefendi vardı. Sırası geldi. Büfeye yaklaştı, "bana şu parayı lütfen bozar mısınız" dedi. Çok edepli, saygılı bir kimse olduğu her halinden belli oluyordu.

Büfeci birden parladı. "Bugün herkes para bozdurmaya geliyor, burası banka mı" dedi daha bir takım sözler söyledi hırçın ve asabi idi. Cümleleri kurşun gibi çıkıyordu ağzından. Bir yandan parayı bozuyor bir yandan acı acı söyleniyordu.

Yaşlı zat tedirgin olmuş rengi sararmıştı. Birden müdahale etti. "Lütfen" dedi "paramı verin ben vazgeçtim bozulmaktan... " Bu kez büfeci iyice parladı hem bozdur hem bütünle derler bu ne biçim iş anlayamadım gitti türünden yine bir yığın laf etti. Onun üzerine yaşlı zat, 40 yıldır aklımdan çıkmayan şu sözlerle tartışmayı kapattı.

"Bozduğun paraya içinin bütün zehrini akıttın. Ben o parayı ağız tadıyla harcayamam. Güzellikle edep ile yapılmayan hiçbir işten hayır gelmez" dedi.

(Sabri TANDOĞAN/ GÖNÜL SOHBETLERİ /CİLT-2)

 ------------

  Bir zamanlar Ankara'nın meşhur şekercisi Ali uzun'un bir helvacı ustası vardı. O helvayı yemeğe doyum olmazdı. Ağzınızda eriyiverir, dağılıverirdi...  Bir gün kendisine bu kadar güzel helva yapmanın sırrını sordum. Tevazu ile başını önüne eğdi konuşmak istemedi. Sonra ısrar edince anlattı.

 Helva yapmazdan önce gusül abdesti alır, secdeye varır, başarılı olması için Allah'a niyazda bulunurmuş. Sonra imalathaneye girerken santrale haber bırakırmış, beni kim ararsa arasın, bağlamayın. Bu gün imalat günü dermiş. Helvanın yapılması bitinceye kadar kimseyle konuşmaz, ayetler, hadisler okurmuş. Helva bittikten sonra da iki rekat Şükür namazı kılarmış.

(Sabri TANDOĞAN/ GÖNÜL SOHBETLERİ Vl. CİLT)

 

 


UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN-3

UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN-3

"...BİR AVCI VURDU BENİ"

 Yıl 1974.  Ortaokul birinci sınıfın bittiği yaz tatili. Ağustos ayında ailemle birlikte tarlada bizim tabirle "deste taşıma" işi yapıyoruz.

Deste taşımak: Daha önce biçilip, taşınmak için uygun büyüklüklerde yapılan "deste" denilen ekin yığınlarının traktör römorkuna yüklenip köydeki harman yerine taşınması işidir.

Babam ve bir akrabam traktöre desteleri yüklüyorlar. Ben ve ablam yerde kalan ekinleri tırmık ve ananatla topluyoruz.

Traktör dolunca urganla bağlayıp onlar köye dökmeye gittiler, biz de ablamla kalan işleri tamamlayıp biraz istirahat ettik. O sırada elinde tüfek, önünde köpekle bir avcı gözüktü. Köpek önden gidiyor, bir şeyler arıyor, avcı da peşinde, eli tetikte gözü köpeğin hareketlerinde...

Köpek ve avcı bize doğru geliyorlar.

Babamın traktörle geldiğini görünce kalkıyorum. Köpek  elli adım kadar önümdeki destenin altından iki tane bıldırcın kaldırıyor. Avcı bıldırcınlara konsantra olmuş ki bizi fark etmiyor. iki el ateş...

 Bana saçmalar geliyor... bağırıyorum. Babam koşarak geliyor bir yandan da adama bağırıyor. Avcı bed beniz atmış korkarak geliyor.

Üst tarafımı soydular.Vücudumun çeşitli yerlerine dokuz saçma isabet etmiş. Yanık izleri var fakat kan yok.

Alel acele avcının minübüsüyle Kütahya Devlet Hastahanesine gittik.

Avcı, komşu köyden Avrupa'da çalışan ve tatil için gelmiş bir işçi imiş. Adamın korktuğu her halinden belli. Hastahanede çalışan bir köylüsünü buldu. Tutanaklar falan tutuldu. Şikayetçi olup olmadığımız soruldu babama. Babam şikayetçi olmadı. Hastanedeki kişi (avcının köylüsü) babamın da tanıdığı imiş. Belki o ikna etti bilmiyorum.

Zaten şikayetçi olsak adamın işi yaş. Dava sürerken yurt dışına çıkması problem olacak. adamın izni bitecek vesaire. Davacı olmadığımızda adam rahat nefes aldı.

(Daha sonra köylülerinden öğrendiğimize göre adamın gözlerinde de problem varmış.)

Filmler çekildi.Neticeler beklendi. O zamanlar filmin sonucunu bir kaç saatten önce alamıyordunuz. Saçmaların vücudu yakıp iz bıraktığı fakat içeri girmedikleri tesbit edildi. Bu da bizi rahatlattı. Gece saat 24 e doğru hastanedeki işimiz bitti.

Rabbimize hamdolsun bizi o zaman da korumuş. Kalıcı hasarlar da bırakabilirdi.

Daha sonraki zamanlarda çevremizde avlanma yüzünden ciddi yaralanmalar oldu. Yanlışlıkla ava beraber gittikleri arkadaşını öldürenler oldu.

Muhtemelen bu olayın etkisiyle hiç av merakım olmadı. Avlanmak zihnimde hep olumsuzluklar çağrıştırır.

Silahla kendim oynarım fakat yanımda silahla oynayanlardan rahatsız olurum. Silah atılan düğünlerden uzaklaşırım. Bir de camide özellikle cumaları belinde silah olan polislerin arkasına durmamaya gayret ederim. Rukuya vardığımızda silahın ucu  bana doğrulduğu için rahatsız olurum.

Hayvanlara olan merhametimin bu olayla ilgisi var mıdır bilmiyorum.

  Bir de bu olayla ilgili hatırladığım şey beni vuran avcı o günden sonra bizi ne aradı ne de sordu.!

 25/08/2020   Ali USLU       TAVŞANLI

SİZE BASİT GELEN BİR SÖZ BAŞKASININ HAYATINI KARARTABİLİR.

Birilerine karşı söylediğimiz bir söz veya yaptığımız bir davranış onların hayatında çok büyük değişiklikler meydana gelmesinin sebebi olabilir.

 Bu söz ve davranışlar olumlu olabildiği gibi, olumsuz da olabilirler. Fakat etkileri her muhatapta aynı olmayabilir.

Bunun değişik sebepleri olabilir.

Mesela, bazı kişiler daha hassas olurlarken, bazıları daha duyarsız olabilirler. Konuyla ilgileri veya o anki psikolojileri de etkili olabilir. Elbette başka sebepleri de vardır.

 Bu yazıda olumsuz yöndeki söz ve davranışlardan bahsedeceğim.

Bize göre çok basit olan bir söz veya davranış muhatabımızda hayat boyu sürecek travmalara sebep olabilir

 Mesela:

Küçükken korkuttuğunuz bir çocuk büyüdüğünde bile o şeyden veya o nesneden korkabilir.

 Küçükken bilinçaltına sokulan hayali varlıklar,  sebepsiz korkulara sebep olabilirler ve bu korkular ömür boyu devam edebilir.

 Bir yanlışına veya hatasına güldüğünüz bir çocuk veya delikanlı, ömür boyu sıkılgan, utangaç bir kişi olabilir.

 Bir işi yanlış yaptığında alay ettiğiniz bir çocuk veya genç hayatı boyunca kendine güvensiz bir kişi olabilir.

 Verdiği yanlış cevaba öğretmeni veya arkadaşları tarafından gülünen bir öğrenci,okulu bırakabilir veya okuma isteği tamamen kaybolabilir.

 Arkadaşları tarafından küçümsenen bir kişi, o anda kendisini kötü hissetmekten başlayıp depresyona kadar giden bir süreç izleyebilir.

Örnekleri çoğaltabiliriz.

İnşaallah başka yazılarımızda bunların yaşanmış örneklerinden dikkatimi çekenleri yazmaya çalışacağım.


KUR'AN DİNLERKEN...

 Kur'an dinliyorum.

"..Fezkurûnî ezkürküm.." ayeti okunduğunda düşüncelerim yoğunlaşıyor...

Yani " Beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim ( Beni anın ki ben de sizi anayım- Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlatayım) anlamları var.

Ne büyük bir nimet.

Rabbü'l-Alemîn tarafından muhatap alınmak, hatırlanmak, anılmaya değer bulunmak.

***

Ayetin tamamı:

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ

Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin. (Bakara : 152)

 


UNUTAMADIĞIM HATIRALAR-2

ANLAMADAN “HE” DEMEK.

Doksanlı yılların başları.

Milli Gençlik Vakfında arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Konu sabah namazının önemi. Rahmetli olan abilerimizden camcı Ali İhsan Gürsoy abi, bazen namaza kalkamadığını söyledi. Ona “isterse sabah namazı için telefon edebileceğimi” söyledim. Kabul etti.

"Telefon numaranız şu muydu? dedim, evet anlamında “hee” dedi.

Ertesi sabahtan itibaren her gün sabah namazı vaktinde, Ali İhsan abinin ev telefonunu üç kez çaldırıp kapatıyorum. (O zamanlar buralarda cep telefonu yok-veya yaygın değildi) Ev telefonlarında da arayan numara  telefonlarda  gözükmüyordu. 

Allah’tan bir hafta sonra, beraber şehir dışına gidecektik. Sabah namazından sonra çıkmak için kararlaştırdık.

Sabahleyin aynı saatte ben yine telefonunu aradım. Bu kez bir şey sormak için telefonu açmasını bekledim. Telefon açıldı. Ben “Ali ihsan abi” diye söze başlayınca karşıdaki ses kızgın bir şekilde:

“Ne Ali ihsan abisi yaa” diye öyle bir çıkıştı ki, o anda hatayı anladım. Fakat özür dileyecek durum bile yoktu. Telefonu kapattım.

Hemen  telefonları kaydettiğim telefon rehberi defterime baktım. Meğer bir numara farklı imiş.

Ben Ali ihsan abiye söylerken işte o farklı numarayı söylemiştim. O da tam dinlemeden “hee” demiş.

O gün beraber şehir dışına gitmeseydik,sabah sabah o numaranın sahiplerini daha ne kadar rahatsız edecektik…

Adam, belki savcılığa müracaat edip kendisini rahatsız edenin bulunmasını isteyecekti ki, hakikat anlaşılıncaya kadar neler olurdu? Ne tür dedikodular yayılırdı ilçede.

Neyse Rabbimiz korudu da olumsuzluklarla karşılaşmadık.

Buradan kendime şu dersleri çıkardım.

1-İyice anlamadan “hee” demenin yanlışlığını.

2-Bu tür mevzularda kişi “tamam” dese bile doğruluğunun teyit edilmesinin önemi.

Bu vesile ile yardımsever, gani gönüllü insan Ali İhsan GÜRSOY abimize de Allah Teala’dan rahmetler diliyorum. Mekanı Cennet olsun.

20/08/2020  -    Ali USLU -     TAVŞANLI

BİZ ÇİFT DÜNYALIYIZ KARDEŞİM

  Derviş, kendisini  ziyarete gelen arkadaşının anlattığı bazı kimselerin yaptığı haksızlıkları, olumsuzlukları hiç sözünü kesmeden dinledi.
Arkadaşı sözünü bitirdiğinde Ona dedi ki:
-Ah be kardeşim!
Biz çift dünyalı kimseleriz. Buna kesin olarak inanıyoruz.
Şayet öyle olmasaydı biz de istediğimizi yer, içer, gezer, eğlenir. İstediğmize verir istediğimizden alırdık. Kimse bize de bir şey diyemezdi belki.
Ne varki her icraatımızın hesabını vermek üzere yaşıyoruz.
Bundan dolayı hesap günü gelmeden hesaplı hareket etmek durumundayız. 

UNUTAMADIĞIM HATIRALAR-1

     ADLİYEDE

1979/80 Eğitim-öğretim yılında Kütahya IHL. den mezun olmuştum. Parasız yatılı okuduğumuz için o dönemde mecburi hizmetimiz vardı. Yani, imamlığa başlamam gerekiyordu. (Görev almayanlar devlete tazminat ödüyordu) Fakat bir engelle karşılaştık. Yaşımız 18 olmadığından memur olabilmem için mahkemeden kaza-i rüşd belgesi(*) almam gerekliymiş.

   Muhtemelen haziran veya temmuz ayıydı. Tavşanlı Sulh hukuk mahkemesine dilekçe yazdık. İmza için bir yere gönderdiler. Bahsedilen odaya vardım dilekçeyi verdim. 

Memur dilekçeye bakıp "baş katibe git" dedi. Hay hay efendim deyip baş katibin odasına vardım. Dilekçeyi verdim. O zat da dilekçeye bakıp Cemal'e git  dedi. (Burası demin uğradığım yerdi. Neyse tekrar Cemal beye gittim. Kapıyı tıklattım. Adam beni görünce dilekçeye bakmadan "başkatibe git" dedi. Beni o gönderdi dememe fırsat vermedi. Baş katibe tekrar gittim. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Baş katip kafasını salladı "Cemal'e git" dedi Efendim O beni buraya gönderdi dediysem de sert bir şekilde "Cemal'e git" dedi. Tekrar Cemal beye gittim. Kapıyı tıklattım girdim. Yüzüme baktı ve "başkatibe git" dedi. Ne olduğunu anlayamıyorum sinirlerim gerilmeye başladı. Baş katibe gittim tekrar kapısını çaldım Adam yüzüme baktı bir şey demeden kalktı, kolumdan tuttu Cemal'in odasına kadar getirdi, kapıyı gösterip işte burası dedi. Kendimi aptal yerine konulmuş birisi gibi hissettim. Tekrar kapıyı tıklattım içeri girdim. Adam yine "başkatibe git" deyince patladım. "Şimdi kolumdan tutup kapıya kadar o getirdi" diye gürledim. Burnumdan soluyorum. Cemal bey dilekçeyi aldı ve imzaladı.

    Neden böyle yaptıklarını bir türlü anlayamamıştım. Sonra büyüklerimle bu durumu paylaştığımda sebebini öğrendim. Meğer o memur benden rüşvet istiyormuş.

   Liseyi yeni bitirmiş beş parasız gençten rüşvet istiyormuş ...

(*)Kaza-i rüşd belgesi. Kişinin rüşdüne ehil olduğu Her türlü hukuki sorumluluğa haiz olduğuna dair bir belge.

Mahkeme gün veriyor. Anne-baba "çocuğumuz her türlü sorumluluğu alabilir" diye mahkemede muvafakat veriyorlar. İkinci aşamada kolumuza resmi mühür vuruluyor ve yazıyla hastaneye sevkediyor. Doktor da fiziki duruma bakıp onay verirse, son olarak hakim de onay verirse kaza-i rüşd belgesi alınıyor.

   

 


İRONİ

  Değerli kardeşim! Akşam yemeği  fotoğrafınızı paylaşmışsınız. Fakat bazı yemeklerin ne olduğu konusunda tereddüt ettim. Lütfen daha ayrıntılı paylaşıp bizleri merakta bırakmayınız.

  Her akşam yediği yemeği paylaşan kardeşim! Dün akşam yemeğinizi paylaşmayı unutmuşsunuz. Takipçileriniz merakta kaldılar. Hatta bazıları geç saate kadar uyuyamadılar.

    Değerli dostum! Tatilde gezdiğin yerleri tüm yerleri paylaşmışsın ama oradan oraya nasıl, ne ile ve kimlerle gittiğini paylaşmamışsın. Bu bizde çok büyük merak uyandırdı.

     Sık sık aile fotoğrafı paylaşan kardeşim! Aile fertlerini sima olarak tanıdık. Fakat sağdan sola isimleri, yaşları, tahsilleri hatta hobileri v.b. hakkında bilgi verirseniz memnun oluruz. İnsan merakta kalıyor.

   Her saat neler yaptığını, o anki psikolojik durumunu paylaşan kardeşim! Geceleyin kaç kez uyandığınızı, rüyanızda neler gördüğünüzü yazmıyorsunuz. Fakat takipçileriniz sizin her halinizi merak etmekteler. 


BU İŞİN LİMİTİ YOK.

 Sosyal medyadaki paylaşımlardan ve çevreyi( şehir, ülke, dünya) gözlemleyebildiklerimden çıkardığım sonuç:

İnsanoğlu için alçalmada ve yükselmede sınır yok...
 


SÖZ ÜZERİNE

Dervişe dediler ki :

-Derviş! sözü nasıl söylemeliyiz?

Derviş biraz düşündü ve:

-Size söyleyeceğim şeylerin bir çoğu bu konuda daha önce söylenmiş  sözleridir. Lakin hangi sözün kime ait olduğunu bilemem. Yani bu konuda aktardığım sözlerin çoğu bana ait değildir. Bu böyle biline." dedikten sonra devam etti.

Efendim,  Araplarda bir atasözü vardır el-lisanü mizanul akl. Yani dil aklın ölçüsüdür diye.

Bir kişinin zikri ,fikri düşüncesi iç alemi bilgi düzeyi karakteri vesaire çoğu kez konuşmasından anlaşılır.

 Kuran-ı Kerimde Rabbimiz sözle ilgili şöyle buyuruyor:

"Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Yoksa şeytan aralarını bozar..." (İsrâ : 53)

Gerçekten de dikkatsizce, özellikle öfkeyle söylenmiş sözler sebebiyle nice dostluklar sona ermiş, nice yuvalar dağılmıştır.

Yine Rabbimiz Ahzap:70. ayette " doğru söz söyleyin" diye emrederken, Hacc :30 da "yalan sözden kaçının" buyurur

Nisa 148 de ise "Allah çirkin sözün açıkça söylenmesini sevmez..." Buyurarak herşeyi konuşmamamız, bu konuda seçici davranmamız konusunda bizi uyarır.

Yine K.Kerimde Hz. Musa'ya Firavuna gidip yumuşak söz söylemesi tembihlenmiştir ki Firavuna bile yumuşak söz söylenmesi gerekiyorsa birbirimize nasıl nasıl konuşmamız hemen anlaşılabilir. 

 Peygamber efendimizin konu ile ilgili tavsiyelerinden birisi şöyledir:

 Mealen:"Ya hayır söyle ya da sus."

Çünkü her sözümüz amel defterimize kaydediliyor. Yarın ya lehimizde ya da aleyhimizde delil olacaktır.

 Meşhur bir atasözümüzde

"Söz gümüşse sukut altındır." Denilmiştir.

 Uzak doğuya ait bir söz var aklımda:

"Konuştuğunda bildiklerini tekrara etmiş olursun. Ama dinlersen yeni şeyler öğrenebilirsin."

 Efendim, söz:

*Uygun zamanda, uygun yerde ve uygun muhataba söylendiğinde değerlidir.

*Meramımızı ifade edecek en uygun kelimeler seçilmelidir. Kısa öz ve net olmalıdır.

*Söz de  muhatap da yorulmamalıdır.

*Söz muhatabın doğru anlayacağı kadar açık ve net olmalıdır.

*Konuşurken dinleyenleri gözlemek gerekir.

Eğer hatır için dinliyorlarsa derhal konuşma bırakılmalıdır.

*"Sözün tamamı ahmaka anlatılır" diye bir atasözümüz vardır. Bu durum herkesin anlayabileceği mevzular içindir. Bazı özel mevzular en ince detayına kadar anlatılması gerekebilir.

*Allah Teala iki kulak bir ağız vermiş; ki iki kez dinleyip bir kez konuşmak lazım.

Fakat dilimizi de etten ve kemikten iki duvar arkasına hapsetmiş ki rastgele konuşulmasın."

*Rastgele söylenmiş sözler özensiz yakılmış ateşe benzerler. Bazen büyük yangınlara sebep olabilirler. Bu sebeple nice ocaklar sönmüş, nice yiğitler toprağa düşmüştür.

 Atalarımız sözün nasıl söyleneceğini dair bir deyim bırakmışlar bize:

"Doha vardır öküz durdurur, doha vardır saban kırdırır"

 *Yunus Emre ne güzel demiş:

Söz ola götüre başı,

söz ola bitire savaşı,

söz ola ağulu aşı

yağ ile bal ede bir söz."

Yunus Emre'nin bu şiiri halk arasında

"söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı" şeklinde meşhur olmuştur.

 *Söz namustur" sözünü de iyi anlamak gerekir.

Efendim biz de sözü fazla uzatmayalım ki kendimizle çelişkiye düşmeyelim.

12/08/2020.  Ali USLU  - TAVŞANLI

AH BİR ANLAYABİLSEM!..

 Gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, "ah bir anlayabilsem" diyor ve kısık sesle tekrar ediyordu derviş.

Oradan geçmekte olan bir dostu, dervişin yanına yaklaştığı halde, derviş, geleni fark etmeden söylenmeye devam ediyordu:

"Ah bir anlayabilsem..."

"Anlayamadığın şey nedir derviş?" diye seslendi arkadaşı.

Derviş toparlandı, arkadaşına baktı ve cevap verdi.

Çok özel şeyleri (mahrem şeyler dahil) sosyal medyada herkese açık hale getirmenin  ne ile alakalı olduğu meselesini bir türlü anlayamıyorum.

 Bu durum:

Psikolojinin konusu mudur?

Sosyolojinin konusu mudur?

Psikiyatrinin konusu mudur.?

Ahlak biliminin konusu mudur. ?

Adabı muaşeretin konusu mudur.?

Veya başka bir şeylerin konusu mudur?

Bir türlü anlayamıyorum. Hem de mahremiyete çok önem verilen bir geleneğimiz olduğu halde. 

Sonra arkadaşına ciddi bir yüz ifadesiyle sordu:

“ Sen anlayabiliyor musun.?” 


SAĞLAM KARAKTER (ile ilgili değişik zamanlardaki yazılarım)

 Karakteri sağlam bir kişi,

Üstlerine dalkavukluk, astlarına despotluk yapmaz.

***

Sağlam karakterli kişi,

Zengine farklı, yoksula farklı muamelede bulunmaz.

***

Karakteri sağlam  kişi, 

Kimsenin hatırı için "hee", veya "yoo" demez.

Duruma göre belki susma hakkını kullanabilir.

O, hakkın ve haklının yanındadır.

***

"Bazı insanlar köle ruhludurlar (köle tabiatlıdırlar)

Ellerine imkan fırsat geçtiği zaman despot kesilirler, zulmederler.

Ellerinden imkan alınınca bu sefer de yalaka olurlar el-etek öperler."

Bu düşüncenin, kelime kelime olmasa bile anlam olarak Sokrat'a ait olduğunu okumuştum.

***

Hz Yusuf ne güzel bir insandır.

Köleyken de, zindanda kalırken de, vezirlik yaptığı zaman içerisinde de kişiliğinde bir değişiklik olmamıştır.

***

TAŞLARIN KARAKTERİ

Taşlar da çeşit çeşittir. Kuru yerde ve gölgede hepsi de uzun süre özelliklerini muhafaza ederler.

Ne zaman su ile temas ederler bazıları dağılmaya başlarlar. Bazı taşlar az bir su ile yapıları bozulurken bazıları yıllarca nehirlerde , göllerde bozulmadan kalabilirler.

 Bazı taşlar da hava şartlarına göre (güneş, nem, yağmur, rüzgar gibi) değişim gösterirlerken, bazıları bunlardan etkilenmezler.

  İnsanlar da karakter yönünden taşlara benzerler...

Bazılarının kişiliğini makam-mevki, zenginlik, sosyal çevre gibi faktörler bozabilirken, bazıları bunlardan pek etkilenmezler

"Güç bozar' diye yaygın bir deyiş vardır, aslında güç insanın gerçek tıynetini, iç benliğini, karakterini açığa çıkarır. Ketlenmeler, örtüler ortadan kalkar ve kişinin aslında ne olduğu, ayan beyan ortaya çıkar."

Kemal SAYAR (psikiyatri profesörü)
***

Şahsiyeti olmayanın davası da olmaz. 

(Mehmet SÜRMELİ)

PANDEMİDE DÜĞÜNLER (ile ilgili yazılarımızın toplamı)

 DÜĞÜNLERE DİKKAT

 Tavşanlı'da bir düğünden covit bulaşan damat tarafından tanıdıklarımın sayısı şu ana kadar 17

 Beş kişi hastanede tedavi görüyor.

 Kız tarafında ne kadar var bilmiyorum.

 Bir de onların  hastalık belirtisi ortaya çıkmadığı zamanlarda bulaştırdıkları kimseler olabilir. Bunlar da zamanla ortaya çıkar.

 Hatır -gönül yapayım derken hastalık kapmayalım.

*****

 PANDEMİ DÖNEMİNDE DÜĞÜNLER

 Yemeksiz olsa...

 Çünkü:

 *Yemekte mecburen maskeler çıkarılıyor.

 *Birliktelik zamanı uzuyor.

 *Masa düzeninde karşılıklı oturuluyor. Bunlar da bulaşı riskini artırıyor.

 Sadece nikah olsa. Davetliler mesafeli olarak sandalyede sinema usulü otursa ve kısa sürede bu iş bitirilse.

 Çıkışta küçük bir ikram olsa.

 Daha iyi olmaz mı?

 

DÜĞÜNÜ YEMEKSİZ YAPMAK İSTİYORUM FAKAT:

 1-Şimdiye kadar birçok düğüne davet edildik ve oralarda yemek yedik. Şimdi onlara yemek ikram etmezsek ayıp olur.

 2- Çevremizdekiler bizi cimrilikle suçlarlar. Bizi ayıplarlar Biz de bu durumdan çok rahatsız oluruz.

 Diyorsanız şöyle bir önerim var:

 Yaklaşık yemek maliyetini hesaplayıp, garip gurebanın yemek yediği bir kuruma bağışlayabilirsiniz

 Mesela: Çocuk Esirgeme Kurumu, Afrika'daki yetimlere bakan kurumlar, fakirlere yemek dağıtan aş evleri gibi.

 Makbuzunu davetiyeye basabilir veya düğün salonunun girişine büyüterek asabilirsiniz.

 Altına da kibar bir şekilde:

  "Çok değerli davetlilerimiz, pandemi dolayısıyla sizin ve çevrenizdekilerin sağlığını düşünerek, ikram edeceğimiz yemeği sizin adınıza yetimlere/yoksullara ikram ettik. Anlayışınız için teşekkür ederiz"

 Gibi bir cümle yazabilirsiniz.

SÖYLEMEK- YAPMAK

Bir kişinin bir dakikalık güzelce ellerini sabunla yıkaması, temizliğin öneminden bahseden konferans vermesi, yazılar yazmasından daha iyidir kendi bedenine fayda açısından.

Bir kişinin yarım saat temiz havada yürümesi, yürümenin,egzersiz yapmanın faydalarını saatlerce anlatması veya sahifelerce yazmasından daha yararlıdır kendi bedeni açısından.

Kişinin dengeli beslenmeye dikkat etmesi de onunla ilgili kitap yazmasından daha faydalıdır kendi bedenine yarar sağlaması bakımından.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Diş sağlığı, ikili ilişkiler, ibadetler, güzel ahlak vb konularda o şeyi uygulamak anlatmaktan,çok daha değerlidir.

Haa uyguladıktan sonra başkalarının yararlanması için anlatmanın bir sakıncası yoktur diye düşünüyorum.

 


BİR GÜN BU MAKAMDAN AYRILACAĞINIZI UNUTMAYIN

    Yeni bürokrat olmuş iki öğrencisi dervişi ziyarete gelmişlerdi.

 Hal hatır sorma faslından sonra  derviş dedi ki;

Gerçi telefonda tebrik etmiştim ama tekrar yeni görevleriniz hayırlı olsun. Rabbim layıkıyla hizmet edebilmeyi nasip eylesin.

Genç bürokratlar teşekkür ettiler. Birisi müsaade alarak dedi ki:

Hocam! bizim fazla vaktimiz yok. Arkadaşımla sizi ziyaret edip hayır duanızı almak ve bu konuda nasihatiniz olursa dinlemek için geldik.

   Derviş, ziyaretten memnun olduğunu aktardı. Onların başarılı olmaları ve istikametten ayrılmamalarını Rabbü’l -Aleminden niyaz eyledi.

 Sonra dedi ki:

Gençler! Başlangıcı olan her şeyin mutlaka sonu da vardır. İnsan hayatı böyle olduğu gibi, küçük-büyük görevler, makam -mevkiler de böyledir. Bulunduğunuz makam-mevki ne olursa olsun bir gün sona ereceğini unutmayın.

Şimdi birkaç kısa hatırlatmada bulunayım.

Birincisi, makamlar birer emanettir. Sizin kendi mülkünüz değildir. Buralarda tasarrufta bulunurken bu bilinçte olursanız dünya ve ahirette bu konuda rahat edersiniz. 

İkinci olarak, makam-mevki sahibi olanlarda müşahede ettiğim durum şudur.

Bazıları makamı bir elbise olarak telakki ettiler. Görevleri bittiğinde veya ayrılmak durumunda kaldıklarında bunu elbiseyi çıkarmak olarak değerlendirdiler. Normal elbiselerini giyip hayatlarına devam ettiler.

Fakat bazıları makam-mevkiyi vücutlarının bir organı (veya vücutlarına takılmış protez bir organ) gibi gördüler. Oradan ayrılmak durumunda kaldıklarında bunu bir organlarını kaybetmek gibi algıladılar. Bu onlara çok ağır geldi.

Sizler bunun bilincinde olunuz. Bulunduğunuz makamı bir gün çıkaracağınız kıymetli bir elbise olarak düşününüz. Hatta işten mesaiden sonra o elbiseyi çıkarıp normal giysilerinizi giyiniz. Gittiğiniz her yere o giysilerle gitmeyiniz ki İleride zorluk çekmeyesiniz.

Üçüncü olarak, eski dostlarınızı ve onların uyarılarını dikkate alınız. Makamınızdan dolayı elbette çevreniz genişleyecektir. Bu yeni arkadaşlarınızın ne kadarının samimi, ne kadarının menfaat icabı dost olduğunu o makamdan ayrıldıktan sonra anlayabilirsiniz.

 Dördüncüsü sizi yüzünüze karşı övenlere karşı dikkatli olun. Bu tür övgüler nice yiğitlerin ayağını yerden kesmiş, hakikati ancak yere düştüklerinde anlayabilmişlerdir.

Son olarak, Sakın adaletten ayrılmayınız, ve makamınızı kullanarak kimseye haksızlık yapmayınız. Eğer haksızlık yapmanız yukarıdan istenirse  direniniz. Yapılan her haksızlık ahirette büyük problem olarak bize döner.

Rabbim niyetinizi ve işlerinizi düzgün eylesin. Hayırlı icraatlarınızde yardımcınız olsun. Kötülerden ve kötülüklerden korusun.

   Genç bürokratlar çok teşekkür ederek müsaade istediler. Giderlerken gözlerinde memnuniyet, zihinlerinde dervişin nasihatleri vardı 

   

 


MANŞET!

ÖLÇÜMÜZ GAYET AÇIK VE NET.

"İyilik ve takvada yardımlaşın, düşmanlık ve günahta yardımlaşmayın."( Maide 2. ayet) Ölçümüz gayet açık ve net. İnsanlara ve ...