DUANIN BEREKETİ

UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN...

(DUANIN BEREKETİ)

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden henüz bir kaç hafta geçmişti. (Üniversiteyi kazanmış, fakültenin açılmasını bekliyordum)

Bir iş için köyümden (Şahmelek) Kütahya'ya gitmek üzere yola çıktım

Tavşanlı-Kütahya arası FİLİZ kooperatifine bağlı, muhtemelen 12 -15 kişilik küçük ford minübüsler çalışırdı. Onlardan birisine bindim.

Giderken jandarmanın yolda arabaları çevirdiğini gördük. Yaklaştığımızda bir er arabamızı sağa çekmemiz için işaret verdi. Önümüzde birkaç tane daha araba vardı.

O sıralar yollarda sık sık kimlik kontrolü yapılırdı. Kimliği olmayanların hele gençlerden ise sıkıyönetim komutanlığına götürüldüğünü, kapalı spor salonuna toplandığını, mahkemeye çıkıncaya kadar günlerce orada bekletildiklerini, dayak atıldığını duymuştum.

Sıramızı beklerken kimliğimi kontrol için elimi ceketimin iç cebine attım, kimlik yok... Öbür cebime baktım orada da yok. Sırtımdan sıcak su yürüdü. Tekrar baktım, pantolonumun cebine baktım yok... Her zaman ceketimin cebinde duran kimliğim yok. Evden çıkarken de kontrol etmemiştim.

O anki psikolojimi anlayabilirsiniz. İçimden öyle samimi dualar ediyorum ki, bir çıkış yolu istiyorum Rabbimden. O’na sığınıyorum…



Sıra bizim arabaya geldiğinde jandarma kimlik kontrolü yapılacağını söyledi ve arka taraftan kontrole başladı. Minübüs dar olduğu ve ayakta durmak eğilmeden mümkün olmadığından bir ayağını arabaya koyup boynunu uzatarak kimlik kontrolü yapıyordu. Benim arkamdaki şahsa sıra geldiğinde, kimliğinde mi bir problem vardı yoksa şahsın kimlik gösterme şeklinde mi problem vardı bilmiyorum, jandarma şahsa çıkıştı. O da bir şeyler söyleyerek kendini savundu falan derken iş biraz uzadı. Sonra durum sakinleşti. Jandarma kafa karışıklığıyla bana kimlik sormadan öbür koltuktakilere yöneldi. Ve beni atladı.

Tabii biraz rahatladım ama kontrol bitinceye dek tedirginliğim devam etti. Kontrol bitip “iyi yolculuklar” denildiğinde öyle rahatlamıştım ki…

Arabadan ininceye kadar bütün samimiyetimle duama icabet eden Rabbime hamd ve şükür ettim.

O hatıram duanın gücünü bizzat hissettiğim anlarımdan birisidir.

Belki de o durumun etkisiyle yola giderken kimliğimi ve diğer evrakımı kontrol ederim.

09/04/2021 Ali USLU/ TAVŞANLI

 

İÇ SIKINTISI...

 İÇ SIKINTISI

Sebepsiz yere can sıkıntısı mı çekiyorsun?
Sıkıntı senin içindeyse şayet, evinin genişliği hatta Dünyanın genişliği sana fayda vermez.
Bir şeyleri değiştirince, veya mekanları değiştirince sıkıntının gideceğini zannedersin. Fakat bu zan boşunadır.
Çünkü problem senin içinde ve gittiğin her yere onu da götürüyorsun.
Bu ağzı kokan kişinin gittiği her yerde kokuyu duymasına benzer.
Çare var mıdır?
Evet, Yüce Kitabımız çareyi gösteriyor:
“…Dikkat edin!
Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.” (Ra’d/ 28)
Farklı yerlerde boş yere huzur arama.
Huzur yanıbaşında, seccadende...

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÖNÜNE GEÇMEYİNİZ

 PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÖNÜNE GEÇMEYİNİZ

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

 Meal

"Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir."  (Hucurât; 1)

TEFHİMÜL KURAN

1. Allah'ı Rabbi ve Allah'ın Peygamberi'ni rehberi ve doğru yolu gösterici olarak kabul eden kişi, bu inancında doğru ve samimi ise Allah'ın ve Rasulü'nün bir buyruğu olup olmadığını, varsa ne olduğunu araştırıp öğrenmeden kendi kendine fikirler ve görüşler ortaya süremez. Bu, imanın ilk ve temel şartıdır. Bu bakımdan ikaz olarak buyrulmaktadır ki, Ey iman edenler! Allah'ın ve Rasülü'nün önüne geçmeyiniz, yani onların önüne geçerek yürümeyiniz, arkadan yürüyünüz, öne geçen olmayınız, peşisıra giden olunuz.

 Bu buyruğun kendi hükmü içinde, Ahzab Suresi'nin 36. ayetinde, daha ileri düzeyde bir yaklaşımı vardır. Orada (Ahzab Suresi'nde): "Allah ve Rasülü'nün hüküm koyduğu konularda hiçbir müslümana kendi kendine karar verme yetkisi bırakılmamıştır," manasında bir hüküm vardır. Burada da (Hucurat Suresi'nde): "İman edenlerin muamelat ve hareketlerinde önden giderek kendiliğinden kararlar almaması, ilk önce Allah'ın Kitabı ve Peygamberin Sünneti'nde bu konularda ne gibi emirler buyrulduğunun araştırılması gerektiği" şeklinde bir ihtar vardır.

 Ayrıca bu durum müslümanların sadece şahsi işlerine münhasır kılınmamıştır. Bilakis onların her çeşit sosyal ilişkilerine de şamil olmaktadır. Aslında bu, İslam anayasasının temel maddesidir ve İslam devleti, onun adalet mekanizması ve meclisi de bu hükme uymak zorundadır. Bu hükmün dışında ve karşısında serbest bir karar alınamaz.

Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace tarafından da şu hadis, sahih isnadlarla rivayet edilmiştir: "Peygamber (s.a), Hz. Muaz b. Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken ona şöyle sormuştur: "Ey Muaz! Neye göre hüküm vereceksin?" Muaz: "Allah'ın Kitabı'na göre" diye cevapladı. Hz. Peygamber (s.a) "Allah'ın Kitabı'nda herhangi bir konuda hüküm bulamazsan neye müracat edeceksin?" diye sordu. Muaz: "Allah'ın Rasulü'nün Sünneti'ne müracaat ederim" dedi. Hz. Peygamber (s.a): "Onda da bulamazsan?" diye sordu. Muaz: "O zaman ben kendim içtihad ederim," dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) onun göğsüne elini koyarak: "Peygamber'in temsilcisine Peygamber'in sevdiği yolu benimseten Allah'a hamd olsun," diye buyurdu. Allah'ın Kitabı'nı ve Peygamberin Sünneti'ni kendi karar ve kanaatlerinin üstünde tutmak, daha doğru karar verebilmek için herşeyden önce onlara müracaat etmek, bir müslüman yargıç ile müslüman olmayan yargıç arasındaki ayırıcı farktır. Bunun gibi kanun koyma konusunda da ilk kaynağın Allah'ın Kitabı, daha sonra da Allah'ın Rasulü'nün Sünneti olduğu konusunda ittifak edilmiştir. Bu ikisine karşı veya bunlarla ilgisiz bir kararda bütün ümmetin icma'ı olsa bile alınan karar geçerli (meşru) değildir. Kaldı ki ümmetin fertlerinin kıyas ve içtihadı tek başına ne değer taşıyabilir? 2. Yani eğer Allah ve Peygamberini önemsemeyip kendi kendinize hüküm verir ve rastgele görüşlerinizi, Allah'ın ve Peygamberi'nin emirlerinin üstünde tutarsanız biliniz ki bütün sözlerinizi duyan ve niyetlerinizi bilen Allah'la karşılaşacaksınız.

 KUR'AN YOLU TEFSİRİ

Geçmeyin” şeklindeki tercüme, aslında geçişli olan lâ tükaddimû fiilinin  nâdiren geçişsiz  de olabileceği  ve  burada  bu ikinci kullanımıyla yer aldığı yorumuna dayanmaktadır (bk. Şevkânî, V, 68). Bazı kıraatlerde bu kelime, “geçmeyin” anlamında lâ tekaddemû şeklinde de okunmuştur. Ancak kelimenin  geçişli okunuşuna dayanan diğer yorumları  da kapsayacak şekilde bunu “geçmeyin (başkalarını da geçirmeyin)”  şeklinde anlamak yerinde  olacaktır.

 Bu yasaklamaya göre mümin, gerek hüküm, karar ve tercihlerinde  ve gerekse davranışlarında Allah ve resulünün  önüne geçmemekle yükümlü kılınmaktadır. Yalnızca “Allah’ın...” demek yeterli olacağı halde resulün de zikredilmesi,  onun dinin tebliği yanında dini açıklama, uygulama ve ilâhî bildirime dayalı olarak tamamlamadaki önemli  rolüne işaret edilmekte; resule itaatin de dolaylı olarak Allah’a itaat mânasına geldiği  gerçeğinin  altı çizilmektedir.

 Hz. Peygamber  zamanında, onun yanında bulunan müminler, hem irade ve kararda hem de fiil ve davranışta onun önüne geçmemek, onu beklemek, gözetmek, peşinden gitmek, izni ile hareket etmek durumundadırlar. Onun bulunmadığı yer ve zamanlarda “öne geçmemek ve geçirmemek”,  dine aykırı bir karar vermemek, bir şey yapmamak mânasına gelmektedir.  “Allah ve resulünün önüne geçirmemek”  de, önemi ve değeri ne olursa olsun –kişinin kendi nefsi dahil– hiçbir kimsenin  irade ve rızasını, Allah ve resulünün  irade ve rızasının önüne geçirmeme, onu buna tercih  etmeme, önceliği ilâhî  irade ve rızaya verme anlamına gelmektedir.

PEYGAMBERİMİZE SAYGISIZLIK AMELLERİMİZİ İPTAL EDEBİLİR

PEYGAMBERİMİZE SAYGISIZLIK AMELLERİMİZİ İPTAL EDEBİLİR

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ ﴿٢﴾ 

"Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir."  (Hucurât; 2)

TEFHİMÜL-KURAN

3. Bu, Peygamber'in (s.a) meclisinde oturanlara ve onun emrinde ve hizmetinde bulunanlara verilen bir terbiyevi davranış şeklidir. Bu ayetin iniş sebebi de, Peygamber'le (s.a) ilişkide bulunan ve onunla sohbet edenlere, (ona) hürmet etme konusunda son derece dikkat etmelerinin gerektiğini anlatmak içindir.

 Hiç kimsenin sesi o yüce Peygamber'inkinden daha yüksek ve fazla olmamalıdır. Peygamberimizle konuşurken rastgele birisiyle veya kendi seviyelerindeki biriyle konuşulmadığı unutulmamalıdır. Allah'ın Rasulü ile konuşuyorlar; bu bakımdan rastgele bir insanla konuşma ile Peygamber'le konuşma arasında fark olmalı ve hiçkimse onun seviyesinden daha yüksek bir sesle konuşmamalıdır.

Her ne kadar bu edep ve terbiye Hz. Peygamber'in (s.a.) devrinde bulunan insanlara Peygamber'le nasıl konuşacakları öğretilmişse de, daha sonra gelen insanlar da Hz. Peygamber'in (s.a.) mübarek adı anılınca veya onun bir buyruğu anlatıldığında yahut hadisleri okunduğunda aynı edebi göstermelidir. Bununla birlikte bu ayette imalı olarak: İnsanların, kendilerinden büyük kişilerle konuşurken nasıl hareket etmeleri gerektiği de açıklanmaktadır. Bir kişinin hürmete layık, manevi değerlere sahip büyük zatların önünde kendi arkadaşları veya sıradan insanlara davrandığı gibi davranmaması gerekir.

 4. Bu ayetten, Hz. Peygamber'in (s.a) konumunun ne kadar mühim ve yüce olduğu anlaşılmaktadır. Makamı ne kadar yüce olursa olsun, Hz. Peyamber'in (s.a) dışında bir kimseye yapılan hürmetsizlik, Allah indinde "küfür" olarak tavsif edilmez. Böyle bir davranış en fazla bir kabalık, bir saygısızlık addedilir. Fakat Hz. Peygamber'e karşı yapılan bir saygısızlık, kişinin ömrü boyunca yaptığı hayırlı amelleri zayi edecek kadar büyük bir günahtır. Çünkü Hz. Peygamber'e (s.a) gösterilecek hürmet, onu Peygamber olarak gönderen Allah'a hürmet etmek, yine ona hürmette kusur etmek Allah'a hürmette kusur etmek demektir. 

 KUR'AN YOLU TEFSİRİ  

Söz, karar  ve davranışta Allah ve resulünün  iradelerini aşmamak, onların rızalarının dışına çıkmamak gerektiği önceki âyette bildirilmişti. Buna nisbetle daha hafif bir ihlâl  ve kusur teşkil eden iki davranışın daha çirkinliği de bu âyette ifade edilmektedir: 

1. Hz. Peygamber’in yanında başkalarıyla konuşurken onun sesini bastıracak kadar yüksek bir sesle konuşmak. Buhârî’nin rivayetine göre Hz. Peygamber ile görüşme yapmak üzere Temîmoğulları’ndan bir heyet gelmişti. Görüşme sırasında Hz. Ebû Bekir ile Ömer de orada idiler. Kabileye başkan yapılacak kişi üzerinde bu ikisi ihtilâfa düşüp Hz. Peygamber’in yanında biraz da ağız dalaşı yaptılar. Bu âyet inince  çok pişman oldular, üzüldüler. Artık onun yanında o kadar alçak sesle konuşuyorlardı ki, çoğu kere Peygamber efendimiz “İşitemedim, tekrarlar mısın?” diyordu (“Tefsîr”, 49/1-2).

 2. Onunla konuşurken, sıradan bir kimse ile konuşur gibi bağırıp çağırarak konuşmak. İslâm’dan önce Araplar bu gibi inceliklere riayet etmez, ilâhî bir dinin eğitiminden geçmedikleri için bir peygambere nasıl davranılacağını da bilmezlerdi.  Âyetler hem onlara edep dersi vermekte hem de daha sonra gelecek olan müminlere, vefatından sonra da olsa peygamberlerine karşı besleyecekleri saygı ve sevgi konusunda örnekli açıklama yapmaktadır. Râzî’ye göre “sesi, peygamberin sesinin  üstüne çıkarmak”, onun huzurunda çok konuşmak şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü bir kimse konuşuyorsa (sesi çıkıyorsa) diğeri susuyor ve dinliyor demektir.  Hz. Peygamber’in yanında olabildiğince az konuşmak ve çok dinlemek gerekir; çünkü hayırlı olan onun konuşmasıdır (XXVII, 112).  “Farkında olmadan amelin boşa gitmesi” iki türlü olabilir:

 a) Âhiret hesaplaşmasında günahlar ile sevapların denkleştirilmesi, başkalarının haklarıyla ilgili bazı günahlardan kurtulabilmek  için sevap hanesinden aktarmalar yapılması söz konusudur. Bu durumda insana büyük dereceler ve ödüller kazandıracak birçok amel (ibadet, hayır, güzel iş) tazminata gitmekte, bir mânada heder edilmektedir.

 b) İman olmazsa ebedî kurtuluş bakımından amelin bir değeri yoktur. Hz. Peygamber’e karşı gerekli edep ve saygıyı göstermeyen, onu hayatında örnek almayan kimselerin  zaman içinde din duyguları, dinî pratikleri ve imanları –kendileri işin farkında olmadıkları  halde– zayıflayabilir.  Bu zayıflama imanın  varlığı ile yokluğu eşit olan bir dereceye vardığında ibre, fikirde veya fiilde inkâra doğru yönelir, inkâr gerçekleşince de amellerin değeri kalmaz, âhiret sermayesi olarak boşa gitmiş sayılır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ

"Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır."  (Hucurât; 3)

 KUR'AN YOLU TEFSİRİ  

İşin önemini  idrak etmedeki kusur ve İslâm öncesi alışkanlıkların etkisi  yüzünden Hz. Peygamber’e karşı edepte kusur edenler ilâhî ikazı alınca imanları,  takvâları ve iyi niyetleri  sebebiyle derhal kendilerini toparladılar,  onun yanında zor işitilen bir sesle konuşmaya başladılar. Allah’ın uyarısını ve rızasını hem alışkanlıklarının hem de öfkelerinin önüne geçirerek büyük bir takvâ imtihanı  verdiler ve bu imtihandan başarılı çıktılar. Başarılan her imtihanın bir ödülü vardır, takvâ imtihanının ödülü de bu erdemin önem ve ölçüsünde büyük olacaktır.

TEFHİMÜ'L KUR'AN

3. Bu, Peygamber'in (s.a) meclisinde oturanlara ve onun emrinde ve hizmetinde bulunanlara verilen bir terbiyevi davranış şeklidir. Bu ayetin iniş sebebi de, Peygamber'le (s.a) ilişkide bulunan ve onunla sohbet edenlere, (ona) hürmet etme konusunda son derece dikkat etmelerinin gerektiğini anlatmak içindir.

 Hiç kimsenin sesi o yüce Peygamber'inkinden daha yüksek ve fazla olmamalıdır. Peygamberimizle konuşurken rastgele birisiyle veya kendi seviyelerindeki biriyle konuşulmadığı unutulmamalıdır. Allah'ın Rasulü ile konuşuyorlar; bu bakımdan rastgele bir insanla konuşma ile Peygamber'le konuşma arasında fark olmalı ve hiç kimse onun seviyesinden daha yüksek bir sesle konuşmamalıdır.

Her ne kadar bu edep ve terbiye Hz. Peygamber'in (s.a.) devrinde bulunan insanlara Peygamber'le nasıl konuşacakları öğretilmişse de, daha sonra gelen insanlar da Hz. Peygamber'in (s.a.) mübarek adı anılınca veya onun bir buyruğu anlatıldığında yahut hadisleri okunduğunda aynı edebi göstermelidir. Bununla birlikte bu ayette imalı olarak: İnsanların, kendilerinden büyük kişilerle konuşurken nasıl hareket etmeleri gerektiği de açıklanmaktadır. Bir kişinin hürmete layık, manevi değerlere sahip büyük zatların önünde kendi arkadaşları veya sıradan insanlara davrandığı gibi davranmaması gerekir.

 4. Bu ayetten, Hz. Peygamber'in (s.a) konumunun ne kadar mühim ve yüce olduğu anlaşılmaktadır. Makamı ne kadar yüce olursa olsun, Hz. Peyamber'in (s.a) dışında bir kimseye yapılan hürmetsizlik, Allah indinde "küfür" olarak tavsif edilmez. Böyle bir davranış en fazla bir kabalık, bir saygısızlık addedilir. Fakat Hz. Peygamber'e karşı yapılan bir saygısızlık, kişinin ömrü boyunca yaptığı hayırlı amelleri zayi edecek kadar büyük bir günahtır. Çünkü Hz. Peygamber'e (s.a) gösterilecek hürmet, onu Peygamber olarak gönderen Allah'a hürmet etmek, yine ona hürmette kusur etmek Allah'a hürmette kusur etmek demektir.


MANŞET!

ÇOK KAN LAZIM

 Ankara İlahiyat fakültesinde okurken bizden bir sınıf geride Mehmet Arif (soyadını hatırlayamadım) isminde Kütahyalı bir hemşehrim vardı.  ...