DÜĞÜN YEMEĞİNDE...

   Yıllar önce, samimiyetimiz olan bir genç kardeşimiz düğününe çağırdı. O zamanlar gelin alma pazar günleri olurdu. 

Oğlan evinde veya belirlenen yerde saat 10-11 arası toplanılırdı.

 Gelin almaya davul-zurna veya ilahiler eşliğinde erkekler topluca yaya olarak giderler, konvoy arabalarına oğlan evinin bayanları binerler, gelin alınıp tekrar oğlan evine gelinir ve dualar eşliğinde gelin damadın evine indirilirdi. Sonra damadın yakınları tebrik edilip yemeğe geçilirdi. 

Yemek için yakınlarda uygun mekanlar varsa oralar, yoksa genelde yemek ve kına geceleri için oluşturulmuş salonlar tercih edilirdi. Düğün salonları pek yoktu.

O gün, öğretmenlerin katılması zorunlu bir tören vardı.

Genç kardeşime törene katılacak olmamız hasebiyle düğüne iştirak edemeyeceğimi bildirip mutluluklar diledim.

 Genç kardeşimiz; "yemeğe kadar tören bitmiş olur, mutlaka yemeğe beklerim hocam" diye ısrar etti. Biz de bu ısrar üzerine törenden sonra gencin davet ettiği bir kaç öğretmenle yemeğin yenileceği salona gittik.

Vardığımızda davetlilerin bir kısmı yemeklerini yemişler çıkıyorlardı. Neyse yeni donatılan bir masa bulup oturduk.

Görevliler (Genelde damadın arkadaşları ve akraba çevresinden olur) yemekleri getirdiler. Biz yemeğimizi yerken damadın babası geldi. Onunla da tanışıklığımız  ve sohbetimiz vardı. Yüz ifadesinde biraz alay, biraz kırgınlık biraz espri ifadesi vardı, Yani yüz ifadesindeki manayı tam anlayamadım. Anlasam sözünü ona göre değerlendirirdim. dedi ki:

"Ali hoca! bektaşiye sormuşlar. Yahu sen oruç tutmuyorsun ama sahura kalkıyorsun. Bu ne iştir?

Bektaşi demiş ki: Farzı yerine getirmiyorsak sünneti de mi terk edelim. Bari sünneti yerine getirelim." dedi ve masadan ayrıldı.

Yani demek istedi ki:

“Ali hoca  sen, gelin almaya gidip- gelirken  (esas adam lazım olacak kalabalık görünecek  yerde yoktun ama yemeği kaçırmıyorsun?)

Bu söz üzerine bir şey diyemedim. Kalkıp gitmesini de beceremedim devam etmesini de. Ayıp olmasın kabilinden yemeği yer gibi yaptım. Fakat ben mi yemeği yedim, yemek mi beni yedi Allah bilir...

O abimiz öyle çiğ birisi de değildi. O sözü orada hangi niyetle (şaka mı, iğnelemek mi veya başka bir sebeple mi) söyledi sormadım da.

Bu meseleyi anlatmaktan maksadım geçmiş bir olayı anlatmak değil. Maksadım, konuşmalarımıza dikkat çekmek. Şaka bile söylesek sözün nereye gidebileceğini hesap ederek söylemek. 

Sen söyleyip rahatlıyorsun belki ama ya muhatabın??? 

Hem işin iç yüzü senin düşündüğün gibi olmayabiliyor.

Bu olaydan sonra düğününe yetişemediğim düğünlerin yemeğini de yemedim. Sadece tebrik edip çıktım. (Düğün sahibi çok ısrar ettiyse başka)

Sonradan düğün salonları çoğalınca düğünlerle yemek aynı mekanda olmaya başlandı.

Sabri Tandoğan merhum diyor ki:

İnsan her bildiğini söylememeli, fakat her söylediğini bilmeli.

Bahsi geçen abimiz aslında iyi bir insandı. Müminlerin derdiyle dertlenen diğergam bir kimseydi.Uzun süre önce vefat etti. Allah Teala rahmet eylesin. Mekanı Cennet olsun inşaallah.

 


ANAM AVR...M OLSUN

 İki hafta kadar önce havaların iyi olduğu bir gün çarşıda yürüyordum.

Bir çay ocağının önüne oturan iki kişi dikkatimi çekti. Dikkat çekmeyecek gibi de değil. Çünkü bir tanesi,  çevredekilerin duyacağı şekilde hararetli hararetli konuşuyor/bağırıyor, elini tehditkar bir ifade haline getirip, üstüne basa basa "anam avradım olsun şöyle şöyle yapacağım" Veya şöyle yapmazsam anam......olsun"  diyordu.

Ben oradan geçene kadar o aşağılık cümleyi en az üç kez söyledi. Tabii çok kötü oldum. Zira çoktandır böyle iğrenç cümleleri duymuyordum.

 Sonra düşündüm ki bizim çevremiz bu konularda hassas olan kimselerden oluştuğundan böyle cümleleri duymamışım.

Çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda çevremde bu tip cümleleri daha çok duyardım ve o zamanlar anlamı üzerinde pek düşünmezdim. 

İki hafta önce üstüne basa basa bu cümleyi söyleyen şahsı duyunca gerçekten irkildim ve tiksindim. 

Sonra düşündüm: "Acaba bunu söyleyen şahıs ne söylediğini biliyor mu? Veya söylediği cümlenin gerçek manada anlamını düşünmüş müdür?"

Ne olur çevremize karşı daha duyarlı olalım. Tanıdıklarımızdan bu tür şeyler işitirsek tatlı bir biçimde ikaz edelim. Özellikle gençlere bu cümlenin ne kadar iğrenç olduğunu anlatıp iğrençliğin farkına varmasına çalışalım.

Rabbimiz bu tür cümleleri kullanmaktan nefsimizi, neslimizi ve Ümmet-i Muhammed'in (sallalahu aleyhi ve sellem) çocuklarını muhafaza eylesin.

 


HAZIR MISIN?

 Tavşanlı’mızda istisnalar hariç hemen her gün cenaze ilanları yapılıyor.

Bu ilanlar vefat eden kişiyi yakınlarına, tanıdıklarına haber veriyor. Bunun yanında bir şeyleri daha haber veriyor aslında bizlere. Şöyle diyor adeta:

"Hiç kimsenin kaçamayacağı mutlak gerçek (ölüm) ile bir gün sen de karşılaşacaksın.

Bu olayın senin için ne zaman vuku bulacağı meçhul, fakat belki de çok yakın.

Bu duruma hazırlığın var mı? veya hazır mısın?"

SONUN BAŞLANGICI

Çevrenizi gözlemleyiniz...

Bir kişi nefsine yenilerek daha çok kazanma hırsıyla haddi aşmaya, çevresine haksızlık yapmaya başlamışsa veya eline geçirdiği imkanları haksız kazanç vesilesi yapmaya başlamışsa sonun başlangıcına gelmiş demektir.

Düşüş süreci uzun zaman içerisinde olabildiği gibi bazılarında bir anlık da olabilir.

 


MUTLU MU YOKSA HAKLI MI OLMAK İSTİYORSUN?

Hocam!

Ben bir kaç yıllık evliyim. Eşim küçük şeyleri problem yaparak tartışma

başlatıyor. Tartışmanın sonunda birbirimize küsüyoruz.

Barıştığımızda aynı mevzular açıldığında yine tartışıyoruz yine küsüyoruz.

*-Sana bir soru sorayım kardeşim. Samimi olarak cevap ver.

-Buyurun sorun hocam!

*-Mutlu mu olmak istiyorsun, haklı mı olmak istiyorsun?

-Tabi ki mutlu olmak istiyorum hocam.

*-O zaman meseleyi uzatma. Eşine hak ver mesele bitsin. Mutlu bir şekilde yaşarsınız inşaallah.


KİME NE DİYEYİM???

 Ben kime ne diyeyim!

Akıllı - uslu bildiğimiz kimseler mahremlerinin fotoğraflarını (hem de sadece ailenin görmesi gereken fotoğrafları)sosyal medyada na-mahremlere servis ediyorlar.

Yapmayınız beyler, bayanlar...

Kötü örnek oluyorsunuz.

Bunlar düğünde, nişanda caiz mi oluyor yoksa?

Galiba ben çok gerilerde kaldım.


YUSUF (AS) KISSASINDAN...

   Dün uzaktan eğitim yaptığım 11. sınıflar tefsir dersinde Hz. Yusuf'un hayatından kesitler anlatıp buradan ne gibi dersler çıkarırsınız" diye soruyordum.

Yusuf'un kardeşlerinin, kıskanarak O'nu kuyuya atmalarına ve babalarına ağlayarak gelip kanlı gömleğini göstermelerine kadar anlattım. Sonra sırasıyla " Buraya kadar anlattıklarımdan ne gibi dersler çıkardınız." diye sordum.

Bir öğrencimin cevabı çok hoşuma gitti. Çünkü şimdiye kadar hiç düşünmemeştim.

Dedi ki: "Hocam! Şeytan peygamber çocuklarını bile kandırabiliyormuş. Onu anladım"

"Aferim, Ne güzel bir ders çıkardın." diye taltif ettim. "Şeytan peygamber çocuklarını bile kandırabiliyorsa bizlere neler yapmaz ki. Çok dikkatli olmalıyız" diye de tembihledim.

Sonra düşündüm...Küçüklüğümde köyümüzdeki hocanın bizim yaşlarda bir oğlu vardı. Bir yanlış yaptığında çevredekiler. Ayıp ayıp bir de hoca çocuğu olacaksın" derlerdi...

25 ARALIK 2020


 


NASİHATLER

NASİHAT-1 

*-Hocam! Bana nasihat edermisiniz?

-Estağfirullah kardeşim.Madem böyle bir talebiniz oldu başta kendi nefsime olmak üzere şunları diyebilirim; Hiç bir zaman büyük konuşmayasın!...

*-Başka bir öğüdünüz???

-Daha önceki bilerek veya bilmeden de (farkında olmadan) olsa yaptığın (bildiğin-bilmediğin) tüm büyük konuşmaların ve  kibir sayılacak davranışların için tevbe et.

İnsanın başına dert açan en önemli şeylerden birisi büyük konuşmalarıdır.

Bu gün yaptığın böyle bir hata belki kırk sene sonra başına dert açabilir.

***

NASİHAT-2

-Hocam! Bana nasihatte bulunur musunuz?

-Estağfirullah kardeşim. Ben size nasihatte bulunmak yerine, Peygamber Efendimizin bizlere yaptığı nasihati özet olarak, hem kendime hem de size hatırlatmış olayım:

"Ya hayır konuş(iyi/güzel şeyler söyle); ya da sus"

Eğer bu nasihate uyarsak dünyada ve ahirette bir çok problemden emin oluruz inşaallah.

 ***

NASİHAT-3

*-Bizlere hem dünyada hem de Ahirette kazandıracak en karlı işlerden birisi nedir biliyor musun kardeşim?

- Nedir hocam?

*- (İmkanı olanlar için) Ana- baba duası almaktır.

***

NASİHAT-4

*-Çare nedir biliyor musun kardeşim?

-.....

*-Gönülden tevbe etmek ve istiğfara devam etmek...

-Neyin çaresi bu hocam?

*-Maddi ve manevi bir çok problemin çaresi...

 ***

-Hocam!

Bana, kısa ve öz, nasihat verebilir misiniz? Uzun öğütler aklımda pek kalmıyor da....

*-Ahirete inanıyor musun?

- Tabii ki inanıyorum...

*- O halde Ahirette hesabını vereceğini düşünerek hareket et.

***

-Hocam!

Çekindiğiniz en önemli şeyler nelerdir?

-Çok var kardeşim. Ama bir tanesini söyleyeyim. BÜYÜK KONUŞMAK...

Büyük konuşmalar kişinin başına büyük badireler açarlar. Hatta düşüncesi bile olumsuz yönde etkiler bazılarını. Mütevazilik ve istiğfara devam etmek bir çok belayı önleyebilir.

***

Bak kardeşim.

Yaptığımız şeyler (sözlerimiz, yazılarımız, davranışlarımız, tavırlarımız, derslerimiz, yardımlarımız, işlerimiz, vb.) çok güzel ve çok faydalı bile olsa, eğer "sâlih amel" kapsamına girmiyorsa ahirette bir faydası olmaz.

 

 

 


UZUN YOL ŞOFÖRÜ

   Çay ocağında birbirlerine yakın oturmak zorunda olduklarından konuşulanları duyan şahısa, dervişin konuşmaları ilginç gelmişti. Mevzu bitene kadar dikkatlice dinledi. Mevzu bitince,

“Abi! konuşmalarınız çok ilgimi çekti, çok da güzel anlatıyorsunuz.” dedi, dervişe.

“Estağfirullah kardeşim” dedi, derviş. “ İsminiz nedir? nerelisiniz? ne ile meşgul oluyorsunuz?“ diyerek onun da konuşmaya dahil olmasını sağladı.

“Uzun yol şoförüyüm. Kamyonum ile şehirler arası yük taşırım abi” dedi şahıs, ve kendini tanıttı.

Derviş gülümsedi ve:

"Aslında hepimiz uzun yol şoförü sayılırız hayat yolculuğunda". dedi. Biraz sustuktan sonra devam etti:

-Hayatınızın çoğu yollarda geçiyor demek ki…

Peki yola çıktığınızda hep yolu mu düşünürsünüz? başka bir şey yapmaz mısınız?

Adam cevap verdi:

-Abi, yola çıkınca gözümüz hep yollarda olur. Fakat başka işler de yaparız. Çoluk çocuğumuzu düşünürüz. Alacak verecek hesapları yaparız, radyo dinleriz. Haberlerle ilgili değerlendirme yaparız.

Müzik dinler, bazen eşlik ederiz. Yanımızda arkadaş olursa onunla sohbet ederiz, çerezlerden atıştırırız. Yani hem gider hem de başka şeyler de yaparız.

"Anladım dedi" derviş.

-Bir yandan değişik aktivitelerde bulunurken diğer yandan gözünüz ve zihniniz yolda oluyor değil mi?

Baktınız bir kasis var, hemen yavaşlıyorsunuz ve oraya girmemeye çalışıyorsunuz. Önünüzde giden araba firen yaptı diyelim, hemen siz de yavaşlıyorsunuz vs. değil mi?

-"Evet" anlamında başını salladı adam.

-Peki, gözünüz kısa bir süreliğine yoldan ayrıldı diyelim. Ne olur?

-Ne olacak abi, kazaların çoğu öyle oluyor zaten. Kısa bir dikkatsizlik, dalgınlık büyük kazalara sebep olabiliyor.

Yoldan çıkabilirsiniz, öndeki araca vurabilirsiniz, devrilebilirsiniz, vs.

Derviş sanki bu cevabı bekliyordu. Dedi ki:

-Bak güzel kardeşim. Ahirete inanan kimseler için de, hayat uzun yol şoförlüğüne benzer.

Bir yandan dünyalık işlerimizi yaparken diğer yandan zihnimizde hep Ahiret düşüncesi olmalıdır.

Mesela, arkadaşlarınla sohbet ediyorsun. Birisiyle ilgili olumsuz şeyler söylemek istiyorsun; zihnin hemen uyaracak:

"Bu sözü sakın söyleme. Yoksa Ahirette zarar edersin."

Yolda yürüyorsun. Karşıdan na-mahrem birileri geliyor. Gözün oraya kaymaya çalıştığında zihnin ikaz edecek:

" sakın bakma Ahirette zarar edersin."

Kısacası, konuşurken, yürürken, iş yaparken, TV izlerken, her ne yaparsan, zihin devamlı Ahiretle ilgili uyarılar vermelidir. Vermezse kasise girip dingili kıran şoför durumuna düşebiliriz.

Nasıl ki on saatlik yoldan dikkatle gelip, bir kaç saniyelik gaflet sebebiyle kaza yapan şoförün, dikkat ettiği on saati hatta şimdiye kadarki birikimleri boşa gidebiliyorsa, Ahiret yolcusunun kısa bir dikkatsizliği de onu manen perişan edebilir.

Peygamber efendimizin sık yaptığı bir duanın Türkçesi şöyledir:

"Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım! kalbimi senin dininde ve sana itaatte sabit kıl. Göz kapayıp açıncaya kadar, hatta daha az zaman için bile beni nefsime bırakma"

Derviş sözünü bitirerek sandalyesine yaslandı.

Verilen örnekler şoförün çok hoşuna gitmişti. Teşekkür ederek müsaade istedi. Kalkıp elini cebine attığında, derviş seslendi:

-Lütfen beyefendi! misafirim sayılırsınız. Kahveciye de parayı almaması anlamında işaret yaptı.

 

UTANMA DUYGUSU

 "Hayâ (utanma duygusu) imandandır." (Hadis-i şerif)

Dikkatli olalım! Utanma duygularımızı azaltan her şey, namlusu imanımıza yönelmiş silah gibidir.

 

BULDUĞUM SAATİ NE YAPAYIM

Hocam! Güzel bir saat buldum. Araştırdım sahibini bulamadım. İhtiyaç sahibi birisine verebilir miyim?

- Sakın verme kardeşim.

* Niçin?

- Bak kardeşim! şeytan boşlukları dolduruverir.

Bakarsın saatini kaybeden şahıs, garibanın kolunda o saati görüverir.

Meselenin aslını bilmediğinden onu rencide edebilir. Veya başkalarına, saatini falancada gördüğünü söyleyerek garibanı hırsızlık zanlısı olarak gösterebilir.

Saati verdiğin şahıs çocuğuna verir. Kaybedenin çocuğu babasının saatini arkadaşında görür ve telafisi mümkün olmayan problemler oluşabilir.

 


KAYISI

 Eve kayısı almışlar. Görüntüsü, rengi gayet güzel. Fakat yediğinizde hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Çünkü olmadığı halde oldurulmuş (yapay yollarla olgunlaşmış görüntüsü verilmiş) Görüntü ne kadar mükemmel olsa da yediğinizde olayın iç yüzü anlaşılıyor.

Kayısıyı yerken şunlar aklıma geldi: Bazı insanlar da bu tür kayısıya benziyorlar maalesef. Dış görüntü, konuşma itibariyle iyi bir görüntü veriyorlar. Lakin teşrik-i mesaide bulunduğunuzda ham olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz.

 

 

ANAHTARI HANGİ TARAFA ÇEVİRİYORUZ?

"Aynı anahtar kapıyı hem kilitler hem de açar" diye bir söz okumuştum.

Üzerinde biraz düşününce şunlar oluştu zihnimde:

*Aynı ağız ve dil ile çevrenizi hem kırabilirsiniz hem hoşnut edebilirsiniz.

* Aynı ağız ve dil ile, kendinizden hem nefret ettirebilirsiniz, hem kendinizi sevdirebilirsiniz.

*Aynı ağız ve dil ile, Ahirette bize kazandıracak şeyler de öğretebiliriz kaybettirecek şeyler de.

*Aynı akılla kişi, Allah Tealayı bulabilir de inkar da edebilir.

*Aynı akıl kişiyi hayra da götürür, şerre de.

*Aynı organlarımızla sevap da kazanabiliriz, günah da.

*Aynı ayaklar ile camiye de gidebiliriz meyhaneye de.

*Aynı dil ile dua da edebiliriz, lanet de.

*Aynı eller ile garibana yardım da edebiliriz, malını da alabiliriz.

*Aynı eller ile şefkate muhtaç bir yetimin başını da okşayabiliriz, dövebiliriz de.

*Aynı araba ile hayır işlerine de gidebiliriz, pislik işlere de.

*Aynı bıçak hayvan da keser, insan da.

*Aynı olay bazılarına ibret vesilesi olur bazılarına isyan vesilesi.

*Aynı kalp ile hem sevebiliriz hem de nefret edebiliriz.

*Aynı kalem ile çok güzel şeyler de yazabiliriz , iğrenç şeyler de.

*Aynı para ile sevap kazanacak faaliyetler de yapabiliriz, günah kazandıracak şeyler de.

*Misalleri çoğaltabiliriz. Fakat gerek yok. Önemli olan anahtarı hangi yöne çevirdiğimizdir.

 


KOCAM DEİST, NE YAPABİLİRİM?

KOCAM DEİST OLDU NE YAPABİLİRİM?
2019 yılı kasım ayında Muhterem Prof. Halis Aydemir hocamız Tavşanlı Hayırlı Hizmetler Vakfı Gençlik Merkezinde yatsı namazından sonra  Kuran ve sünnet bütünlüğü üzerine güzel bir konferans verdiler.
Konferans çıkışında bir bayan bana “bir dakika bakar mısınız hocam” dedi. Baktım otuz yaş civarında mütesettire bir bacımız.
“Buyurun” dedim.” Aslında soruyu hocaya (Halis hocayı kastederek) sormak istiyordum ama yetişemedim. Size sorayım “dedi.
“Buyurun” dedim. Kocasının deist olduğunu onu nasıl ikna edebileceğini sordu.
Şaşırdım. “Çocuklarınız var mı” dedim “evet” dedi.
Bir kaç soru sordum verdiği cevaplar kocasının gerçekten deist olduğunu gösteriyordu.
Dedim ki: Kardeşim bu mevzu ayak üstü konuşulacak kadar basit değildir. Siz en kısa zamanda müftülüğe gidin müftü bey ile görüşün. O size yardımcı olur. diyebildim.

Deizm, bildiğiniz gibi Evrenin bir yaratıcı tarafından yaratıldığını yani tanrı inancını kabul eden  fakat vahyi, peygamberliği, dinleri, ibadetleri ve ahireti kabul etmeyen bir inanç/görüştür.

Deizm konusunda bu tür düşünceleri gençlik hevesi gibi düşünüyordum. Bu olayla karşılaştıktan sonra olayın sandığımdan daha ciddi olduğunu düşünmeye başladım. Tavşanlı gibi dindar ve muhafazakar bir ilçede bile böyle durumlar oluyorsa diğerlerini daha iyi anlayabiliriz.

Yapılması gerekenler konusunda aklıma gelenleri sizlerle paylaşmak istedim.
Mutlaka bu konuda çalışma yapan  hocalarımız vardır. Lakin daha organize bir çalışma yapılmalıdır.
1- Bu konuda İlahiyat fakülteleri, Din öğretimi ve Diyanet teşkilatımız  ayrı ayrı veya müştereken çalışmalar yapmalıdırlar.
2-Deizm propagandası yapılan siteler takip edilerek iddialara gençlerin anlayabileceği tarzda cevaplar verilmelidir.
3-Kendisi veya yakınları deist olanlarla görüşüp hangi sebeplerle bu yola girildiği tesbit edilmeli önlem olarak çalışmalar buna göre yapılmalıdır.
4-Liselerde görev yapan din kültürü öğretmenlerinin yararlanabileceği efradını cami, ağyarini mani dökümanlar hazırlanmalı ve gönderilmelidir.
5-Lise ve ortaokul din kültürü öğretmenleri ayrı gruplar halinde seminer dönemlerinde bu konuda eğitim almış kişiler tarafından bilgilendirilmelidir.
6-Orta okul öğrencilerine ve lise öğrencilerine yönelik seviyelerine uygun kısa videolar hazırlanılmalıdır.

7- Bu konuda özel çalışması olanlardan ve çalışmalarından istifade edilmelidir.

 


NİYET HAYIR AKIBET HAYIR...

 Bundan yaklaşık 5-6 yıl önceydi. İmam Hatip Lisesini açık lise programından takip eden öğrencilerimizin meslek derslerini  yüz yüze almaları gerektiğinden, okulumuzda cuma günü akşam ve cumartesi günleri onlar için yüz yüze dersler veriliyordu. Ben de bazı derslerde görev almıştım.

O zamanlar büyük çocuğu orta okula giden müttekî bir bayan öğrencimizin derste anlattıkları beni çok etkiledi. Çünkü anlattığı, Talak suresindeki bazı ayetlerin tefsiri gibiydi.

Anlattığı şeyi aklımda kaldığı kadarıyla aktarayım. Özet olarak şöyle dedi bu öğrencimiz:

"Hocam! Biz kirada oturuyorduk. Eşim bir gün “ev alalım, kiradan çıkalım artık” dedi.(Eşi öğretmen). Az  bir birikimimiz vardı. Eşime evi nasıl alacağımızı sordum. Kredi çekerek alabileceğimizi söyledi.

 Ben faize karşıyım. Gerçi eşim de karşıdır ama başka türlü ev sahibi olamayız diye böyle düşünüyordu.

Ben, faizle alınacak evi istemediğimi, kirada oturmamızın faizle almaktan daha hayırlı olduğu görüşünde olduğumu söyledim. Faizle alınacak ev istemediğimi kesin bir biçimde belirttim ve bu konuda ağırlığımı koydum. Ben kesin kararımı verince eşim de sağ olsun ısrar etmedi.

Aradan biraz zaman geçti ev sahibemiz bayan evimize geldi. Evi satmak istediklerini istersek evi  bize satabileceklerini söyledi.

Ben bu düşüncesinden dolayı teşekkür ettim. Evi peşin alacak yeterli birimimizin olmadığını söyledim.

Ev sahibemiz peşin ne kadar çıkarırsak kabul edebileceklerini üstünü bütçemize göre taksit yapabileceklerini söyledi. (Muhtemelen eşiyle öyle konuşmuşlar)

Teklif bizim için çok uygundu. Netice, bir araya geldik, konuştuk, anlaştık ve elhamdülillah tek kuruş faize bulaşmadan ve ödemelerde zorlanmadan ev sahibi olduk.

Ayrıca başka eve taşınma ve orası için yapılacak ekstra masraflardan da kurtulmuş olduk."

Niyet hayr akıbet hayr diye buna denilir.

Bu kardeşimizin tavrı ve bu konudaki yaşadıkları beni aşağıdaki ayetleri tekrar düşünmeye sevk etti

... Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar.

Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şeye bir ölçü koymuştur. (Talâk suresi : 2-3)

Daha sonra bir vesile ile evlerine misafir olmuştum. Evlerinin yeri  gayet güzel ve içi ferah bir ev. Rabbim ailesiyle birlikte mutluluk ve huzur içerisinde yaşamayı nasip eylesin.

Ne mutlu kafası net ve hayatı istikamet üzere olanlara...

 Ali USLU        18/06/2021     TAVŞANLI


ÇAM DEVİRMEK

 Yıllar önce bir çay bahçesinde çay içip sohbet ediyoruz. Arkadaşlar var, arkadaşların arkadaşları var. Yani bulunanların hepsi birbiriyle samimi değil. Belki şahsen tanışıyorlar o kadar.

Söz bir ara siyasete geliyor. Birisi diyor ki (Ecevit ve Demirel’i ima ederek)

"Arkadaş! çocuğu olmayan çocuk kıymetini bilmez. Bu adamların çocuğu yok bunlar milletin çocuklarının derdini, kıymetini bilmezler."

Orada yıllardır çocuk sahibi olmak için çareler arayıp henüz çocukları olmamış bir tanıdığım var. Çaktırmadan ona bakıyorum. O kadar rahatsız oluyor ki. Bir şey söylemiyor, söyleyemiyor...

Ben hemen mevzuyu değiştiriyorum, durumu kurtarmaya çalışıyorum. Fakat arkadaşın rahatsızlığı devam ediyor. Kısa bir süre sonra bir şeyi bahane ederek müsaade istiyor, ve ayrılıyor.

Bu tür olaylara tam anlamıyla "çam devirmek" deniliyor.

Konuşulan mevzunun doğruluğu yanlışlığı da ayrıca tartışılır ve bence hiç de isabetli bir görüş değil.

İsabetli bir görüş bile olsa konuşurken birilerinin bu konuşmadan rahatsız olup olmayacağını da hesap etmemiz en azından bir insanlık görevidir.

 


MUSTAFAYA SELAM SÖYLE- UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN

        SELAM SÖYLE MUSTAFA'YA   
Yıl 1988 şubat tatili.Diyanet İşleri Başkanlığının organize ettiği umre ziyareti için bir otobüs öğrencinin başında yola çıktık.
Güzegahımız üzerindeki bazı yerleri ziyaret ederek  Medine sonra Mekkeye gideceğiz.
Yurt içinde Konya, Tarsus, Urfa ziyaret yerlerimiz
Yurt dışında İse Musul, Bağdat, Kerbela var. Sonra birer hafta Mekke ve Medine.
Tarsusa sabahleyin vardığımızda 86-87 yıllarında çalıştığım Endüstri Meslek Lisesine vardık. Sağ olsunlar  idareciler bize misafirperverlik gösterip öğrencilerimize yemekhanede güzel bir kahvaltı verdiler.
    Ben de o sırada oradaki dostlarımı arayıp kısa süreliğine Tarsusta olduğumu bildirdim. Arzu ederlerse gelebilecekleri yeri belirttim. Çok geçmeden bazı dostlarımız geldiler. Hoş-beş edip hasret giderdikten sonra bie arkadaş. Medine'deki Mustafa'ya selam söyle dedi. Kim bu Mustafa dedim. Peygamberimizden bahsetse bu şekilde bahsetmez daha saygılı konuşurdu.
Arkjadaşımız Mustafa var ya Medineye çalışmaya giden. Yine tanıyamadım. Sonra araştırırken anladım kiBen 86 da Tarsusta göreve başlamadan Medineye gitmiş bir arkadaşmış.Bu durum anlaşılınca o arkadaş. "İyi bakalım görürsen selamımızı söylersin" dedi. Ve aleyküm selam dedim. O zamanlar cep telefonları yok. Musatafa'nın adresi de yok arkadaşlarda.    
   Neyse biz planladığımız biçimde ziyaretlerimizi yaparak  Mekke'ye vardık Unremizi yaptı ziyeret yerlerini ziyaret ettik Medineye döndük. Orada da ziyeret yerlerini ziyaret ederek Mesci-i Nebide namazlarımızı kılarak geçirdik. Son günmüydü yoksa son günden bir gün öncemiydi hediyelik hurma almak için yatsı namazından sonra hurma pazarına gidiyoruz öğrencilerle. O zamanlar Mescid-i Nebi şimdiki gibi büyük değildi Mescidin kenarlarında küçük hediyelik dükkanları vardı sonro boş araziden geçip hurma pazarına gidiliyordu.
Şimdilerde o dükkanların olduğu yerler hatta daha ilerisi Mescide veya avlusuna dahil edilmiş. Hurma pazarıyla Mescidin arası dükkanlarla ve otellerle doldurulmuş.
   Biz tarif üzere boş arazide ay ışığında giderken arkadan bir kiş türkçe gurbet türküsü çekmiş geliyor. İster istemez dönüp bakıyoruz arapların giydiği entari giymiş bir kişi. Bizim baktığımızı görünce selam veriyor aleykümselam diyoruz. Nerelisiniz diye soruyor. Kütahyalıyız. Siz nerelisiniz. Tarsusluyum. İsminiz ne? Mustafa
Sehaddin hocayı ve şunları tanırmusun
Evet tanırım arkadaşımdırlar.
Onların sana selamı var. diyorum. Ve olan biteni anlatıyorum.
Bize mihmandarlık yapıyor orada hurma konusunda bize yol gösteriyor ve toplu alacağımız için pazarlık yapıveriyor.

AT İZİ İT İZİNE KARIŞTIĞINDA...

*Derviş! ne düşünüyorsunuz? Hiç konuşmuyorsunuz da…

-Konuşmak kârlı değilse susmak daha iyidir kardeşim. En azından zarar etmeyiz.

Eskiden de at izi it izine karışırdı çok kereler.

Lakin bilgi kanalları arttıkça doğru bilgi, doğruya yakın yanlış bilgi, yarısı doğru yarısı yanlış bilgi ve tümü yanlı /yanlış bilgiler birbirine karışır oldu.

Tabiri caizse, sadece at iziyle it izi bir birine karışmıyor artık. Kuzu izi kurt izine, kartal izi tavuk izine, ceylan izi aslan ve tilki izine, insan izi ayı izine karışmış. Yılların tecrübeli iz takipçileri bile işin içinden zor çıkarlar.

*Peki ne yapalım o halde?

-Peygamber Efendimizin bir hadisini ezberlemiştim fakülte yıllarında. Mealini söyleyeyim:

“Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda benim sünnetime sarılana yüz şehit sevabı vardır”

Burada şunlara dikkat edilirse güzel olur kanaatimce:

Birincisi, Bu ödül peygamberimizin bir sünnetini yapana değil O’nun sünnetine sım sıkı sarılana (temessük edene) veriliyor. Buradaki sünnete sarılmak peygamberimizin yoluna uymak demek. Çünkü sünnet kelimesinin buradaki anlamı yol demektir. Yani ibadetlerinden olaylar karşısında gösterdiği tavıra kadar her konuda O'nun yoluna uymaya çalışmak. Tabii, O’nun ahlakının Kuran olduğunu da hiç unutmadan.

İkincisi bu işi yapmak ve devam ettirmek çok zor bir iş olduğunu ödülün büyüklüğünden anlayabiliriz. Çok büyük bir azim ve gayret gerektirir. Çünkü fesat zamanında çevremiz ayartıcılarla doludur.

Mesela Onun tavsiyelerinden birisini konuyla alakalı olduğu için bildireyim.

Efendimiz buyurmuşlar ki: “Her işittiğini başkasına aktarması o kişiye yalan (günahı) olarak yeter”

Bu hadis-i şerifin uygulama alanlarını zamanımızın bilgi edinme yollarını da düşünerek bulmaya çalışalım. Uygulaması büyük bir titizlik gerektirir değil mi?









 

MANŞET!

ÇOK KAN LAZIM

 Ankara İlahiyat fakültesinde okurken bizden bir sınıf geride Mehmet Arif (soyadını hatırlayamadım) isminde Kütahyalı bir hemşehrim vardı.  ...