ANA-BABA MEVZUU (4... üfürükten sebeplerle gelin boşatmak)

 Dünkü yazımızda Ulu camide vaaz eden şahsın ana-baba haklarını anlatırken "annen baban karını boşa dese boşayacaksın" sözünü yazmış ve eleştirisini yapmıştım. Bu sözü daha önceleri de camide olmasa da köy odasındaki sohbet ortamında (o zamanki büyüklerin konuşmalarında) dinlediğimi hatırlıyorum.

Bu anlayışın toplumdaki yansımasını, cehaletle vicdansızlık birleşince ne gibi trajik sonuçlar doğurduğunu aktarmaya çalışayım. 

Bizim köyden bir kız komşu köye gelin gider. Yokluk ve yoksulluğun zirve yaptığı yıllardır. Gelin gittiği evde de eve serilecek kilim yoktur. Tahtanın üzerinde oturmak için küçük minderler vardır.

O dönemlerde bizim buralardaki evlerde soba yokmuş.(Benim çocukluğumda bile köyümdeki bazı evlerde soba yoktu) Soğuk kış günlerinde ocak başına yakılan odunlarla ısınılırdı. Tabi evin ısısının büyük bölümü  geniş bacadan çıkar giderdi. Doğal olarak insanlar imkanı varsa iyi giyinmek zorundadır yoksa yapacak bir şey yok.

 O dönemlerde bütün evlenen erkekler babalarının evinde kalmak zorundaymış. (Benim çocukluğumda da çoğunluk öyleydi) Ekonomik olarak babaya bağlı. Onun tarlasında çalışacak ve onu hayvanlarıyla uğraşacak. Baba evden kovsa gidecek yeri yok. Bu sebeple baba o evin bir nevi kıralı gibiymiş. 

   İşte bu soğuk günlerin birisinde iyice üşütmüş ve soğuktan sinir ve sindirim sistemi arızalanmış olan gelin, evde kayınpederiyle otururken (zaten tek odada ateş yandığından mecburen aynı ortamda oturuluyor.)  farkına varmadan sesli biçimde yellenmiş. Ancak sesinden anlayabilmiş olayı… Tabii çok utanmış ve ayağındaki mesi tahtaya sürtüp ses çıkarmaya çalışmış. (Bu sesin mesten geldiğini ima etmek istemiş.) Kayın peder demiş ki: "Tamam sesini mes sesine uydurdun diyelim; ya kokusu ne olacak?"

Gelinin o anki psikolojisini, mahcubiyetini düşünebilirsiniz. Oğluna bunu boşa demiş ve boşamışlar. Hani basit sebepler için üfürükten sebepler denilir ya, bu olayda hem mecaz hem de gerçek anlamda üfürükten sebeplerle gelini boşamışlar. Baba evine gelen gelin daha sonraki yıllarda başka bir köye gelin gitmiş. Çocukluğumda o kadını altmış yaşlarında olarak hatırlıyorum. Muhtemelen doğumu 1915-25 arası.

Yine köyümüzde annesinin evine gitmesine izin verilmeyen bir gelin, annesinin çok ağır hasta olduğunu haber alıp, harman yerinden evine giderken gizlice, beş dakika annesinin evine uğrar. Bu durumdan oğlanın ailesi bir şekilde haberdar olur ve o gün gelinin bileti kesilir.

Rahmetli annem bunun gibi bir çok trajik olaylar anlatmıştı. Beni çok etkileyen bir tanesini ayrı bir yazıda anlatmak istiyorum inşaallah.

Bu tür olayların arkasında cehalet var, empati eksikliği var, kanuni boşluklar var, Çocuğun babasına ekonomik yönden bağımlı olması var ama buna ilaveten yanlış dini öğretiler de var. Yukarıda bahsettiğim yanlış dini öğreti  tabiri caizse “delinin eline sopa vermek” gibi bir şey.

Toplumda herkes böyle miydi? Elbette değildi, ama az veya çok böyle kimseler de vardı maalesef.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

ÇOK KAN LAZIM

 Ankara İlahiyat fakültesinde okurken bizden bir sınıf geride Mehmet Arif (soyadını hatırlayamadım) isminde Kütahyalı bir hemşehrim vardı.  ...