SALAĞA YATMAK

Ankara'da fakültede öğrencilik yıllarımda bir vakfın organize ettiği öğrenci evinde kalıyordum. O dönemler hem bizim hem de vakıfların maddi imkanları kısıtlı olduğundan kaldığımız yerler lüks yerler değildi.
Mesela biz Güzelyaka semtinde bir caminin alt katında kalırdık. Caminin alt katı suntalarla bir kaç bölüme ayrılmıştı. Ortada büyük bir soba vardı.
Kaldığımız yerin yanındaki müştemilat mutfak olarak düzenlenmişti. Düzenleme deyince aklınıza fayanslı tezgahlı bir yer gelmesin. Duvara bir kaç çeşme takılıp yere suyun sıçramaması için dikdörtgen biçiminde 40 cm kadar yükseklikte tuğla örülmüş ve sıvanmış. Yemek pişirmek ve bulaşık kapamak için de iki masa. tezgah olarak kullanılıyordu.
Lavabo ve diğer ihtiyaçlarımız için caminin ortak kullanımı olan yerleri kullanıyorduk. Bizim o günkü memleketteki hayatımız da basit, ihtiyaç gidermeye yönelik olduğundan bu durumları çok anormal görmüyor idare ediyorduk.
Yemeklerimizi, bulaşığımızı ve evdeki diğer görevleri nöbetleşe yapardık.
Soba sırası kimde ise kömürlükten odunları getirir, sobayı yakar, soba iyice tutuşunca da kömür getirip sobaya atardı.
Bir arkadaş vardı. Ona sıra geldiğinde kalın odunları sobaya atar sonra onu alt kapaktan tutuşturmak için bir-iki deneme yapar. Tabiki soba yanmaz. "Pen peceremedum"(ben beceremedim demek istiyor) diyerek kenara çekilirdi.
Canı sıkılan bir arkadaş kolları sıvar onun attığı kalın odunları çıkartır, alt tarafa ince odunları koyar. Onun üstüne biraz daha kalınlarını, en üste kalınları koyar ve alt kapaktan yakardı.
Buraya kadar gayet normal değil mi? İnsan soba yakmasını bilmeyebilir.
Fakat O arkadaşın öbür nöbetinde de aynı şeyler olurdu. Yine aynı şeyleri yapar yine soba yanmaz yine "pen peceremedum..." yine başkası duruma müdahale eder.
İşte burada iyi niyet devreden çıkıyor. Bir insan bir şeyi beceremiyorsa bilene sorar ve ona göre yapar. Bilmiyorsa öğrenir. Neticede bu kişi fakültede okuyacak kadar zekaya sahip birisi.
Fakat "ben beceremedim" ben yapamıyorum" demek bazılarının işine geliyordu.
Bu durum sadece o arkadaşla sınırlı değil elbet. Daha sonraki hayatımda da buna benzer akıllılık(!) yaptığını sanan tabiri caiz ise salağa yatan tiplerle karşılaştım.
Dünya'da yaptıkları akıllılık(!) Ahirette de işe yara mı acaba?
ALİ USLU

DERVİŞİN DUASI

 ...

Misafir dedi ki:

Derviş! benim için de dua eder misin?

Derviş:

"Allah Teala, hepimize, mahşerde ve sonrasında "keşke" lerin az olacağı, hatta hiç olmayacağı bir hayat ve hayat tarzı nasip eylesin" dedi ve sustu.

HIRSIZ FOBİSİ

 Dün, odalarında yalnız kalamayan çocuklarla ilgili yazmıştım. Çocukların korku sebeplerinden bir tanesi de odaya hırsız girme korkusuydu. Bu  gün bu madde üzerinde yazacağım inşaallah.

Hırsızlık sadece kişilerin malına zarar vermekle kalmıyor, hane halkından birisiyle karşılaşıldığında sonuç bazen yaralama ve cinayete kadar gidebiliyor.

Ayrıca, sadece o evde değil o mahallede bu haberi duyan kişilerde özellikle çocuklarda değişik psikolojik travmalar oluşturabiliyor.

Kızım 6-7 yaşlarında iken bizim mahallede de hırsızlık olayı olmuştu. Doğal olarak bayanların beraber oturdukları yerlerde bu durum konuşulmuş ki daha önce karanlıktan korkmayan, akşamları öbür odalara rahat gidebilen kızım, akşamları yalnız başına öbür odalara gidememeye başlamıştı. Bana da hırsız ve hırsızlıkla ilgili sorular soruyordu.

Anladığım kadarıyla bilinç altına bir hırsız fobisi yazılmıştı. Bilgisayar tabiriyle bu yazılımı değiştirmek istedim.

Hırsızlık ve hırsızla ilgili sorular sorduğu bir akşam Onu yanıma oturtup dedim ki:

"Benim orta okulda okuttuğum zayıf, çelimsiz, herkesin rahatlıkla dövdüğü, kızlardan bile dayak yiyen bir öğrencim vardı... Sonra okuldan mezun olmuştu ne  yaptığını bilmiyordum.

Ben haftada bir gün cezaevine  mahkumlara ders vermeye gidiyordum. Bir gün yine gittiğimde o çelimsiz çocuğu orada görünce şaşırdım. Neden cezaevine girdiğini öğrendiğimde hayret ettim. Meğer o çocuk bir bakkal dükkanını geceleyin soymaya kalkmış sonra da yakalanmış, ve cezaevine koymuşlar... (Bu parağraf gerçek idi)

Bu hırsızlar çok korkak, güçsüz kimselerdir. Zannedersem dışarıda bir iş yapmaya güçleri yetmediği için hırsızlık yapıyorlar." Gibi cümlelerle kızımın zihnindeki hırsız imajını zayıflatmaya çalışıyordum.

Kızım dedi ki: baba evimize hırsız gelse ne yaparsın?

Sesimi biraz kalınlaştırıp biraz da yüksek sesle dedim ki:

"Kulağından tuttuğum gibi kaldırır doğru dışarı atarım."

Kızım çok rahatladı gülümsedi ve dedi ki:

"Baba kolunun kuvvetini görebilir miyim?

Şöyle pazumu biraz şişirerek kolumu gösterdim. Kızım kolumu tuttu ve 

"Aslan babam, güçlü babam..." gibi şeyler söyledi. Bu günden sonra kızımdaki hırsız korkusu gitti ve fabrika ayarlarına geri döndü.

ALİ USLU



ODASINDA YALNIZ KALAMAYAN ÇOCUKLAR

 (EĞİTİM YAZILARI)

ODASINDA YALNIZ KALAMAYAN ÇOCUKLAR

İlk öğretimde derse girdiğim zamanlarda  bir kaç öğrenci velisi çocuğunun tek başına odasında yatamadığını hatta yalnız kalamadığını söyleyip bana çare sormuşlardı.

Bu olay üzerine dersine girdiğim 4. ve 5. sınıfların bazılarında:

"Evinde kendi özel odası olduğu halde geceleyin tek başına yatamayanlar parmak kaldırsın"  dediğimde tahminimin ötesinde parmak kalktığını sınıflardaki öğrencilerin yarısından fazlasının  odasında çeşitli korkulardan dolayı yalnız yatamadıklarını öğrendim.

Bu durumun hangi sebeplerden meydana geldiğini öğrenmek için bazı öğrencilerle özel veya grup halinde görüşmeler yaptığımda korkunun  sebep olduğu en belirgin şeyler şunlardı:

1-İzledikleri bir korku filminden etkilenmeleri.

2-Arkadaşlarının anlattığı abartılı/çoğu gerçek dışı cin hikayelerinden etkilenmeleri.

3-Mahallelerinde meydana gelmiş hırsızlık olayından etkilenmeleri. (Hırsız gece eve girdiği için kendi odasına da girme korkusu hissetmesi)

Bunlar haricinde bireysel sebepler de vardı. Fakat en önemlileri bunlardı.

Burada dikkat edilmesi gereken şey çocukların korku filmlerinden uzak tutmak, abartılı cin hikayelerine karşı çocukları önceden bilinçlendirmektir.

3. Madde ile ilgili önerilerimi inşaallah başka yazımda paylaşacağım.

“Yalnız yatamıyorsanız kiminle ve nerede yatıyorsunuz?” sorusunu sorduğumda kardeşi veya abisi/ablası olanlar, onlarla aynı odada yattıklarını söylediler.

Kardeşi olmayanlar veya kardeşi çok küçük olanlar, anne babalarının yanında yattıklarını söylediler. Bazıları anne babalarının yataklarında yattıklarını söylediğinde iyice hayret etmiştim. Çünkü 4 ve 5. sınıfa giden çocukların anne babalarının yaş ortalaması 30 ile 45 arasındaki yaşlardır. Bu durumun çocukta ileride ne gibi travmalara yol açacağını bilemeyiz. Buna çok dikkat etmek lazım. Çocuk yalnız yatamıyorsa anne veya babanın birisi onun odasında yatması daha uygun olur.

ALİ USLU

BABASINDAN NEFRET EDEN ÇOCUK (EĞİTİM YAZILARI)

Yıllar önce yaşadığım eğitim ile ilgili ilginç bir anımı sizlerle paylaşmak istedim ki aynı hatalar tekrarlanmasın diye... 

Biraz psikolojiye merakımdan, biraz da yapım gereği öğrencilerin dertlerine çare olmaya çalıştığımdan olsa gerek, bazen öğrenciler bazen de öğrenci velileri, öğrencileri ile ilgili sıkıntılarını bize danışırlardı. Biz de imkanımız ölçüsünde yardımcı olmaya çalışır, ciddi problemlerde ilgili yerlere yönlendirir idik.

Bir gün mühendis bir baba 8. sınıfa giden çocuğunun problemlerinin çözümü için bana gelmişti. Babaya göre çocuk yeterince ders çalışmıyordu.

Çocukla özel görüşme istedim. Çocuğu dinlediğimde anlattığı şeyler çok dikkatimi çekti. Çocuğun anlattıkları özet olarak şöyleydi:

Hocam! Biz saat üçte okuldan çıkıyoruz bazen arkadaşlarla takılıp sohbet ediyoruz. Zaten dersten yeni çıkmışız beynimiz yorgun. Yarım saat veya kırk dakika sonra eve geldiğimde babam bana matematik hesabı yaparak nasihate başlıyor. Mesela diyor ki.

Bak oğlum! saat üçte okuldan çıktın. Eğlene eğlene gelsen bile on dakikada eve gelebilirdin. Ama sen yarım saatte geldin. yirmi dakika geciktin. Yirmi dakikada 15-20 soru çözerdin. Bu, on günde 150 -200 soru, otuz günde 450 -600 soru yapar. Şu kadar ayla çarpınca şu kadar soru yapar. Bu da liselere giriş sınavında şu kadar kişinin önüne geçmen demektir v.s.

Hocam! Hemen her gün buna benzer konuşmalar, nasihatler... Bu da benim moralimi bozuyor ders çalışmaya odaklanamıyorum.

Anladığım kadarıyla çocukta bir problem yoktu.Karşımda gayet normal ve mantıklı konuşan fakat her gün aynı nasihatları dinlemekten bıkan fakat babasına da bir şey diyemeyen 14 yaşlarında bir ergen vardı.

Konuşmalarından babasının iyi niyetle de olsa her gün yaptığı nasihatlerin onda psikolojik anlamda allerji yaptığı belliydi. Çocuğun babasına karşı neler hissettiğini anlamak için ona ismiyle hitap ederek dedim ki:

 "......... baban vefat etse ne yaparsın?"

Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi:

"Vallahi sevinirim hocam."

Böyle bir durumun yaşanması durumunda çocuk hangi duyguları yaşardı bilemem. Fakat çocuğun babasının ölümüne sevinecek dereceye gelmesi ve babasından nefret etmesi gerçekten çok üzücüydü.

Tabi çocuğa onun anlayacağı seviyede örneklerle nasihatler vermeye çalıştık. Babasına olan bakış açısını değiştirmeye çalıştık. Babasına da çocuğun düşüncelerini söylemeden o yaşların psikolojisini ve davranışlarını anlatarak bazı önerilerde bulunduk. Zihni dinlendirmenin ve moralli bir çalışmanın verimi artırdığını anlatmaya çalıştık.

 Allah Teala, aileye güzel ahlaklı, sağlıklı ve en az ortalama zekaya sahip bir çocuk ihsan ediyor. Fakat ebeveynin yanlış tutum ve davranışları, haddinden fazla nasihatleri hem çocuğun moralini bozuyor, motivasyonunu azaltıyor hem de ailesine karşı sevgisini azalıyor. Ayrıca ailenin tamamı boşu boşuna huzursuz ve mutsuz oluyorlar.

Atalarımız ne güzel söylemişler:

"Vusulsüzlüğümüz (amaca ulaşamamamız) usulsüzlüğümüzdendir"

ALİ USLU

 

 

ŞİRK KONUSUNA BAKIŞIM

   "Şirk" konusu İslamın en fazla üzerinde durduğu konulardandır.

Allah'a inandıkları halde O'na şirk koşarak ölenlerin affedilmeyeceği Kur'anda belirtilmiştir.

Bu sebeple şirk konusunu (hem açık hem gizli şirk) iyi öğrenip bizi şirke düşürecek inanç, söz ve davranışlardan şiddetle kaçınmalıyız. Kişiyi şirke düşürecek şeyler konusunda çevremizi bilinçlendirmeliyiz.

Fakat bu mevzunun iki yönü vardır:

Birinci yön kendimize bakan yönü:

 Kendimizle alakalı olarak yukarıda belirttiğim bizi şirke düşürme ihtimali olan en küçük şeylerden bile uzak durmalıyız.

İkinci yön ise başkalarına bakan yönü:

Başkalarını değerlendirirken bu konuda daha temkinli olmalıyız. Açık şirk hariç kendi kaçındığımız şirk ihtimali olan şeyleri başkalarında gördüğümüzde ( bu kişilerde iman alameti şeyler varsa, mesela, namaz kılıyorsa, veya kelime-i şehadeti söylüyorsa) müşriklikle itham etmemeliyiz.

 Bu ithamın bize ve topluma faydası olmadığı gibi fitneye ve düşmanlıklara da sebep olabilir. Biz kişinin hangi sözü hangi düşünceyle söylediğini tam manasıyla bilemeyiz. Zaten bizim bir kimseye mümin veya müşrik dememizle Allah Teala indinde o kişinin durumu değişmez. Fakat mümin bir kişiye müşrik, münafık veya kafirlikle itham etmek bizi itikadi olarak sıkıntılı duruma düşürebilir.

Allah Teala bizleri şirkin her türlüsüne düşmekten muhafaza eylesin.

Üzerinde iman alameti olan kişileri müşriklikle itham etmekten de muhafaza eylesin.

ALİ USLU

ÇOCUK EĞİTİMİ

ÇOCUK EĞİTİMİ
Prof. Nevzat TARHAN Hoca bir konuşmasında şu anlama gelecek şeyler söylemişti:

Kız çocuklarınızı severken “güzel kızım” derseniz hedeflerine güzel olmayı, güzel görünmeyi koyarlar. “GÜZEL AHLAKLI KIZIM” derseniz, bilinç altına güzel ahlaklı olmanın önemi yerleşir. Güzel ahlaklı olmaya çalışırlar.

***

ÇOCUK EĞİTİMİ-1

Çocuk eğitimi ihmale gelmez. Çocuklarınızla ilgilenin. Bir ev yaptırırken paranız biterse inşaatı bırakıp seneye devam edebilirsiniz. Ama çocuklarınızı eğitirken bu sene bekleyelim de seneye devam edelim diyemezsiniz. 

***

ÇOCUK EĞİTİMİ 2
Çocuğa gösterilen sınırsız merhamet ve sınırsız hoşgörü ona iyilik değildir. Sonuç itibariyle ona merhametsizliktir ve kötülüktür.

***

ÇOCUK EĞİTİMİ-3

Öğretmenlik hayatım boyunca çeşitli öğrencilerle hasbihal ettim, onların dertlerini dinledim. Aileleriyle ilgili en önemli şikayetleri: Aileleri tarafından kendilerinin başkalarıyla kıyaslanması idi.

***

ÇOCUK EĞİTİMİ-4

Çocuk eğitimi ile ilgili çok önemli bir atasözümüz var ki bu belki yüz yılların bir tecrübesidir:

"Çok deme arsız edersin,

Az verme hırsız edersin."

***

ÇOCUK EĞİTİMİ -5

BİRİNCİLİĞİN OLUMSUZ YÖNLER

Başlık tuhaf gelebilir. Bir öğrencinin sınıfında veya okulunda birinci olmasının güzel tarafları yanında olumsuz yönleri de vardır. Ben buna dikkat çekmek istiyorum.

1-Birincilik çok stresli bir şeydir. Birinci olmuş bir öğrenci ikinci olduğunda mutsuz olur.Birinciliği kaybetme düşüncesi onu strese sokar. Düşünün,  100 üzerinden  99 almış bir öğrenci başka birisi 100 alıp onu geçtiği için üzülebilir. Hatta öbürünü kıskanabilir. Halbuki iddiası olmayan bir öğrenci 85 aldığında çok mutlu olur. 

2- Rekabete alışmış bir öğrencinin mutluluğu kendi başarısından ziyade başkalarının başarı veya başarısızlığına bağlıdır.

3-Derece yapan öğrencilerden, çevrenin ve ailenin beklentisi yüksek olduğundan bu durum da öğrenciyi kaygılandırır ve mutsuzluğuna sebep olur.

4- Ortalarda bir yerde olmak her zaman (psikolojik olarak) avantajlıdır.



DERVİŞİN MAHŞER HAYALİ

 Derviş,Yasin suresini okurken, o zamana kadar hiç düşünmediği bir durumla karşılaştı.

5. sayfadaki "vemtezü'l yevme eyyühe'l mücrimun.
"Ve "Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!" . (Yâsîn : 59)
Ayetini okuduğunda bir an durdu. Mahşer günü bütün insanların dirilip toplandıklarını hayal etti. Ve hayalindeki şeyler gözünde canlanıyordu.
Uçsuz bucaksız insan doluydu  her yer, fakat çıt çıkmıyordu. 
Amel defterleri verilmiş, herkes  kendi durumlarını görmüşlerdi.

Bekleşirlerken  yukarılardan hitap geliyor ve bütün insanlar bu hitabı duyuyordu.

"Ey mücrimler! (suçlular, günahkarlar) Siz şöyle bir ayrılın bakayım..."

Bu hitabı duyanların bir kısmında bir hareketlilik başlıyor, gösterilen tarafa doğru gidiyorlardı. Giden bu kişilerin yüzlerini zillet bürümüştü. Üzüntü kelimesi durumu anlatmada aciz kalıyordu. Kimisi kendilerine lanet ediyorlar, kimisi de dünyadaki bazı arkadaşlarına lanet ediyorlardı. Dünyada yaptıklarına bin pişman oluyorlar, kendilerini ayartanlara kızıyorlardı...
Derviş, bir an için kendisini de onların arasında hissetti. Aman Allah'ım...  ne büyük bir felaketti.
Dönüşü ve telafisi olmayan bir yola gidiliyordu. Bu suçluların oradan sonra gidecekleri yerler belli idi.

Dervişin gözleri yaşardı. Oraya gitmemek, diğer tarafta kalmak için neleri feda etmezdi ki.

Sonra birden kendine geldi. Dünyada olduğuna, hayalindeki yerde olmadığına çok sevindi, şükretti.
Sonra şu mealde dualar etti:
Allah'ım! o gün o mücrimlerin arasında bulunmaktan sana sığınırım.
Onların oraya gitmelerine sebep olan şeyleri yapmaktan sana sığınırım.
Bizleri  hakiki manada iman eden ve her zaman sana itaat eden iyilerden eyle. İyilerle beraber ruhumuzu kabz eyle. İyilerle beraber  haşr eyle.

Ve Peygamber Efendimizin yaptığı duayı yaptı: “Ey kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi senin dinin üzere ve sana itaat üzere sabit kıl.

EN BÜYÜK MAKAM

 

Sohbete katılanlardan birisi sohbetteki samimiyetten de cesaret alarak dervişe sordu:

"Hocam! yaşınızın altmışa yaklaştığını söylüyorsunuz.

Dünyada çok arzuladığınız bir makam- mevki oldu mu?"

Derviş çok uzaklara bakarak biraz düşündükten sonra:

"Evet oldu kardeşim... Hem de çok arzu ettiğim bir makam oldu.” deyip biraz durakladıktan sonra devam etti:

“ Arzu ettim etmesine de, bu işte arzu tek başına yeterli olmuyor ki..."

Şimdiye kadar dervişin makam-mevkide gözü olmadığını, bu konudaki teklifleri kabul etmediğini bilenler merakla dikkat kesildiler.

Bir arkadaşı hayretle sordu:

"Hangi makamdı o derviş!?"

Derviş:

"İbadullahissalihin (salih kullardan olmak) "makamı kardeşim. Bizim gibi fâniler için ulaşabileceğimiz en büyük makamlardandır.

O makama da ancak salih amellerle ulaşılır. İhlas, gayret ve sebat gerektirir. Yasaklardan hatta şüpheli şeylerden kaçınmak gerekir. İşte bunlarda çok eksikliğimiz var maalesef" dedi.

Sonra gözlerini hafif kıstı, bir yerlere bakıyormuş gibi yaparak arkadaşlarından gözlerini kaçırmaya çalıştı. Yan tarafa dönüp mendilini çıkardı.

 

KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARAR

"Keskin sirke küpüne zarar verir" demiş atalarımız.

Eğitimcilik hayatımda bazı agresif çocuklar tanıdım. Bazıları ailesi tarafından (belki de hiç farkında olmadan) şımartılmış çocuklardı.

Bu tür ailelerin ortak özellikleri şöyleydi:

*Çocukları haklı da olsa haksız da olsa çocuklarının arkasında duruyorlardı. Okula gelip idareyle, öğretmenle tartışırlar, hatta tehdit etmeye çalışırlardı.

*Çocuğunun problem yaşadığı öğrenciyi tehdit ederlerdi.

*Çocuğunun anlattıklarını yüzde yüz doğru kabul ederek karşı tarafları suçlarlardı.

Bu çocuklardan uzun vadede takip edebildiklerimde gördüğüm durum şu oldu:

*Çok zekiler de dahil eğitimlerini yarım bıraktılar.

*Çoğunluğu gayr-i meşru, ve kanun dışı yollara bulaştılar.

*Büyüdüklerinde isteklerini karşılamayan /veya karşılayamayan kendi ailelerine zarar verdiler. (Dövme yaralama gibi.)

*Çocukları sebebiyle bazı ailelerin aile düzenleri bozuldu ekonomileri çöktü.

Çocukların yanlış davranışlarına destek olmak sonuçta en çok o aileye zarar veriyor, sonra da topluma...

HAKİKİ/SAHTE AYIRIMI

 Ancak değerli şeylerin veya değer verilen şeylerin sahtesi yapılır. Ucuz şeylerin sahtesi yapılmaz.

Fakat sahtesi var diye kimse hakikisinden de vaz geçmez. Sadece kandırılmamak için daha dikkatli olunur.

Din konusu da böyledir. Sahte dindarlar var diye, ne din suçlanır ne de dindarlar... Ne de bunlardan vaz geçilir.

Olması gereken sahtesiyle hakikisini ayırt edecek kadar bilgi ve araştırmadır, hepsi bu kadar. Tabi en başta "iyi niyet" olması gerekir.

 

TOHUM & BİTKİ

 TOHUM & BİTKİ (1)

Sevgi, saygı, hürmet, nezaket, cömertlik, hoşgörü v.b birer tohumdur.
Nefret, incitmek, saygısızlık, cimrilik, bencillik, kabalık, kalp katılığı v.b. da birer tohumdur.
Davranışlarımız ise su gibidir. Hangi şeyi yapmaya devam edersek o tohumu yeşertip büyütürüz. Ağaçlar büyüdüğünde bize meyve olarak veya diken olarak geri dönerler.

 ***

 TOHUM & BİTKİ (2)

Sevgi, saygı, hürmet, nezaket, cömertlik, hoşgörü v.b. birer tohumdur.
Nefret, incitmek, saygısızlık, cimrilik, bencillik, kabalık, kalp katılığı v.b. da birer tohumdur.
her davranışın o tohumu tarlana ekmen gibidir.
İleride tarlanda (Dünya ve Ahiret hayatında) hangi ürünlerle karşılaşmak istiyorsan onu ekmelisin.

GÜVENİLİR BİR KİŞİ MİYİZ?

Vicdanımıza bir soru soralım:

"Ben güvenilir bir kişi miyim?"

Veya bizi yakından tanıyanlara sorsalar; tanıyanların iyi niyetli olanlarının hepsi bizim için gönül huzuru içerisinde "güvenilir kişidir" diyebilirler mi? Yoksa "pek bilmiyorum" gibi sözlerle geçiştirirler mi?


Eğer güvenilir bir kişilik henüz oluşmamışsa o kişinin dinimize en büyük hizmeti din konusunda konuşmaması ve başkalarına bu konuda öğüt vermemesidir. Aksi halde allerji oluşturup bazı kişilerin dinden uzaklaşmasına sebep olurlar.

Hadis-i şeriflerden öğrendiğimiz kadarıyla güvenilir kişilerde şu dört özellik bulunur.

1-Doğru konuşmak. (Ve doğru davranış/sahtekarlıktan, hileden uzak durmak)

2-Sözünde durmak.

3-Emaneti gözetmek, korumak (ihanet etmemek)

4-Birisiyle arası açıldığında facirlik yapmamak. (Haktan ayrılmamak. / Bel altı vuruşları yapmamak)

ALİ USLU

MANŞET!

UMRE HATIRALARI-7 (MEKKE'DE YEDİ GÜN)

   ... Mescid-i Haram'a giderken heyecanlıydık. İçeri girip ışıkların altında parlayan Kabe'yi gördüğümüzde heyecanımız doruğa çıktı...