UMRE HATIRALARI (2)

 Birinci dönemin son haftası umre için öğrencilere ve bize okuldan izin  verildi. Bu sebeple sömestre tatilinden bir hafta önce yola çıktık. Yolculuğumuz sabahleyin Tarsus'ta olmak üzere planlandığından ikindiden sonra yola çıktık. Akşam namazlarını Kütahya'da, yatsı namazımızı Konya'da kıldık. gece olduğu için ziyaret yerlerine gidemedik. Geceyi otobüste hem yolculuk yaparak hem uyuyarak geçirdik. Sabahleyin Tarsus'a vardık.

Tarsus'ta ilk önce, önceki yıl görev yaptığım ve geleceğimizi telefonla haber verdiğim  EML ye vardık. Sağ olsunlar okul idaresi bizim öğrencilere bir jest yaptılar ve okulun yemekhanesinde iki otobüsteki tüm öğrencilere kahvaltı ikram ettiler. Biz de öğretmen arkadaşlarla görüşmüş olduk. Bu arada ben de Tarsus'taki diğer arkadaşlara okuldan telefon edip yerimizi bildirdim. Onlarla da görüşüp hasret giderdik.

Oradaki s
amimi arkadaşlarımızdan birisi "Medine'deki Mustafa'ya selam söyle" deyince bir anda anlayamadım. Önce "Peygamber Efendimizi mi kasdediyor acaba?" diye düşündüm. Fakat Efendimiz ile ilgili arkadaşından bahseder gibi lakayt biçimde konuşacak bir arkadaş değildi. Medine'deki Mustafa derken kimi kasdettiğini sordum. Arkadaşımız "Mustafa varya? bizim arkadaş grubundandı Medine'ye çalışmaya gitti." diye izah etti. Fakat yine tanıyamayınca mesele anlaşıldı. Meğer benim tayinim Tarsus'a çıkmadan önce o arkadaş Medine'ye gitmiş. "Görürsen selam söyle" dediler. Ben de "aleykümselam" dedim. (Bu meseleye Medine bölümünde tekrar döneceğim inşaallah) 
Sonra ashab-ı kehf ziyareti ve Tarsus'un önemli bir kaç yerini gezdikten sonra hareket ettik. 

Yolculuğumuz sırasında sık sık ihtiyaç ve namaz molası veriyorduk. Şoförümüz de dinlenmiş oluyordu. Her binişte öğrencileri tek tek kontrol etmek vakit aldığından oturma durumuna göre beşer kişilik gruplar oluşturdum. Grubun içindeki büyük olanı da grup başkanı seçtim. Otobüse binince yoklamayı birinci grup tam mı? İkinci grup tam mı?şeklinde yaptım. Bunu her moladan sonra bunu yaptık. Adana, Osmaniye ve Gaziantep'in içerisinden geçtik fakat otobüsten inip dolaşmadık.  Yollarda küçük molalar vererek akşama doğru  Urfa'ya vardık. Kendimize güzel bir ziyafet çektik. Sonra otele gittik. (Oteli Diyanet mi ayarlamıştı, yoksa tecrübeli arkadaş mı ayarlamıştı unuttum)

Sabahleyin Balıklıgöl civarını, oradaki camileri ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı yeri simgeleyen mancınıkların olduğu yerleri gezip yolumuza devam ettik.

Kızıltepe sonra Cizre'den Silopi'den geçtik. Irak sınırına sınıra yakın bir yerde Diyanetin Hac konaklama tesisi vardı orada dinlenip yemeklerimizi yedik ve Habur sınır kapısına vardık. Orada çok beklemeden pasaportlarımıza çıkış damgasını vurdurduk. Memleketimizden çıkışı yapıp Hemen yakındaki Zaho'da bulunan Irak gümrüğüne vardık.

İran -Irak savaşı birkaç yıldan beri devam ediyordu. Muhtemelen bu sebepten, gümrükte dürbün, ve bazı elektronik malzemelerin girişinin yasak olduğu söylendi. Fakat arama yapılmadı. Orada pasaportlarımıza mühür vurdurmak için biraz bekleyip İşimiz bitince devam ettik.

Irak'ta dikkatimizi en çok çeken şeyler şunlar oldu:

Petrol bize göre çok ucuzdu. Savaş sebebiyle her yerde askerler ve askeri araçlar görüyorduk. Önce Musul'a varıp Hz. Yunus Peygambere ait olduğu söylenen türbeyi ziyaret ettik. (Fotoğraf Hz Yunus Peygambere ait olduğu türbe ve Hz. Yunus Camii)

Fazla eğlenmeden Bağdat'a doğru yola çıktık. Bağdat'a vardığımızda saat muhtemelen 22-23 civarıydı.

Bağdat maceramız biraz uzun olduğu için o bölümü bir sonra yazalım inşaallah.

devam edecek inşaallah...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

UMRE HATIRALARI-7 (MEKKE'DE YEDİ GÜN)

   ... Mescid-i Haram'a giderken heyecanlıydık. İçeri girip ışıkların altında parlayan Kabe'yi gördüğümüzde heyecanımız doruğa çıktı...