UMRE HATIRALARI (3) BAĞDAT

 Bağdata vardığımızda güzel bir şehirle karşılaştık. Her taraf ışıl ışıl parlıyordu.

Vakit bayağı ilerlemişti tahminim saat 22 - 23 civarı idi. Bizler epeyce  yorulmuş idik. Doğru İmam-ı Azam camisi'ne vardık. Aslında bizim imam-ı Azam camisi dediğimiz yer azamiye bölgesinde azamiye külliyesi idi Bu külliyenin içerisinde hem cami hem değişik bölümler vardı bir de imamı Azam efendimizin kabri vardı. Namazımızı o camide kılıp külliyenin uygun bölümlerinde yatıp istirahat edecektik.

   Otobüslerimizi külliyenin önündeki meydana koyduk. Çocuklar ihtiyaç giderip abdest alırlarken dikkatimi bir şey çekti. Tavırlarından ve giyimlerinden ahlaksız olduğunu tahmin ettiğim kadınlar çevremizde dolaşıyordu. (Belki kadınların bu durumlara düşmelerinde, uzun zamandan beri devam eden İran-Irak savaşının getirdiği mağduriyetler vardı.) Ben bu durumdan çok endişe ettim ve gözüm devamlı özellikle büyük çocuklarda oldu. Onlara bir şey söylemedim ama bir an önce camiye girmeleri için onları teşvik ettim. Hepsi camiye girdikten sonra namazımızı kılıp, caminin arka bölümünde bir yerlerde gecelemek için yattık. Bizden önce gelmiş bazı kafileler de yatıyordu bizler de uygun yer bulup halıların üzerine uzandık. Öğrenciler uyuduktan sonra ben de istirahate çekildim.

Sabah ezanı ile beraber uyanıp çocukları namaz için kaldırdık. Namazımızı kılıp otobüslerin yanına gittik. Hayat bayağı erken başlamıştı orada. Ben hala akşamki endişelerimi taşıyordum ve çocukların başına bir şey gelmemesi için onları ve çevreyi gözetliyordum.

Caminin köşesinde bulunan  İmamı Azam efendimizin etrafı ahşap parmalıklarla çevrilmiş türbesini görmüştüm ve namazdan sonra ziyaret etmek istiyordum. O hengamede ziyareti de unutmuşum.


Otobüslerimizin etrafı bir şeyler satın almak isteyen kimselerle dolmaya başladı. Özellikle "tüffah, tüffah" diyerek elma soruyorlar, bizim çocuklar da getirdikleri elmaları tane hesabı satıyorlardı. Meğer bizim çocukların çoğu orada elmanın çok arandığını duymuşlar ve bir çoğu satmak için 10 - 20 kg elma getirmişlermiş. Birinci bölümde anlattığım bağajlarımızın dolup eşyaların bir kısmını koridorlara koymamızın sebebi bu elmalarmış.

Ben de oralarda elmanın kıymetli olduğunu duymuştum. Fakat satmak için getirmedim.Yolda yemek için yanıma birkaç kilo elma almıştım. Onları oradaki gariban gördüğüm kişilere ve çocuklara ikram ettim. Satmaya vicdanım el vermedi.

Orayla ile ilgili unutamadığım bir şey de şu oldu: Kış ayı olduğu için sabahleyin biraz serindi ve  buradan giderken giydiğim Sümerbank malı montumu giymiştim. Bir kişi geldi ve bu montu kendisine satmam için oldukça ısrar etti. Tabiiki satmadım. Çünkü yola gidiyorduk, yolda özellikle çölde geceleri serin olduğunu duymuştum. Bu olay bana savaşın nasıl mağduriyetler meydana getirdiğini bir kez daha öğretmiş oldu.

Bu arada sabahleyin iki genç gelip, kendilerinin banyo yapmaları gerektiğini söyledilerdi . Binalardaki yazılara/levhalara bakarak onlara yakındaki bir hamamı gösterdim.

Geldiklerinde merak ettiğim bir durumu sordum. Tarsus'ta görev yaparken Irak'a yük çeken bir TIR cı ile tanışmıştım. O şahıs Irak'taki hamamlara kişilerin çıplak girdiklerini söylemiş ve sebebini şöyle izah etmişti: "Bir zamanlar oralarda bulaşıcı bir deri hastalığı ortaya çıkıp yayılmış. Hastalığın bulaşmasını önlemek için hamamlarda peştamal kullanmayı yasaklamışlar. Uzun süre bu böyle devam etmiş. Hastalık geçtikten sonra da böyle bir kültür oluşmuş" diye anlatmıştı. Çocuklara bu durumu sorduğumda "evet hocam doğru. bizden başka şort giyen yoktu" dediler.

Oradan Abdülkadir Geylani (rahmetullahi aleyh'in) kabrini ziyaret için gittik. Büyük, gösterişli ve etkileyici bir türbesi vardı. Orayı ziyaret ettikten sonra otobüslerimize binip Kerbela'ya gitmek üzere yola çıktık. 

Bağdat'ta gördüğümüz aklımızda kalan şeylerden birisi de çok güzel görünen, iki katlı, önünde palmiye ağaçları olan, cadde boyuca dizilmiş evlerdi. Bir de şubat ayında gündüzleri hava oldukça sıcaktı.

Soförlerimiz Bağdat'tan çıkamadılar. Takip ettiğimiz yol bizi tekrar Bağdat'a getirdi. Oralardan bir taksi kiraladık. O taksi bizi Bağdat'tan çıkardı ve Kerbela'ya doğru yolumuza devam ettik.

İnşaallah devam edecek...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

UMRE HATIRALARI-7 (MEKKE'DE YEDİ GÜN)

   ... Mescid-i Haram'a giderken heyecanlıydık. İçeri girip ışıkların altında parlayan Kabe'yi gördüğümüzde heyecanımız doruğa çıktı...