UMRE HATIRALARI-7 (MEKKE'DE YEDİ GÜN)


   ... Mescid-i Haram'a giderken heyecanlıydık. İçeri girip ışıkların altında parlayan Kabe'yi gördüğümüzde heyecanımız doruğa çıktı. Kimisi sevinçten veya manevi etkiden göz yaşı dökerken, kimisi hayranlıkla Kabe'yi seyrediyordu. Kabeyi ilk görenlerin duasının kabul olacağı rivayeti sebebiyle herkesin dudakları kıpır kıpırdı.

 Akşam namazlarımızı kılıp Tavafa geçtik. O dönemler umre yapan kişilerin sayısı fazla olmadığından Kabe'ye oldukça yakın mesafeden tavafımızı yaptık. Tavaf namazımızı kılıp Safa ve Merve tepeleri arasında sa'yimizi yaptık Yatsı vakti geldiği için namazımızı da kılıp otelimize döndük. Otelde traş olup ihramdan çıktık.

Otele dönüp ihramdan çıktıktan sonra çocukların yerlerini gösterdim, eşyalarını yerleştirdiler. Valizler açılınca getirdikleri yiyeceklerin bazıları sıcaktan bozulduğunu bildirdiler. Mesela kimisinin getirdiği yaş sucuklar, kimisinin getirdiği pişmiş tavuklar, kimisinin de getirdiği başka yaş yiyecekler bozulmuştu. Onları çöpe attılar. Kuru veya kurutulmuş gıdalar bir de konserve türü şeyler bozulmamıştı. Otelimiz Mesfele denilen yerde, asansörsüz, üç katlı eski bir bina idi. Fakat Kabe'ye yürüyüş mesafesi olarak yakındı.

 Uzun zamandan beri (Urfa'dan beri) uzanarak yatamadığımızdan yatakları özleyen bedenlerimizi yataklara bıraktık. Derin bir uykudan sonra sabah namazı için Harem-i şerif'e gitmek üzere öğrencileri kaldırdık. Toplu olarak gidiyorduk. O zamanki yollar oldukça dar idi ve oranın gençleri hatta yeni yetmeleri oldukça hızlı araba kullanıyorlardı.Yolda giderken küçüklerden birisi zannedersem uykusu tam açılmadığından hızla gelen arabanın önüne doğru yürüyüverince ani bir refleksle tutup kenara çektim ve o anda endişelerim artmaya başladı.

Harem-i Şerif çok büyük olduğundan orada birbirimizi kaybetme ihtimali oldukça yüksekti. "Namazdan sonra Hacer'ül esved'in olduğu yöndeki kapının önünde buluşalım "diye karar aldık. Bu karar çok iyi oldu çünkü çok kapı vardı ve birbirimizi  bulmak biraz zor olurdu. Herkes yolları iyice öğrendikten sonra buna pek gerek kalmadı.

Otelde çocukları gruplara ayırdım ve bir yere giderken mutlaka kendi gruplarıyla gitmelerini söyledim. Her grubun başına da biraz daha büyük öğrencilerden görevlendirdim. Çocuklar hemen otelin yakınlarını keşfe çıktılar. (Sonra yolları öğrenince Kabe'nin yakınındaki çarşıları da keşfettiler.) Biraz dinlendikten sonra biz de bir kaç kişi çevreyi dolaşmaya çıktık. Döndüğümüzde otelin içerisinde  polis arabalarının siren seslerine benzer sesler geliyordu.

Merakla İçeri girdiğimizde ne görelim... çocuklar Türkiye'de pahalı olan oyuncakları orada ucuz görünce hemen uzaktan kumandalı arabalar almışlar onları oynuyorlarmış. Ses onlardan geliyormuş.

Namaz vakitlerinde Haram-i şerife öğrencilerle beraber gidiyorduk. Diğer zamanlarda isteyen tavaf ediyor veya oralarda ibadet ediyor isteyen dışarıda genelde alışveriş merkezlerini çarşıları geziyor veya otelde kalıyordu. 

O dönemler tavaf alanı şimdikinden çok daha tenha idi. Bazı zamanlarda (namazlardan hemen önce ve hemen sonra hariç) daha da tenha oluyor, Kabe'ye dokunarak tavaf edilebiliyordu. Sadece Hacer'ül esvedin olduğu yerde biraz izdiham oluyordu. Buna rağmen Hacer'ül esvede dokunmak hatta öpmek çok zor değildi.

Bu tür yerlerde söylentiler çok olur. Türkiye'den gelen çocuklardan birisinin kaçırıldığı haberi kulaktan kulağa yayılıyordu. Muhtemelen bu haber doğru değildi ama ben iyice endişelenmiştim. Çocuklara gruplardan ayrılmama konusunu tekrar tekrar tembihledim. Endişem o kadar arttı ki Kabe'yi tavaf ederken, ve diğer ibadetlerimde bile zihnim çocuklarla meşgul oluyor kendimi ibadete tam veremiyordum. O psikoloji ile Kabe'nin karşısında (yıllar sonra çok yanlış olduğunu anladığım ve tevbe ettiğim) bir dua ettim. Dedim ki:

"Allah'ım ben bir daha buraya gelmek istersem beni görevli olarak gönderme. Kendi paramla gelmeyi nasip eyle." Bu duanın çok hatalı bir dua olduğunu sonra anladım ve çok pişman oldum. Daha sonra oraları çok özledim. Değişik vesilelerle beni görevli olarak götürmek isteyenler oldu. Teklifi kabul ettiğim halde nasip olmadı. Hep engellerle karşılaştım. Bunların yaptığım duanın sonucu olduğunu tahmin ediyordum. Sonra büyük  pişmanlıkla tövbeler ettim bu sözümden dolayı Rabbimden af diledim. Nihayetinde (kendi paramızla)  2009 yılında hacc,  2012 yılında umre nasip oldu. 

Bir keresinde Kabe'nin yanında öğrencileri toplayıp özellikle sigara içenlerden sigara içmeyeceklerine dair söz almıştım. Bazı öğrenciler aradan yıllar geçmesine rağmen bu söz sebebiyle bir daha sigara içmediklerini hala söyleyip teşekkür ederler. Bazıları ise kendi istekleriyle söz vermedikleri gerekçesiyle daha sözlerinden dönmüşler.

Mescid-i Haramın yanındaki meydanlarda jetonla çalışan telefon kulübeleri vardı. Oralardan Ülkemizle haberleşebiliyorduk.

Bir de oralarda yiyecek içecek satan büfe ve dükkan tarzı şeyler vardı. Çocuklar en çok mırında denilen teneke kutuda bulunan gazlı içecek ve külaha otomatik doldurulan biraz yumuşak dondurma alıyorlardı ikisi de birer riyal idi.

Mekke'de kalış süremiz 7 gün idi. Bu kısa süreyi iyi değerlendirmemiz gerekiyordu. Bu işin biraz bilincinde olanlar vakitlerini daha çok Mescid-i Haramda geçirmeye gayret ettiler. Ayrıca ziyaret yerlerini de görmemiz gerekiyordu.

 Bir gün sabahleyin kahvaltıdan sonra otobüslerle Nur Dağına en yakın yere kadar gidip oradan öğrencilerle (Nur dağındaki) Hira mağarasına çıktık. O zaman yol /merdiven falan yoktu. Birçok yeri tırmanarak  çıktık. Gidiş ve dönüş epey zahmetliydi ve hayli zamanımızı almıştı ama çektiğimiz zahmete değdi.  Hem Peygamberimize ilk vahyin geldiği yeri görmüş olduk, hem de siyer kitaplarında okuduğumuz bu konudaki bilgileri daha iyi kavramış olduk. Mağara Dağın Mekke'ye bakan tarafındaki dik uçurum yerine sıfır noktasına çok yakın bir yerde iki -üç metrekarelik bir yerdi ve iyi rüzgar alıyor sıcaktan bunalanlar için ferahlık veriyordu.

 O zamanlar Kabe'nin etrafında büyük binalar olmadığından Hira'dan bakınca Kabe görünüyordu. Peygamber Efendimiz de oradan Kabe'yi seyredermiş. Şimdi binaların yüksekliğinden dolayı görünmüyormuş. İyi ki o dönemden Hira'ya çıkmışız. Daha sonraki gidişlerimde oralara çıkmayı göze alamadım.  Hira'dan sonra otobüslerimizle  Cemerat denilen şeytan taşlama yerlerinin yakınına gidip cemeratı gezdik. Arafat'a gidip oraları gördük, dualar ettik. Hz. Adem'in (A.S.) Cennetten Dünyaya indirildikten sonra duasının kabul edildiği yer olarak kabul edilen Cebel-i rahme'yi gördük oralara çıktık. Oralarda şipşak fatoğraf  çekenler vardı. Bazıları hatıra fotoğrafları çekildiler.

Başka bir zaman Cin mescidi ve Cenetül Mualla'yı ziyaret ettik .Hz Hatice annemizin kabri oradaydı Onun için ve diğer müslümanlar için dualar ettik.

Ortak paramızla Türkiye'den aldığım kahvaltılık ve diğer yiyecekleri buz dolabına koymuştum. (Tenekedeki peynirden de gerektiği kadar koyuyordum. Herkes grubuyla kahvaltısını ve diğer öğünlerini oradan ve kendi getirdiklerinden yiyorlardı. İsteyenler oradaki satıcılardan da birşeyler alıp yiyorlardı. Zaten Harem-i şerifin etrafında sebil olarak sık sık  tost ekmeğine benzer ekmek dağıtılıyordu.

Beni gülümseten bir şey oldu. Bir kaç öğrenci hem kendileri hem de aile fertleri için tavaf etmişler. Bir tanesi bana demişti ki: "Hocam bu gün Kabe'yi elli küsür defa turladım." 

Mekke ile ilgili hatırladığım şeylerden birisi de oranın şubat ayı Tavşanlı'nın haziran-temmuz ayları gibiydi. Orada hep kısa kollu gömlekle dolaşmıştım. Hatta ince bir hırka ile Kabe'nin yanında gecelemiştim.

Unutamadığım şeylerden birisi de  bir arkadaş oğluna bisiklet almam için para vermişti. Türkiye'ye göre fiyatı oldukça ucuz sayılırdı. Mağazalardan birisinde istediği markayı görünce alıverdim. Fakat ambalajında olduğu için otele getirmek ve merdivenlerden çıkarmak sıcakta bayağı meşakkatli oldu. Daha sonra Medine'ye giderken tekrar aşağı indirip otobüse yükledik. Medine'ye varınca şoförümüz "otobüsü koyduğumuz yer güvenli değil eşyalarınızı otele koyun" deyince bisikleti tekrar otele çıkardım. Ülkemize dönüşte tekrar indirip dolu olan bağaja yerleştirmek beni o telaşın arasında epeyce uğraştırmıştı. Bu kadar meşakketli olacağını bilseydi muhtemelen o arkadaş da sipariş vermezdi. 

Mekke'deki zamanımız dolmuştu.  Medine-i Münevvere'ye dönecektik. Satılan bidonlardan alıp getireceğimiz zemzemlerimizi doldurduk. Kabe'ye veda edip eşyalarımızı otobüslere yerleştirdik. Mekke'den ayrılmanın burukluğu Medine'ye gitmenin sevinci içerisinde Medine'ye doğru yola çıktık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

YOUTUBE KANALIMIZ

 Kısa videolarımızın yayınlanacağı YouTube kanalımızın linki aşağıdadır: https://youtube.com/@aliusluhayat